Ait Olunacak Bir Yer: Bir Evi Sığınağa Dönüştürme Sanatı

Bir ev sadece bizi dışarıdaki yağmurdan korumaz. Aynı zamanda bize huzur, sessizlik, güzellik, bağ kurma ve ait olma duyguları verir.

İyi bakılmış bir ev, güzelliği ve dinginliğiyle ruhu yatıştırabilir ve aile bağlarını güçlendirebilir. (Görsel: Biba Kajevic). Bu dijital görsel, yapay zekâ ile değil, elle çizilmiştir.
İyi bakılmış bir ev, güzelliği ve dinginliğiyle ruhu yatıştırabilir ve aile bağlarını güçlendirebilir. (Görsel: Biba Kajevic). Bu dijital görsel, yapay zekâ ile değil, elle çizilmiştir.

Bu yazımızda evinizi bir sığınağa, ait olunacak bir yuvaya dönüştürmek için öneriler bulacaksınız.

“Hadi eve gidelim.”

Bu sözler insanın kalbini derinden etkiler. Ev kavramı içimizde derin bir özlemi, ifade etmesi kolay olmayan bir duyguyu harekete geçirir. Ayrıca hepimiz bir yere ait olmak, dinlenebileceğimiz bir yer bulmak isteriz. Dünyanın soğuk pençelerinin erişemeyeceği bir huzur mekânı isteriz. Aynı zamanda, yürüdüğümüz tozlu yolun, sonunda huzur veren bir meydana varmasını umut ederiz. Orada böceklerin vızıltısını, kuşların ötüşünü ve açık kapıdan süzülen güneş ışığını bulmayı dileriz. Kısacası, bir sığınak isteriz.

Bir Evi “Ev” Yapan Nedir?

Peki, bu sığınağı, yani ait olduğumuz yeri nasıl buluruz? Bu sorunun yanıtlarından biri şudur: onu biz inşa ederiz. Dünyanın bir köşesini seçer, kendimize hem fiziksel hem de psikolojik açıdan güvenli bir ev yaparız.

Ancak sıradan bir yuva, her zaman bir “ev” değildir. Yani sadece bir barınağa sahip olmak yetmez. Sonuçta hayvanların da yuvaları ve inleri vardır, ama bizim anladığımız anlamda “evleri” yoktur. Biz yalnızca doğa şartlarından korunmak değil, daha fazlasını arıyoruz. Tanıyıp bildiğimiz, bizi de tanıyıp bilen bir yer arıyoruz. Huzur ve güvenlik sağlayan, rahatlatan ve yenileyen, kalbi, zihni ve bedeni besleyen bir ev istiyoruz. Ayrıca o evin, hayatımızın bütün yükünü taşıyabilecek bir beşik gibi olmasını, hikâyemizin fonunu oluşturmasını diliyoruz. Kim olduğumuz ve nasıl bir hayat yaşamak istediğimiz hakkında bir şeyler ifade etmesini bekliyoruz.

Bir evi, sıradan bir kullanım alanından fazlasına dönüştürmek, bir sığınak yapmak mümkündür. Bir sığınak, dört duvar ve bir çatıdan öte bazı özelliklere sahiptir. Aynı zamanda güzelliğin yatıştırıcı gücünü hissettiren, dünyanın gürültü ve telaşından koruyan bir alandır. Ayrıca insan ilişkilerini destekleyen, sağlıklı yaşamı besleyen bir ortamdır.

Sığınaktaki Güzellik

Bir ev neden güzel olmalı? Çünkü güzellik teselli eder; evler de teselli bulacağımız yerler olmalıdır. Üstelik güzellik zihni yatıştırır, ruhu besler. Güzelliği gören, kendi sıradan rutininden ayrılır, daha yüksek düşüncelere ve daha yumuşak duygulara geçer. Düzen, uyum, simetri ve renkler, keyif alma becerimizi harekete geçirir. Hayvanlardan farklı olarak, bunlardan sevinç duyabilen tek varlık biziz. Dolayısıyla bu sevinci yaşamak, potansiyelimizi gerçekleştirmemize ve tam anlamıyla insan olmamıza yardım eder.

Güzellik, aynı zamanda evi insanların doğal olarak bulunmak isteyecekleri bir yere dönüştürür. Ayrıca aile ile arkadaşlar arasında bağların güçlenmesine katkı sağlar. Eğer bir ev sığınak olacaksa, misafirperver olmalıdır. Üstelik estetik açıdan hoş bir alanın yaratacağı görünmez bağlar, insanları içeri çeker ve orada tutar.

Gürültüden Uzak

Estetiğin ötesinde, evimizi bir tür kutsal mekâna, çevreden bağımsız bir alana dönüştürmenin yollarını da düşünebiliriz. Peki, alanımızı çevredeki hangi faktörlerden ayrı tutmalıyız? Dünyanın bitmek bilmez müdahalelerinden – ki günümüzde bu müdahaleler en çok teknoloji aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun için telefonlara, televizyonlara, tabletlere, radyolara ve diğer cihazlara net sınırlar koyabiliriz. Böylece haberlerin, reklamların, aramaların ve mesajların bizi takip edemeyeceği küçük bir huzur köşesi yaratabiliriz. Vızıltılar, patırtılar, uğultular ve gürültüler yavaş yavaş kaybolur. Tıpkı güzellik gibi, sessizlik de zihni yatıştırır, stresi azaltır ve bizi şimdinin gücüne açar.

Topluluk ve Bağ Kurma

İyi bir ev, aynı zamanda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ve başkalarıyla iletişimi de destekler. Hep birlikte vakit geçirebileceğimiz alanlar: Örneğin televizyon yerine soba ya da şömine, ev yemekleri pişen bir mutfak, davetkâr bir bahçe ya da arka bahçe, kitap rafları ve müzik aletleri… Tüm bunlar iyi, huzurlu ve başkalarıyla paylaştığımız bir hayata katkı sağlar.

Çevremizi şekillendirdiğimiz gibi, çevre de bizi şekillendirir. Aynı şekilde günlük alışkanlıklarımızı da etrafımızdaki fiziksel ortamla biçimlendirir. Yani bu alanları bilinçli bir şekilde düzenleyerek, hayatımızın akışını istediğimiz yöne yönlendirmemiz mümkündür.

Kalbin Özlediği

Batı edebiyatında “ev” kavramının hayal gücümüz üzerindeki etkisini açıkça görebiliriz. Örneğin kutsal kitapların tamamı, eve dönüş yolculuğunu anlatır. Homeros’un destanları Batı düşüncesinin temelinde yosun tutmuş taşlar gibi durur. Bu destanlar da ev ve eve dönüş yolculuğu ile ilgilidir. Truva’nın hüzünlü yanı: büyük bir sığınağın, kültür, medeniyet ve yaşam mekânının, yani bir evin, yok olmuş olmasıdır. Elbette “Odysseia”nın tamamı da eve dönüş ve Odysseus’un özlem dolu kalbinin hikâyesidir. Yabancı kıyılarda, gözleri yaşlı, denize bakan Odysseus’un, kendi odasının güvenliğine ve eşinin kucağına duyduğu hasreti anlatır. Evine duyduğu özlem o kadar büyüktür ki, uğruna ölümsüzlüğü bile reddetmiştir.

Peki, bu çağda bizim evlerimiz de bize Odysseus’un evine duyduğu kadar anlam ifade edebilir mi? Aşina olduğumuz kapıyı yeniden görebilmek için canavarları, gemi kazalarını ve büyüleri aşmayı göze alır mıydık? Bu soruya cevap vermek gerekir. Elbette her okuyucu kendi yanıtını verecektir.

Eve bağlılık, sağlıklı bir ulusun işareti ve gelişen bir kültürün ön koşuludur. Eğer bu bağlılığa sahip değilsek ve edinmek istiyorsak, bunun için evlerimizi bilinçli şekilde değiştirebiliriz. Güzellik, huzur ve insan ilişkilerinin yeşerebileceği alanlarla dolu sığınaklar haline getirebiliriz.

Yazan: Walker Larson, The Epoch Times

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.