Sabri Esat SİYAVUŞGİL

Sabri Esat Siyavuşgil, (d. 1907, İstanbul- ö. 6 Ekim 1968, İstanbul), Türk şair, yazar, psikolog, çevirmen, ansiklopedist.

Yedi Meşaleciler Topluluğu’nun kurucularındandır. Psikoloji alanında akademik kariyer yaptı ve 1942‘de profesör olarak ömrünün sonuna kadar öğretim üyeliğini sürdürdü. Fransız şairlerin şiirlerini Türkçe’ye, Sait Faik hikâyelerini Fransızca’ya çevirdi; Edmond Rostand’ın ünlü oyunu Cyrano de Bergerac’ın Türkçe çevirisiyle büyük ün yaptı.

1907’da İstanbul’da dünyaya geldi. Antalya’da başlayan öğrenimine İstanbul Erkek Muallim Mektebi ve İstiklal Lisesi’nde devam etti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıfta okurken Fransa’ya gönderildi ve Djon ve Lyon Üniversitelerinde felsefe eğitimi aldı. Yurda döndükten sonra Gazi Terbiye Enstitüsü’nde felsefe öğretmenliği yaptı. 1942 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde psikoloji profesörü oldu. Ömrünün sonuna dek öğretim üyeliğini sürdürdü. Türk Psikoloji Derneği, Pen Kulüp başkanlığında bulundu.

İlk şiirlerini 1927’de Güneş ve Hayat dergilerinde yayımladı. 1928’de Yedi Meşaleciler adlı şiir topluluğuna katıldı. Topluluğun çıkardığı Yedi Meşale adlı ortak kitaba 14 şiiriyle katıldı. Sekiz sayı çıkabilen Yedi Meşale Dergisi’nde şiirlerini yayımlamayı sürdürdü; dergi kapanınca şiirlerini Muhit ve Varlık dergilerinde yayımladı. Hece ölçüsüyle dışavurumcu şiirler yazmaktaydı. Şiir yazmayı 10 yıl sürdürdükten sonra bıraktı.

Ulus, Yeni Sabah, Haber gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Psikoloji, eğitim, folklor ve edebiyatla ilgili kültür yazıları birçok dergi ve gazetede yer aldı. Meydan Larousse’nin danışma kurulundaydı.

Köşe yazılarının yanı sıra çevirmenliğiyle de tanındı, Edmond Rostand’tan 1942’de çevirdiği Cyrano de Bergerac oyunu ona çevirmen olarak ün getirdi. Fransız şairlerin şiirlerini Türkçe’ye çevirdi. Sait Faik’in hikâyelerini Fransızca’ya çevirdi.

Varlık Dergisi’nin 15 Ekim 1968 sayısı Sabri Esat Siyavuşgil özel sayısıdır.

ODALAR VE SOFALAR

Evler, bir nara benzer,
Nar tanesi, sofalar,
Akşam, yol gibi gezer;
Sükûn, su gibi odalar.

Odada bir pancurun
Sofadadır güneşi;
Camlarda yanan korun
Düşer içime eşi.

Odada yığın yığın
Gölgenin salkımları;
Sofada yalnızlığın
Duyulur adımları.

Oda, içinden duyar
Oluktan düşenleri;
Sofa, geceyi oyar,
Dinler merdivenleri.

Toplar odam kuş gibi
Sofamın lâflarını.
Birer bibloymuş gibi
Süsler boş raflarını.

Beni duvar boyunca
Bir kum gibi ufalar
Odam uyku dolunca
Uyumayan sofalar.

YOLCULUK

Bir yaz günü odamda kaparken bavulumu
Çekecek koltuğumun parmakları kolumu
Her zamanki sesiyle bana “Otur” diyecek

Bütün kış geceleri duyduğum laflarıyla
Çıplak bir kadın gibi beyaz çarşaflarıyla
Beni uyutmak için yatağım esneyecek

Yolda, adımlarımı çağıracak geriye
Aralık duran kapım, belki dönerim diye
Penceremde buğudan bir damla yaş donacak

Yürürken sağ omzuma hafif sesle ötüşüp
– Bir evden anlaşılmaz fısıltılarla düşüp –
Bembeyaz bir el gibi bir güvercin konacak

Dudağımı gizlice çekerek dudağına
Akşam gibi düşecek vagon basamağına
Garda beyaz, dumandan bir kadının bedeni

Son kampana çalacak ve son düdük ötecek
Mesafeler bir nokta halinde küçültecek
Külrengi istasyonda mendil sallayan beni…

BIKMAK

Sesin dudaklarımda fağfur bir Japon tası
Uzun saçların, bir yaz yağmurunun teması
Ellerin, semaverden akan çay kadar ılık…

Sesim odaya giren bir serçe kadar ürkek.
Ellerim, açık kalan panjuru gösterecek
Ve saçım, gözlerimin içi gibi karanlık.

Yağmur gibi doldursan odayı sözlerinle
İçinden konuşacak aynalar gözlerinle
Ve gün avuçlarından kayan gümüş bir balık.

Bir koltuğa sinecek sıcaklığın derinden.
Girecek yaklaşınca başın, kirpiklerinden
Gözlerime ağaçlı bir yol gibi ayrılık.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.