Kumrular Sokağı Ankara’da Bir Sokak! Yılmaz Odabaşı

Kategori : Bir Şair Birkaç Şiir |
1962 Diyarbakır doğumlu. Ögretmen bir ailenin ilk çocuğu. İlk öğrenimini Diyarbakır, Ankara ve Gaziantep’te, Orta öğrenimini Diyarbakır Lisesi’nde tamamladı. İzmir Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini -1980 12 Eylül’ü tutuklanınca – sürdüremedi. Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde bir yıl hapis yattı.Hapisten çıkınca bir süre bir ilaç firmasında Güneydoğu temsilciliği ve Diyarbakır’da bir yıl kitapçılık yaptı.

1986’da gazeteciliğe başladı.1986-94 yılları arası Diyarbakır’da Akajans Muhabirliği, UBA (Ulusal Basın Ajansı) Diyarbakır temsilciliği, Ortadoğu Haber Ajansı Haber Müdürlüğü, 2000’e Doğru Dergisi Diyarbakır büro şefliği ve Türkish Daily News Gazetesi Güneydoğu temsilciliği yaptı. Ayrıca ‘Sokak, Gerçek, Söz, Aktüel, 2000’e Doğru, Exspress, Birikim gibi pek çok süreli yayında telif haberler, yazılar yazdı.1994 yılında gazeteciliği bırakarak Ankara’ya yerleşti; aynı yıl ‘yılın gazetecisi ödülü’ aldı.

1981’den 2002 yılına dek Türkiye ve yurtdışında çok sayıda dergide iki yüz kadar şiiri yayınlandı ve edebiyatın hemen her türünde yazdı.Bir dönem Özgür Gündem (1992) , günlük Aydınlık (1993-94) , Siyah Beyaz (1995-96) ve Birgün Gazetelerii’nde de(2004) köşe yazıları yazdı.1996-98 yılları Cumhuriyet Gazetesi ve Kitap Eki’nde, 1998’de Radikal Kültür-sanat sayfasında, 2004’te bir süre Radikal İki’de, 2006’da Evrensel Gazetesi’nde yazdı.Daha sonra güncel yazmayı bıraktı.

İlk şiir kitabı Siste Kalabalıklar 1985’te, ilk hikaye kitabı Kül Aşklar 1991’de yayınlandı. Şiirleri çeşitli dillere çevrildi; 1992’de Irak’ın Duhok ve Almanya’nın Köln kentlerinde iki kitabı, 2005’te AB sponsorluğunda Munster Literature Centre adlı yayın merkezi tarafından bütün şiirlerinden oluşan bir derleme Everything But You adıyla İngilizce, Feride adlı şiir kitabı Çetin Toprak’ın çevirisiyle Kürtçe, Alpay Kısabacak çevirisiyle Almanca olarak yayınlandı.

2000 yılından itibaren ödüllere katılmadı, şiir ödülü seçici kurullarında yer almadı.1994-2000 yılları arasında yazdıkları ve söyledikleri için “Düşünce suçu” mahkumiyetleri nedeniyle Ankara Ulucanlar ve Haymana Cezaevleri ile, Bursa E Tipi ve Tekirdağ Saray Kapalı Cezaevleri’nde yattı… Yılmaz Odabaşı’nın şiirleri hakkında değişik üniversitelerde hazırlanıp onaylanan lisans tezlerinin yanı sıra, yaşam öyküsünü ve bibliyografyasını konu edinen ve Dr. Ömer Uluçay’ın kaleme aldığı Asi ve Yalnız Yılmaz Odabaşı adlı bir inceleme kitabı yayınlandı.

