Ludwig Van Beethoven; Bütün Mesele Büyük Görünmek Değil Gerçekten Büyük Olmaktır!

Kategori : GÜNDEM,SANAT,The Epoch Times - Editörün Seçimi,TÜRKİYE |

beethoven

“İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır.”

 

1770 yılında Almanya’nın Bonn şehrinde doğan Beethoven ailenin 9. çocuğudur. Alkol bağımlısı bir baba, frengi hastası bir anne, 3 kardeşi sağır, 2si kör ve biri zeka özürlü olan bir aileye doğmuştur.
İlk piyano derslerini katı babanın baskı ve zorlamalarıyla 4 yaşında almıştır.

Beethoven öyle dahi bir çocuk değildi. Hatta bir öğretmeni; “Beethoven şimdiye kadar bir şey öğrenemedi, bundan sonra da öğreneceği yok. Besteci olarak ben ondan en küçük bir ümit dahi göremiyorum” diye bahsetmiştir. Esasında Beethoven öğretmenlerinin bile anlayamayacakları kadar büyük hayaller peşindeydi. Ama henüz bunları açıklayacak zemin bulamıyordu. Beethoven ancak 30 yaşındayken ilk senfonisini besteleyebilmişti.

Baba Johann Van Beethoven, Bonn’da kilise korosunun şefiydi. Alkole düşkünlüğü yüzünden ailesini geçindirecek parayı toparlayamıyordu. Oğlu Ludwig’in müzik kabiliyetini keşfedince de eve para getirsin diye piyano eğitimini üzerine aldı. Gerçekten de küçük Beethoven 7 yaşında halka konser verecek duruma gelmişti. Alkolik babayla, hasta annenin kavgaları ve kardeşlerinin bakımı çok erken yaşta sırtına binmişti.

Birkaç yıl sonra Mozart’tan eğitim almak için Viyana’ya gitti. Beethoven’ın kabiliyetini keşfeden ilk müzik öğretmeni de Mozart oldu. Bir gün Mozart dostlarını evinde ağırladığı sırada Beethoven’ı piyano başına oturtmuş ve “Bu çocuğa dikkat edin… Bir gün gelecek, bütün dünya ondan bahsedecek.” diye bahsetmiştir.

Bu sırada annesi veremden vefat etti. Bu büyük travma onda, kendisinin de aynı şekilde öleceği korkusu yarattı. Baba kendini daha çok alkole vermiş, Ludwig’in sırtına daha ağır yükler binmişti. Artık son derece aksi ve sinirli bir insan olmuştu. İnsanların ondan daha rahat yaşadıklarını düşündükçe, daha çok bağırıyordu. Her fırsatta çevresindeki tüm insanları aşağılıyordu. Saçı başı darmadağınık dolaştığı içinde ona “çılgın İspanyol” diyorlardı. Fakat her şeye rağmen Beethoven’ın birçok dostu vardı.

22 yaşında Viyana’ya yerleşti. Kraliyet ailesi bile onun tüm kaprislerine rağmen onu tutuyordu. Hatta bir keresinde prens, hizmetkarlarından birine “Şayet Beethoven seni benim çağırdığım sırada çağırırsa ilk ona git.” demişti. Çünkü sanat her şeyden önce geliyordu ve onun tüm huysuzluklarına katlanmakta kararlıydılar.

BeethovenhomeBeethoven, her şeyden önce yaratıcılığa önem veriyordu. Tek isteği ihtirası güzel eser bestelemekti lakin otuzuna yaklaşmasına rağmen hala dikkat çekici bir eser toparlayamamıştı. Arkadaşlarının onu cesaretlendirmemesi onu yıldırmamıştı. Dehası elbet anlaşılacaktı. Nitekim 1800 yılında bitirebildiği Birinci Senfonisi bir şeyler yaratabildiğine müjdeydi. Eleştirmenler çok sertti. Yeniliği bırakıp eski usulde beste yapmasını tavsiye ettiler. Pek çok kişi eseri aşağılıyor ve basit olduğunu düşünüyordu. Beethoven tabii ki kimseyi dinlemedi. “Birkaç sineğin ısırması, yarışı kazanmaya azmetmiş bir atı durduramaz.” diyordu. Eleştirmenlere göre bu konuşma cahil bir adamın konuşmasından farksızdı. Beethoven bu sert hücumlara da aldırmadı.

