Mustafa Seyit SUTÜVEN

SUTÜVEN

Bir kayadan duman duman
On yedi metre atlayan
Dağ kokusuyla yüklü su.

Boşluğa fırlayınca, saç
Düştüğü yerde üç kulaç
Mavi su, ak köpüklü su.

Şi’rin elindesin bugün
Eski masalların bütün
Canlanacak birer birer.

Akhalılar da bir zaman
Şair, ilâhe, kahraman,
Şi’rini burda içtiler.

Hepsi tapardı rengine,
Rastlamamıştı dengine,
Hiçbiri, mor Tesalya’da.

Öyle füsunludur bu yer
Şi’rine borçludur Homer
Çünkü senindir İlyada.

Eski, uzun zamanların,
Tığ gibi kahramanların
Türküsüdür sesin henüz.

Dağda hayat uyandıran
Taşları duygulandıran
Bir son ilâhesin henüz.

Afrodit olmadan ilâh
Dağdan inerdi hersabah
Elde gümüş hamam tası.

Burda çıkardı örtüden
Kimseye gösterilmeyen
Gerdanı, göğsü, kalçası.

Altına mavi mermerin,
Üstüne ak köpüklerin
Kurt gibi saldırırdı hep.

Kimseye belli etmeden,
Hırsla kucakladıkça sen,
Göğsünü kaldırırdı hep.

Burda Moğol, Yunan, Mısır,
Med, Roma, Türk, asır asır
Taptı döküldüğün yere.

Tanrıların konakları,
Orduların otakları
Burda ererdi göklere.

Söylediğim masal değil;
Atları, kahraman Aşil
Burda sulardı bir zaman.

Burda gezerdi Keykubat,
Burda keserdi Mihridat,
Burda içerdi Antuvan!

Göğse nasıl batarsa diş
Öyle derinden işlemiş
Taşlara Hektor’un izi.

Söyle, bugün niçin, neden
Bunca ilâhlığınla sen
Kulluğa almadın bizi?

Halbuki bir Yunan kadar,
Hüsnüne her tapan kadar
Tapmayı biz de anlarız.

Bizleri başka görme sen;
Hüsnü, Huda kadar seven
Gönlü temiz adamlarız.

Hepsini at da bir yana,
Bari o günlerin bana
Şi’rini söyle tatlı su.

Şi’rini, geldiğin yerin
Şi’rini, eski günlerin
Söyle, köpük kanatlı su!

