30 Kasım 1952 – ABD İlk Hidrojen Bombasını Eniwetok Adası’nda Patlattı

Hidrojen bombası veya Füzyon bombası, kontrolsüz termonükleer enerji sağlayabilen yıkıcı nükleer silah.

Hidrojen bombasının ürkütücü boyutlardaki patlama gücü, hidrojen atomlarının birleşerek helyum atomlarına dönüştüğü termonükleer tepkimeden doğar. Bir başka deyişle, hidrojen bombasının patlaması bir çekirdek kaynaşması ya da birleşmesidir (füzyon). Oysa atom bombasınınki bir çekirdek bölünmesidir (fisyon).

Atom bombasının aksine fisyon değil füzyon reaksiyonu esasına dayalıdır. Füzyon reaksiyonunu başlatmak için gerekli ateşleme, sıcaklık küçük bir atom bombasını patlatmak suretiyle sağlanır. Ancak reaksiyon çok kısa bir sürede olduğundan, bomba maddesi buharlaştığı için toplam maddenin yalnızca bir kısmı füzyona uğrar. Füzyona uğrayan madde bir uranyum kılıfı içine alınacak olursa, bu iki bakımdan yarar sağlar:

  • Uranyumun ağır bir metal olması ve buharlaşma sıcaklıklığının çok yüksek olması termonükleer enerjinin daha uzun sürmesini sağlar.
  • Füzyondan meydana gelen nötronlar uranyumun fisyonuna sebep olacağından patlamadan açığa çıkacak enerji daha da artmış olur.

Küçük atom bombalarına ihtiyaç duyan hidrojen bombalarına temiz, büyük atom bombalarına ihtiyaç duyanlara ise kirli bomba denir.

Termonükleer reaksiyonlar için gerekli ısının kimyasal patlayıcı maddeler ile sağlanması düşünülmüştür. Bu durumda deklanşör görevini gören atom bombasına gerek kalmayacak ve radyoaktivitesi de ortadan kalkmış olacaktır.

Termonükleer ürünlerden hiçbiri radyoaktif değildir. Sadece trityum zayıf bir radyoaktivite gösterir. O halde hidrojen bombasının radyoaktif etkisi yoktur, ancak bu bombayı ateşlemek için kullanılan atom bombasından gelen etki vardır. Oldukça küçük deklanşör atom bombaları kullanan hidrojen bombalarında bu etki azdır.

ABD, 1952’de atom bombasından çok daha etkili ve yıkıcı bir silah olan hidrojen bombasını geliştirdi. İlk hidrojen bombası 1954 yılında Büyük Okyanus’taki Marshall Adaları’na atılarak ABD tarafından denenmiştir. Atılan bomba Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının tam 1000 katı gücündedir.

Sovyetler 30 Ekim 1961 tarihinde, saatler Greenwich saati ile 8.30’u gösterirken Novaya Zemlya’da Çar Bomba lakaplı 57 megatonluk bir hidrojen bombası denemesinde bulunmuştur. Bu bomba Hiroşima’ya atılan atom bombasından 3800 kat daha güçlüdür. Oluşturduğu alev topu [965 km]’den görülebilmiştir. Patlama anında oluşan şok dalgası Dünya çevresini 12 kez dolaşmıştır.

Nükleer silahlar tarafından patlamaları sırasında troposfere ulaşan enerji 4 ana kategoriye ayrılır;

  • Tahrip: Tüm enerjinin %40-50’si
  • Termal Radyasyon: Tüm enerjinin %30-50’si
  • İyonlaşana radyasyon: Tüm enerjinin %5’i
  • Çöküntü radyasyon: Tüm enerjinin %5-10’u

Buna rağmen, silahın tasarımı ve patlamanın gerçekleştiği çevre koşullarına göre, ortaya çıkan enerjinin dağılımında farklılıklar meydana gelebilir. Büyük miktarda enerjinin salınımyla ortaya çıkan tahrip etkisi, elektromanyetik spektrumun etrafını yayılır. Patlamanın denizaltı, yüzey, hava, ya da atmosfer dışı bölgelerde meydana gelmesi, üretilen tahrip gücü ve radyasyon miktarını belirleyen bir diğer faktördür. Yoğunluğun daha fazla olduğu bölgelerde (örneğin su) meydana gelen patlamalarda enerji absorbe edildiğinden etki alanı azalarıken, patlamanın şiddetinde büyük bir artış meydana gelir.

Bir nükleer silahın, geleneksel patlayıcılara kıyasla insanlar üzerindeki asıl etkisi özdeş fiziksel tahribat mekanizmasıdır (identical physical damage mechanisms ). Buna rağmen, nükleer bir patlayıcının her gramda ürettiği enerji milyonlarca kat daha güçlü ve ulaştığı sıcaklık derecesi milyonlarca kat daha fazladır.

Nükleer bir patlamadan açığa çıkan enerji, birkaç farklı yapıda radyasyonu açığa çıkarır. Patlamayı çevreleyen hava, kaya ya da su gibi bir materyal olduğunda, radyasyon ani olarak bu meteryalle etkişelime girer ve patlamanın sıcaklığıyla eşitleyene dek ısıtır. Çevreleyen maddeninse buharlaşarak patlamasıyla sonuçlanır. Patlamanın yarattığı kinetik enerji de bir şok dalgasının oluşmasına katkıda bulunur. Örneğin patlama, denize yakın bir yükseklikte meydana gelirse, açığa çıkan enerjinin büyük bir kısmı atmosferle etkileşime girer ve merkezden dışa doğru küresel bir genişleme yaratır. Merkezdeki yoğun termal radyasyonsa bir ateştopu yaratır ve eğer alevlenme yeterince düşükse, mantar bulutu oluşur. Hava yoğunluğunun az olduğu yüksek irtifalardaki alevlenmelerde daha çok enerji iyonizan ışın ve x-ray olarak açığa çıkar.

1945 yılında, ilk nükleer silahları geliştiren bilimadamlarının yeterince büyük bir nükleer patlamayla Dünya atmosferini tutuşturabileceklerine ilişkin bazı spekülasyonlar vardı. Bu, birer azot ve oksijen atomundan oluşan iki nitrojen atomunun nükleer reaksiyonuyla açığa çıkabilecek bir enerjinin endişesiydi. Bu enerjiyse reaksiyonun devam etmesi için gereken yeteri miktardaki diğer tüm nitrojen atomlarını tükenene dek ısıtacaktı. Fakat, kısa bir süre içerisinde, yapılan bu tezi imkânsız olarak varsaymanın yeterince akıllıca olmadığı belirtildi. Buna rağmen, kavramın yıllardır dedikodu olduğu konusunda ısrar eden çevreler vardır.

Kaynak : wikipedi

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.