Son zamanlarda kulakları ağır işitiyordu. Üst sınıf arkadaş çevresine “Ben duyamıyorum yüksek sesle konuşun”  diyemiyordu. Sosyeteden flört ettiği pek çok kadın ona acımaya başlamıştı. Gerçekten de acınacak haldeydi.

Ünlü şair Goethe ile tanıştı. Hayli yaşlı şair, genç besteci üzerinde büyük izler bıraktı. Sağırlığı yüzünden aralarındaki rahat iletişim engellense de ormanda yürüyüş yapmaktan pek haz duyuyorlar, bazı kereler hiç konuşmadan sadece yürüyorlardı. Bazen fikir ayrılıkları olduğunda şiddetli kavga ediyorlardı. Goethe asilliğin her şeyden üstte olması gerektiğini savunuyordu. Onun aksine Beethoven’da demokrat ruhluydu. Bir gün yolda krala rastladılar. Beethoven başı yukarda selam etmeden yoluna devam ederken, Goethe hürmette kusur etmedi. Ardından yaptığı kabalıktan ötürü Beethoven’ı azarladı ve yolları artık ayrılmıştı.

Beethoven, arkadaşlarına olduğu kadar akrabalarına ve ailesine de haşin davranıyordu. Küçük kardeşlerinden biri ilaç imalatı üzerinde çalışmış ve başarılı olmuştu. Zenginliğini herkesin bilmesini istiyordu. Ağabeyine gittiğinde kartvizitini verdi ve üzerine “Johann Van Beethoven-Toprak Sahibi” ünvanını yazdıktan sonra, ağabeyi Ludwig’ te aynı kartvizitin arkasına “Ludwig Van Beethoven-Akıl Sahibi” yazmayı ihmal etmedi.

Besteci diğer kardeşi Caspar’a daha çok yakınlık gösteriyordu. Kardeşinin ölümünün ardından oğlunu evlatlık alacaktı. Dava yıllarca sürdü. Maddi sıkıntılar, kötü sağlık durumları iyice baş göstermişti.
Yeğenini manevi oğlu olarak evine alabildiğinde ise yeğeni mektebe gitmek yerine bilardoya gitmeyi tercih edecek, bu asi çocuğun aldığı harçlıklar yetmeyecek ve herkese borçlanacaktı. Aklınca çok derdi olduğunu düşünüp intihara bile kalkışacaktı.

Çeşitli sıkıntılar ile Beethoven artık tamamıyla sağırlaşmıştı. Ama yine de 9 yıl süren ıstırap, 9. Senfoni ile 1824’te neşe tufanıyla son bulacaktı. 9. Senfoni o güne kadar rastlanmamış, inanılamayacak derecede güzel bir eserdi. Hatta eserin son bölümüne ünlü Alman şairi Schiller’in “Neşeye Şarkı” isimli şiirini koro parçası olarak besteleyip ekleyerek eseri daha tadından yenmez hale getirecekti.

Bu muazzam eser ilk defa 7 Mayıs 1824’te Viyana Kraliyet Tiyatrosu’nda çalındı. Beethoven asla duymamasına rağmen şefliğini kendisi yapacaktı. Nasıl ki eseri duymadan bestelediyse, orkestrayı da  kendi yönetecekti. Eser hatasız şekilde performans sergiledi. Konser bitiminde seyirci koltuğundaki tüm Viyana’nın sosyete halkı güzellikten sessiz kaldı. Şoku atlattıktan sonra salonda çığlık kıyamet kopuyordu.

Beethoven hayatının en acı dakikalarını yaşadı. Zavallı besteci, çevresinde olup bitenlerden habersizdi. Selamlamak için arkasını dönmesini işaret ettiklerinde seyircilerin içi içine sığmaz hallerini görmüştü. Lakin onları hiçbir şekilde duyamıyordu. Dehşet içinde iki eliyle kulaklarını kapadı ve salondan koşarak uzaklaştı. Kader, Beethoven’a en büyük darbesini indirmişti.

Ertesi gece artık yataklara düşmüş, kalkacak güç bulamamıştı. Aylarca ölümle pençeleşti. Son günlerinde artık kendini bilmez bir halde yatarak siroz hastalığından gözlerini tamamıyla hayata yummuştu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir