Çin’in Milyar Dolarlık Organ Nakli Endüstrisi Toplu Katliamlara Sebep Oluyor

Çin’de yaklaşık 18 yıldır devlet gözetiminde yasadışı organ nakli gerçekleştirildiği iddia ediliyor. İnsan hakları raporlarına göre, izinsiz organ alımı başta Falun Gong uygulayıcıları olmak üzere Çin hapishanelerinde inançları yüzünden tutulan insanları hedef alıyor.

Doktorlar, Çin’in Henan Eyaleti’ndeki bir hastanede nakil için taze organlar taşıyorlar, 16 Ağustos 2012. (Sohu.com ekran görüntüsü)

Kanadalı insan hakları avukatı David Matas, Kanada’nın Asya-Pasifikten sorumlu eski Dışişleri Bakanı David Kilgour ve Amerikalı gazeteci Ethan Gutmann’ın ortak yayınladıkları 30 Nisan 2017 tarihli raporda Çin’de 2000 yılından beri 1.5 milyona yakın organın çalındığı öne sürülüyor.

Araştırmacılardan Kilgour, “Çin hükümeti, Nazilerin yaptığıyla kıyaslanabilecek kadar korkunç bir suç işliyor” dedi.

‘Kanlı Hasat – Katliam’ başlıklı rapora göre, Çin’de mahkumlar gönülsüz organ donörü olarak kullanılıyor, henüz canlı iken organları çıkarılıp satılıyor. Çin’de organ hırsızlığı belirli bir grubu, özellikle inançları ve düşünceleri yüzünden hapishanelerde yargılanmadan tutulan insanları hedef alıyor.

Bu insan hakları suiistimalinin kurbanları arasında çoğunlukla Falun Gong uygulayıcıları olmak üzere, Tibet Budistleri, Uygur Türkleri ve Hıristiyanlar yer alıyor.

Ayrıca iddialara göre, bu insanlık suçunu Çin devlet kurumları, güvenlik güçleri, yargı, sivil ve askeri hastaneler büyük bir işbirliği içerisinde gerçekleştiriyor.

Çin geneline yayılmış bu soykırım, büyük bir gizlilikle yüzlerce sivil hastane, askeri hastane, ve organ nakli tesisinde gerçekleştiriliyor. Yılda 60.000 ila 100.000 organın bu yolla nakledildiği ve gerçek rakamın üst sınıra daha yakın olabileceği raporda belirtiliyor.

Raporun araştırmacılarından Gutmann,NTD Televizyonu ile yaptığı bir röportajda “Çin’de ‘küvette böbrek’ hikayesi hem gerçek hem de devlet destekli. Çin hükümeti tarafından yürütülüyor. Ve sadece tecavüzcüleri veya katilleri değil, din, inanç ve düşünce mahkumlarını da hedef alıyor” dedi.

Kilgour ise Washington’daki Ulusal Basın Kulübünde yaptığı konuşmada araştırmanın detaylarına değinirken çarpıcı bir örnek verdi. “Bir böbrek için iki kez Çin’e giden bir Tayvanlı ile görüştük. Kendisine sekiz tane böbrek getirildiğini ve ancak sekizinci böbreğin çalıştığını söyledi. Kendisini en son Tayvan’da gördüğümüzde iyiydi. Ama böbrek sahibi olması için tam sekiz insan öldürüldü” dedi.

Kilgour özellikle daha sağlıklı oldukları için Falun Gong uygulayıcılarının hedef alındığını iddia etti.

Falun Gong (Falun Dafa), binlerce yıllık geleneksel Çin kültürüne dayanan zihin ve beden gelişimine yönelik bir meditasyon (qigong) uygulamasıdır. İçsel disiplin ve gelişime önem veren ve evrenin doğruluk, merhamet, hoşgörü ilkelerine göre yaşamayı öğreten antik bir öğretidir.

Zihin ve beden sağlığı üzerinde olumlu etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış ve bu sebeple büyük ilgi görmüştür. 1992 yılında geniş çapta halka tanıtılmış ve kısa bir sürede Çin’in ve dünyanın birçok bölgesine yayılmıştır.

Fakat zamanla Çin hükümeti hızla artan Falun Gong uygulayıcılarından endişe duymaya başlamış ve onların Komünist rejime karşı bir tehdit olabilecekleri  varsayımıyla 1999 yılında dönemin devlet başkanı Jiang Zemin, Falun Gong’u ülkede yasak ilan etmiş ve ciddi bir  karalama kampanyası başlatmıştır.

Medya raporlarına göre Çin’de milyonlarca Falun Gong uygulayıcısı yargılanmadan hapishanelere atılmış, toplama kamplarına gönderilmiş ve insanlık dışı muameleye maruz kalmıştır.

Ve bugün hala Çin’de Falun Gong uygulayıcıları hapse atılıyor, işkence görüyor ve öldürülüyor. Hapishanelere götürülen insanların kan ve doku örnekleri alınıyor ve organları sistematik bir şekilde toplanıyor.

Çin’de organ hırsızlığına ilişkin ilk rapor olan “Bloody Harvest” (Kanlı Hasat) 2006 yılında yayınlandı ve 2009 yılında ayni başlıkla bir kitaba dönüştürüldü. 2006 yılından bugüne kadar iddialara paralel birçok rapor ve belgesel yayınlandı. Örneğin Peabody ödüllü “Human Harvest: China’s Organ Trafficking”(İnsan Hasadı: Çin’in Organ Kaçakçılığı) adlı belgesele göre Çin’de yasadışı organ ticaretinin toplu katliamlar sayesinde milyar dolarlık bir endüstriye dönüştüğü belirtiliyor.

Mahkumlardan alınan organların, özellikle yurtdışından organ nakli için gelen hastalara, fahiş fiyatlara satıldığı tespit ediliyor. Yapılan araştırmalara göre böbrek, karaciğer, pankreas, akciğer, kalp ve kornea gibi organlar 30,000 ila 180,000 ABD doları arasında fiyatlara satılıyor.

Çin dünyanın en büyük organ nakli programlarından birine sahip. Bununla birlikte, organ bağışı kültür ve geleneklere uygun olmadığı için, Çin’de gönüllü organ bağışı yapanların sayısı oldukça düşük. Bu sebeple, nakillerde kullanılan organların çoğu mahkumlardan alınıyor.

Hızlı şekilde organ nakli sözü aldıkları için hastalar dünyanın birçok ülkesinden Çin’e akın ediyor. Böylece masum insanlar bilmeden bu suça ortak oluyor. Yurtdışındaki hastaneler ve üniversiteler bu insanlık dışı uygulamadan habersiz Çinli cerrahlara eğitimler veriyor. İlaç firmaları Çin’de organ reddini önleyen ilaçlar üzerinde klinik deneyler yapıyor.

Bu konuya aydınlanan ülkeler ise gerekli tedbirleri almaya başladı. Örneğin, İsrail, İspanya ve Tayvan organ turizmini önlemek için gerekli yasaları geçirdi. Ayrıca Avrupa Parlamentosu, Avustralya Senatosu ve ABD Temsilciler Meclisi, Çin rejimini kınayan kararlar yayınladı.

Epoch Times, Emel Akan

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.