Algılar ve Zenginlikler Kenti Diyarbakır

Urfa gezisinin ardından Diyarbakır’a geçtik. Arkadaşım Urfa ve Diyarbakır’ı daha önce hiç görmemişti. Urfa’daki gezimiz sırasında ise şaşkınlığını gizleyememişti. Ülkemiz zengin bir tarihe ve çeşitliliğe sahip. 5-6 saatlik bir yolculuk sonrasında bile birçok şey değişebiliyor.

Şunu hemen söylemek gerekiyor. Diyarbakır gibi kentler, sadece uzaktan duyumlarla anlaşılabilecek şehirler değillerdir. Bu şehir inanılmaz bir tarihi geçmişe sahip. Diyarbakır büyük bir zenginlik demek, hem de her anlamda. Kökleri o kadar sağlam ki, ne gibi felaketler yaşarsam yaşayayım asla yıkılmam, zamanı geldiğinde her şeyi sırtımdan atıveririm diyor.

IMG_5008

Ulu Cami bütün ihtişamı ve güzelliği le kendisini keşfetmenizi bekliyor. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

10 yıl, 100 yıl, 200 yıl önemli değil bu antik kentler için.  Ben İstanbul’a benzetiyorum Diyarbakır’ı. Bir inci olan İstanbul, tüm yağmalamaya karşın hala dimdik duruyor. Ne yapsanız da ruhunu öldüremiyorsunuz. Bu gibi kentler her şeye meydan okuyabilen bir güce sahipler. Sokaklarında dolaşmadan ve hissetmeden anlaşılamazlar onlar. Birazcık bile olsa onlarla neşelenmeli, onlarla hüzünlenmeli ve onlarla yorulmalısınız.

IMG_5048

Diyarbakır inanılmaz bir tarihi dokuyu tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

1700 lü yıllarda Diyarbakır’ı ziyaret etmiş olan Fransız gezgin Paul Lucas ‘‘Bugüne kadar gördüğüm en düzenli şehir’’ demiş Diyarbakır için. 1800 lü yıllarda şehri ziyaret eden ünlü gezgin W. Heude ise ‘‘İstanbul da dahil olmak üzere gördüğüm en düzenli Müslüman kenti’’şeklinde not geçmiş. Fakat şehir inanılmaz derecede büyümüş ve eski Diyarbakır bölgesi şehrin artık küçük bir bölgesini oluşturuyor.

BEE_3134

Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Otogarın önünden bir dolmuşa bindik ve Dağkapı durağında indik. Kendimizi tabi ki tarih kokan eski şehir bölgesine attık. Önce Nebii Camiye uğradık. Ardından Hasanpaşa Hanı’nı dolaştık. Hasanpaşa hanı çok güzel, buraya mutlaka uğramalısınız. Handa çok sayıda kahvaltı salonu bulunuyor. Diyarbakır’a uğrayanlar burada yöresel kahvaltının keyfini çıkarabilirler.

Diyarbakır her biri çok değerli hatta eşsiz olan tarihi yapılarla dolup taşıyor. Anadolunun en eski camisi olan ve kiliseden dönüştürülmüş olan Ulu Cami nefes kesici bir güzelliğe sahip. Burada saatler geçirebilir insan. Caminin içine de mutlaka girin.

IMG_4946

Hasanpaşa Hanı Fotograf: Ozan Bugdaycı/ Epochtimes

Camiden çıktıktan sonra Cahit Sıtkı Tarancı’nın müze haline getirilmiş evini dolaştık. Ardından da Ahmed Arif kütüphanesini. Eski Diyarbakır evleri bazalttan inşa edilmişler ve çok ihtişamlılar. Ermeni ustaları siyah ve sert görünümlü bazalt taşın etkisini kırmak için yumurta akı ile elde edilen beyaz bir karışımla duvarları süslerlermiş. Bu motifler evlere çok karakteristik bir hava katıyor.

BEE_3546

Nebi Cami önündeki ayakkabı boyacıları uzun yıllardan beri buradalar Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Diyarbakır eskiden çok temiz bir kentmiş. Bunun sebebi ise çok ilginç: şehir çöpleri hamamlarda yakılırmış. Evliya çelebi Diyarbakır’a geldiği zaman şehrin temizliği karşısında şaşırmış. Üstelik hamamlarda elde edilen bu sıcak su, civardaki camilere yer altından ulaştırılarak bir tür alttan ısıtma sistemi uygulanmış. Bu mimari zekaya ise eski camilerin restorasyon çalışmalarında rastlanmış.