Başta Avrupa Yazarlar Parlamentosu ve Internatıonal P.E.N. olmak üzere Uluslararası birçok yazar ve gazeteci örgütünün üyesi olan Yılmaz Odabaşı, Türkiye’ de ise 2000 yılından beri hiçbir yazar örgütüne üye olmayıp, sadece Mesam üyesi ve Nazım Hikmet Vakfı’ nın Yönetim Kurulu Üyesidir.1991’den beri yazmaktan başka bir iş tutmayan Odabaşı, çocuk kitapları, film öyküleri ve sinopsisler, hikaye, araştırma-inceleme dahil edebiyatın hemen her türünde yazıyor, ayrıca yağlıboya ve yakma resim çiziyor, fotoğraf çekiyor ve halen İstanbul’da yaşıyor.

 
Eserleri:
Yurtsuz Şiirler (1987)
Reşo, Talan İklimi (1987)
Aynı Göğün Ezgisi (1988)
Feride (1990)
Her Ömür Kendi Gençliğinden Vurulur (1992)
Günlerin Çarmıhında (1994)
Cehennem Bileti (1995)
Aşk Bize Küstü (1997)
Siste Kalabalıklar (1979-1984 şiirleri)

Kumrular Sokağı Şiirler

I

Yağmur dalgın bir efkâr giyinir Ekim’de.
Kumrular sokağı‘*nda çekilmiş bir diş gibi kalırım;
çekilmiş bir diş gibi
Diyarbakır’dan…

Ağrırım,
bağırırım
aldırmaz!

İlle de gökkuşağı giyinir gökyüzü her Ekim’de…

II

Kumrular sokağı bir kente uzayıp gider.
Gökkuşağım,
ayrılığım,
ömür ki eskir ve aşka uzayıp gider…

Tırmalarken göğsümü sabrın sancısı,
yalnızlığın kül tadıyım;
bakarım, yağmur utanmaz bulutundan,
hasretin üvey adıyım…

III

Kumrular sokağında
efkârın adıyla bir akşamüstü;
gövdesine tutunmuş dal,
dala tutunmuş serçe,
telaşlı, o da kendince…
Sonra aşklarda kül, camlarda perde;
usulca harlanır sevişmeler de…

IV

Kumrular sokağında
andlara hep bol geldim,
küfürlere dar.
Dönüp baktım, ne göreyim,
yağmalamış gençliğimi yargıçlar!

Desene Sivas’ın kırık sazıyım,
kendimin ayazıyım,
kalbimde ölü çocuklar…
Tufanlar ardımda ve buruşuk anılar.
Nedense hiç uslanmamış bozgunlar…

V

Oysa haklı ve haksız bütün kitaplar yazılmıştır.
Susuşlar eskimiş, küfürler edilmiştir.
Biliyorum, yalnızlıktan öte dostun yok insan;
insan ki bozuk paralarda bozgundur, yenilmiştir.

/Şimdi bilekleri kesik bir intihardır yaşam…/

VI

Düştüğü yerde tanımazken kendi suyunu yağmur;
biliyorum, aynı dalda gül bile anlamaz dikenini.
Anlasana, anlatamaz kimse yıkımını başka yıkıma.
Cudi’de napalm, Datça’da ıssız koylara,
New york Şırnak’a anlatılmaz.
Her gün yanar söner yanar söner kasvetimle bin ateş;
ölüm, dirilere anlatılamaz…

VII

Bilirsiniz her sokağın bozuk bir sicili vardır
ve utancı sokakların,
günleri şehvete fedâ eden şizofren babalardır.
Gözlerinde yalnızlığı bir hançer gibi saklayan kadınlardır.

Sonrası sokakların, bozkırlardır,
hani bir ak tay düşüyle uzayıp gider
ve rüzgârların ıslığıyla göklere teğet geçer.

Oysa kumrular sokağı bir kente uzayıp gider;
gökkuşağım,
ayrılığım,
ömür ki eskir ve aşka uzayıp gider…

VIII

Daha sevginin herkesten şikayeti var.
Daha herkes kendi sanıklığıyla kör,
tanıklığıyla yargıç.
Bu yüzden söz,
bitmiştir…

Gökyüzü
mü?
O,
kırgındır,
kirletilmiştir…

*Kumrular sokağı: Ankara’da bir sokak.

Kaynak: antoloji.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir