Teleskop 300 Sene Önce Mi, Yoksa 30.000 Sene Önce Mi İcat Edildi?

Bir astronom, bir yıldızı veya bir göktaşını gözlemliyor. Bu, Ica taşlarından birinin üzerine işlenmiştir. (Fotoğraf: Eugenia Cabrera, Cabrera Müzesi, Ica, Peru)

Maya kültürü çok gelişmiş bir medeniyetti ve bıraktığı kültürel miras hala birçok gizemi barındırıyor. Mayalar, El Caracol “Salyangoz Gözlemevi” ve “Kukulkan Tapınağı” gibi birçok muhteşem eser inşa etmişlerdi ve ilginç olan; bu eserlerin astronomik bir kusursuzluk ile sergileniyor olması. Mayaların bunu nasıl yaptığı ise hala gizemini koruyor. Onlar teleskop ve diğer gözlem araçlarından faydalanmadan bunu nasıl yapmışlardı? Amerikalı bir fizikçi ve gazeteci olan Dr. Michael Guillen, uzun yıllar Amerikan televizyon kanalı ABC’de bir bilim editörü olarak çalışmıştır.

Teleskoplar, modern uygarlığın geliştirdiği bir icat olarak kabul edilmektetir ve Galileo Galilei’in teleskopu popüler hale getirmesinden sonra, teleskop inanılmaz bir hızla gelişmiştir. Fakat, bazı kaynaklarda 17. yüzyılda da teleskopların kullanıldığına dair ipuçları yer almaktadır ve hatta on binlerce sene öncesinde kullanıldığına ilişkin bulgular mevcuttur.

Hz.İsa’nın doğumundan 500 yıl sonra, Roma İmparatoru Kral Nero bir “kıymetli taş”a sahipmiş ve bu “kıymetli taş” sayesinde gladyatörlerin kanlı kapışmalarını uzaktan izleyebiliyormuş. Kral Nero’nun “kıymetli taş”ı acaba doğal bir taş mıydı, yoksa insan eliyle işlenmiş bir lens miydi?

Vikinglerin Optik Aletleri

Almanya Aalen Üniversitesi’nden bilim insanları, 1990 yılında İsveç Gotland’da keşfedilmiş lensleri araştırmıştır. İlk başlarda bu lensler dekoratif süs eşyası veya ateş çıkarmak için kullanılan bir büyüteç olarak sınıflandırılmıştı. Fakat, son çalışmalar göstermiştir ki, bu mercekler teleskopların varlığına işaret etmektedir ve bu teleskoplar iddia edilen ve  tüm dünyada kabul gören zamandan çok daha öncesinde icat edilmiştir.

Aalen Üniversitesi’nin araştırma ekibinden Dr. Olaf Schmidt, “Görünüşe göre lenslerin eliptik tasarımı sandığımızdan çok daha önce icat edilmiş” demiştir. “Sonradan bu bilgi kaybolmuş.”

Dr. Schmidt şunları da söyledi: “Bu buluş heyecan verici, çünkü lenslerin cilası neredeyse mükemmel ve görüntüsü de çok net”.

Optik fenomenler de, eski Vikinglerin iyi bildiği bir konuymuş. Onlar sisli ve kapalı havalarda denizde gemilerle yolculuk ederken, güneş taşı (sólsteinn) kullanıyormuş ve güneş taşı sayesinde, güneşin pozisyonunu belirleyerek kusursuz bir navigasyona sahiplermiş.

5.000 Senelik Parlatılmış Mısırlı Helvan Lensleri

Kral Nero’dan yüzlerce sene önce Yunanlılar, Mısırlılar ve Asurlular gibi antik medeniyetler, kullandıkları lensli konstrüksiyonlar sayesinde, gök cisimlerini izliyor ve inceliyorlarmış.

Eski Helvan halkı da antik dönemde büyük bir olasılıkla optik lensleri kullanıyordu ve parlatma işlemi hakkında bilgiye sahiplerdi. Yapılan bir araştırmada, eski Mısır’dan kalma mezarlıklarda lensler keşfedilmiş ve bilimsel yöntemler ile yapılan çalışmalar sonucunda lenslerin 5,000 sene önce yapıldığı saptanmıştır. Bu, Galileo Galilei’den çok önce insanların teleskop kullandığı anlamına gelmektedir.

Daha da ilginci ise, parlatma işlemi için seyum oksit içerikli parlatıcı bir sıvı gerekmektedir, fakat bunun için eski Mısırlıların elektriğe sahip olmaları gerekir.  Çünkü bu parlatıcı sıvı fotokimyasal bir işlem sayesinde kazanılır ve bunun için elektrik şarttır. Bu, bilim adamlarının hala yoğun bir biçimde tartıştığı bir konudur.

3.000 Yılık Mükemmel Bir İşçiliğe Sahip Olan Asur Nimrud Lensleri

Irak’ta bulunan önemli bir diğer keşif ise, Nimrud lensleridir. Bu lenslerin eski Asur medeniyetine ait olduğu düşünülmektedir. Mükemmel bir işçiliğe sahip olan bu lensler, bugünkü bir teleskop için bile kullanılabilecek bir kaliteye sahiptir ve bilinen tarihi altüst etmiştir. Böylelikle bu lensler, Helvan lenslerinden sonra keşfedilen en eski ikinci lenslerdir. Bu lenslerin ikisi de şu anda Londra British Müzesi’nde sergilenmektedir.

30.000 yıl önce gelişmiş medeniyete sahip bir uygarlık var mıydı?

Mayalar eşi benzeri olmayan bir kültüre sahiplerdi ve bugüne dek kalan eserler hala birçok gizem barındırıyorlar. Onlar, inanılmaz bir hassasiyetle astronomik ölçümler yapmış ve dünya tarihinde bilinen en eski gözlemevlerini inşa etmişlerdir.

Mezoamerikan kültür hayranı ve araştırmacısı Michel Guillen, “Biz genellikle eski kültürler hakkında, geri kalmış ve ilkelermiş gibi söz ederiz, fakat Maya kültürü kesinlikle ilkel değil” demiştir.

Astronomik amaçlar için Mayalar tarafından inşa edilen binalardan biliyoruz ki, onlar Venüs Transit’i (Venüs’ün güneşin önüne geçtiği nadir bir durum) ve büyük evrensel değişimlerden haberdarlardı. Mayaların 2012 takvimi de bunun bir göstergesidir.

Uzun bir zamandan beri uzmanlar arasında bir tartışma konusu olan, Peru Ica taşlarında bulunan resimler; Vikingler, Asurlular, Yunanlılar ve Mısırlılardan çok daha eski bir uygarlığı işaret etmektedir. 30.000 sene önce resmedilmiş bu Ica taşları, elbisesi, şapkası ve ayakkabısı olan bir insanı gök cisimlerini teleskop ile izlerken göstermektedir.

Okyanusun diğer tarafında o zamanlar Neandertaller’in yaşadığını biliyoruz. Peki bu Neandertaller ilkel bir biçimde yaşarken, nasıl oluyor da Mayalar bu şekilde gelişmiş bir kültüre ve uygarlığa sahipti? Neden eski uygarlıkları bu kadar az biliyoruz ve sadece bu kadar az şey keşfedilmiş bir durumda?

Acaba gerçekten de iddia edildiği gibi, Vikinglerin, Nemrutların ve Helvanların lensleri gerçekten sadece bir süs eşyası mıydı? Öyle olduğunu varsaysak bile, peki bu eski Ica taşlarındaki resimler nedir?

Yüksek bir gelişmişlik seviyesine sahip eski uygarlıkların kanıtları nereye kayboluyor?

Antik dönemde hiçbir gelişmiş teknoloji olmadığı kanısı, çok büyük bir hata olabilir. Bugün biliyoruz ki, bir medeniyetin helak ve yok olmasından kısa bir süre sonra, o medeniyet hakkındaki kanıtlar, genellikle aradan yüz yıl geçmeden bile ortadan yok oluyor. Böyle bir durumda, kullanılan tüm teknolojik aletler ve diğer araç gereçler de yok oluyor.

Bu süreç öyle bir hızla gelişiyor ki, bizim bildiğimiz tarihte böyle bir durumun birkaç kere vuku bulma olasılığı çok yüksek. Böyle bir durumda, sonraki kuşaklar eski medeniyetlerden bihaber bir biçimde yaşamlarını sürdürürlerdi. Ancak, sistematik ve titiz araştırmalar ile, bu eski medeniyetler araştırılırsa ve dar bir bakış açısı yerine daha geniş ve ön yargısız bir araştırma yapılabilirse, ancak o zaman tarihin gizemli sayfalarında kaybolan, gelişmiş uygarlıklar hakkında gerçekleri öğrenebiliriz.

Leonardo Vintiñi, The Epoch Times