“Bir kayadan duman duman/On yedi metre atlayan/Dağ kokusuyla yüklü su”… Böyle başlar Sutüven şiiri. Doğan Hızlan’ın 8 Temmuz 2002’de Hürriyet Gazetesi’nde yazdığı gibi Sutüven Şelalesi’nin sesi, şiire çağırmıştır şairini. Adını bu şiirle duyuran Mustafa Seyit Sutüven, 1908’de Edremit’te doğar, 1969’da İzmir’de ölür. Edremit Numune İptidaisi’ni bitirdikten sonra, kendi çabasıyla Balıkesir Akşam Lisesi’ni tamamlar. Daha sonra da babası gibi erken yaşta ticarete atılır. “Yeni Köylüler Pazarı” adını verdiği bir kırtasiye dükkânı açar Edremit’te. Bir yandan da maden ticareti yapar. Edebiyatla ilişkisini hiç kesmez Sutüven; İstanbul, Ankara gibi şehirlere gidip gelir sık sık.
İlk şiiri 1935’te Yücel Dergisi’nde yayımlanır. Servet-i Fünun, Uyanış, Yeni Ses, Varlık, İnsan, Yurt ve Dünya, Türk Dili, Yeditepe ve Yeni İnsan şiirlerini yayımladığı diğer dergilerdir. Yaşamı boyunca hiç kitabı çıkmaz Sutüven’in. Ölümünden sonra şiirleri İş Bankası Kültür Yayınları tarafından “Bütün Şiirleri” adı altında yayımlanır. Ondan sonra da unutulup gider zaten.
Cemal Süreya bir yazısında ‘tek şiirlik şair’ diye eleştirir Sutüven’i. Süreya’nın kastettiği ‘tek şiir’ Sutüven şiiri olsa da; Orşilim Kızları, Erizgân, Şıpşıp, Kumaş, Tütün ve Kazdağı gibi şiirleri de önemli şiirlerdir aslında. Halk deyişlerinden çağdaş Yunan mitolojisine kadar geniş bir kültürle beslenir Sutüven’in şiiri. ‘Burda gezerdi Keykubad/Burda keserdi Mihridat/Burda içerdi Antuvan!’ dizeleri bile açıklar bu mitoloji tutkusunu. “Bütün Şiirleri” kitabının önsözünde Zahir Güvemli’nin dediği gibi; “…içinde yaşadığı toplumun bütün acılarını, sevinçlerini duyan, duyuran bir halk çocuğu. Öyle bir halk çocuğu ki, yaşadığı topraklara Halikarnas Balıkçısı’nın gözüyle bakıyor ve o topraklardaki medeniyet bütünlüğünü, kültür bütünlüğünü görebiliyor…”
Mustafa Seyit Sutüven aruzdan hece veznine, serbest nazımdan koşmaya kadar her türde şiirler yazsa da; asla bir akıma bağlı kalmaz. Kendi bildiği yolda ışıl ışıl parlayan bir Türkçeyle; coğrafyadan tarihe, mitoloji’den halk efsanelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede yazar şiirlerini. Hatta Yahya Kemal’in ısmarlamasıyla yazdığı ‘İstanbul Boğazı’’ gibi şiirler de bile uzun yılların birikimi hissedilir. ‘İçinde balıklar yüzer/Dışında kayıklar/Martılarla gemilerin kaynaştığı/Altında/Bir kızağın/Yağ gibi kaydırdığı asfaltında/Sağ kolunda bir delikanlı/Solunda bir kız/Şiir gezer ağır ağır…” dizeleri de İstanbul’u ara sıra gören birinin, sanki boğazın kıyısında yaşıyormuş hissini vermesinin en güzel örneğidir.
Hani Cemal Süreya ‘tek şiirlik şair’ demişti ya Sutüven için, bazı şairler başka şiir yazmasalar da olurmuş gibi gelir bazen. Bu diğer şiirlerinin güzel olmayışından değil, yazılan o ‘tek şiir’in ağızda bıraktığı tattandır kuşkusuz. Şöyle düşünün; Şemsi Belli deyince “Anayaso” gelmiyor mu ister istemez aklınıza? Ya Ahmet Haşim deyince “O Belde”, Ali Mümtaz Arolat deyince “Bir Gemi Yelken Açtı”, Necip Fazıl deyince “Kaldırımlar”, Ahmet Muhip Dranas deyince “Fahriye Abla” gelmiyor mu ilk önce sizin de aklınıza? Doğan Hızlan’ın aynı yazıda hatırlattığı gibi; bazı şairler durmadan kitap çıkartıp antolojilerde kendilerine yer bulamazken, bazı şairler de tek bir şiirle müdavimi oluyorlar antolojilerin. Mustafa Seyit Sutüven de o şanslı şairlerden biri işte.
Şairin en büyük şansızlığı da kolay unutulmasıdır elbette. Ölümü bile duyulmaz Sutüven’in. Sadece ölümünden on beş gün sonra Yeditepe Dergisi’de çıkar haberi o meşhur şiirin altına düşülmüş, ‘bu şiirin şairi öldü’ yazısıyla. Daha sonra aynı dergide Behçet Necatigil ve Sami N.Özerdim onunla ilgili bir şeyler yazarlar sırasıyla. Bir de Mehmed Kemal imzasıyla bir yazı yayımlanır Kasım 1973 tarihli Soyut Dergisi’nde, ölümünün 4. yılı anısına.
Mustafa Seyit Sutüven’le ilgili yapılan en önemli çalışmaysa, Saadettin Yıldız’ın Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nde yazdığı “Mustafa Seyit Sutüven’in Şiirinde Âhenk Unsurları” başlığını taşıyan tez çalışmasıdır. Bunun dışında elle tutulur, şiirlerine derinlemesine eğilen başka bir çalışma yapılmamıştır ne yazık ki.
Nasıl ki bazı yazar/şairler yaşadıkları yerle özdeşleşiyorsa, Mustafa Seyit Sutüven de yaşadığı yerle, yani Edremit- Sutüven’le bütünleşmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar deyince Bursa’yı, Yusuf Atılgan deyince Hacırahmanlı’yı, Ruşen Hakkı deyince İzmit’i, Bekir Sıtkı Erdoğan deyince Konya’yı hatırlıyorsak; Mustafa Seyit Sutüven deyince Edremit’i hatırlamamız da bu yüzdendir kuşkusuz.
Sevdiğim bir şair dostum; “Bir şairin üç şiir borcu var” derdi, “biri doğduğu yere, biri yaşadığı yere, biri de Doğu’ya…” Belki biz unutuyoruz ama bazı şairler yaşadıkları ve doğdukları toprakları unutmuyorlar işte.

gökhan arslan

* Sincan İstasyonu 25, Eylül 2009
Unutulmuş Şairler Kitaplığı / Mustafa Seyit Sutüven

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.