IMG_4970

Hasanpaşa hanının içinden bir görünüm. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Diyarbakır tarih boyunca bolluk ve bereket şehri olarak bilinmiş. Tarihte, bölgenin hububat ambarı görevini üstlenen şehir, doğal bir yiyecek deposu olmuş. Her türlü meyve yetiştirilmiş. Buğday arpa ve et deposu olmuş. Kısrak ve at yetiştiriciliği ile nam salmış. Sahabeler ve Nebiler kenti olarak ün yapmış.

Eski Diyarbakır evlerinin avluları genelde dişi bazalttan yapılmışlar. Duvarlar ise erkek bazalt. Dişi bazaltın üzerinde küçük delikler bulunuyor. Yaz aylarında avlu yıkandığı zaman sular bu küçük deliklere doluyor ve doğal serinlik uzun süre muhafaza ediliyor.

BEE_3515

Eski bir Diyarbakır evi. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Eski Diyarbakır evlerinin dış kapıları alçak. Eve girenler eğilerek giriyorlar ve bu, ev sahibine saygı olarak düşünülmüş bir detay.

Dört ayaklı minare Diyarbakır’da bulunan eşsiz yapılardan biri ve bir eşi olmadığı söyleniyor. Minarenin tam karşısında metal işleri yapan bir dükkan vardı. Ustası ile konuşmaya başladık. Minare zarar görmesin diye etrafını demir bir kafes ile çevirmek ve parasını da kendi ceplerinden ödemek istemişler fakat dinleyen olmamış maalesef.

BEE_3406

Dört ayaklı minare. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Deliler Hanı’nı gezdikten sonra Kervansaray oteli ziyaret ettik. Eskiden kervanların dinlence yeri olan bu eski yapı, şu anda otel olarak faaliyet gösteriyor. Devasa büyüklükteki avlusu düğünlerde çok rağbet görüyor. Ardından Sülüklü Han. Burada oturup bir şeyler içtik. Özellikle türk kahvesi içmelisiniz. Közde pişirilen türk kahvesi çok lezzetli.

Diyarbakır’da peynirciler ve yoğurtçular çarşısı diye bir yer bulunuyor ve türünün tek örneği. Burada karşılaşacağınız peynir çeşitleri sizi şaşırtmaya yetecektir. Ayrıca her türlü bal da satılıyor. Diyarbakır’a uğradığınızda peynirciler çarşısını gezmeyi ihmal etmeyin.

BEE_3708

Peynirciler ve yoğurtçular çarşısı. Fotograf : Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Bir ara eski çarşı kısmında bir kahvehaneye girip çay içtik. Diyarbakır kahvehanelerinde çay bardağında sıcak süt servis ediliyor. Yıllardır süregelen bir alışkanlık bu.

Elbette Diyarbakır’ın eşi benzeri olmayan surlarından bahsetmemek olmaz. Surlar demek Diyarbakır demek çünkü. Şehre kimliğini kazandıran en önemli unsur bu surlar. 5.5 kilometre uzunluğunda olan ve havadan bakıldığı zaman Kalkan balığını andıran Diyarbakır surları, Çin seddinden sonra dünyanın en uzun 2. surları durumunda.

BEE_3827

Diyarbakırın ihtişamlı surları kilometrelerce devam ediyor. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Aslında sur anlamında konuşursak, 1. sırada yer alması gerekiyor çünkü Çin Seddi, adından da anlaşılacağı üzere bir set olarak kategorize edilebilir. Diyarbakır surları ise, devasa bir büyüklüğe sahip.

Mardinkapı tarafına doğru ilerleyip Keçiburcu’na gittik. Burada manzara müthiş ve buram buram tarih kokan bir kente tanıklık ediyorsunuz. Hüzünlü, zengin ve yorgun Diyarbakır karşınızda duruyor. Hevsel bahçeleri ufuk çizgisine dek uzanıyor ve Dicle nehrinin üzerinden yükselen 10 gözlü köprü size uzaktan el sallıyor.

BEE_3923

Keçi burcundan bir görünüm. Fotograf: Ozan Bugdaycı /Epochtimes

Sadece bu burçtan bile bahsedecek olsak, yontulmuş bir kayanın üzerine inşa edilmiş olan Keçi Burcu, burçların en büyüğü ve en eskisi. İnşa tarihi bilinmiyor. Burç 1223 yılında Mervan oğulları tarafından onarılmış. Burçta 11 adet kemer bulunuyor. Burcun, eskiden mabet olarak kullanıldığı düşünülüyor.

Son olarak şunu söyleyelim, Diyarbakır’ın tarihini yaşadıktan sonra, kültür parkı civarındaki Diyarbakır Ekmek Fırınından pide ekmek almayı, Sülüklü Han’da türk kahvesi içmeyi, bakır kapta pişen sahlepten tatmayı, meşhur Burma kadayıfını denemeyi ve Selim Amca’da kaburga dolması yemeyi de ihmal etmeyin.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>