Geleceği İnşa Eden Eller: Emeğin Bayramı

1 Mayıs, İşçi Bayramı’dır; emeğin, sermaye sömürüsüne karşı insanca yaşam mücadelesini yükselttiği gündür.

1 Mayıs 1886’da, 8 saatlik iş günü talebiyle greve çıkan Chicagolu işçilere yönelik polis saldırısı sonucu meydana gelen Haymarket Olayında 4’ü işçi, 7’si polis olmak üzere 11 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu anlamlı gün, o tarihten bu yana 140 yıldır tüm dünyada “İşçi Bayramı” olarak kutlanmaktadır.

Türk toplumu ise 1 Mayıs’ı ilk kez Osmanlı döneminde, 1911 yılında Selanik’te, ardından 1912’de İstanbul’da kutlamıştır. 1923 yılında, Cumhuriyet’in ilanından önce çıkarılan bir yasa ile ülkemizde de resmî bayram olarak kabul edilmiştir.

Türkiye’de demokrasi, hukuk, adalet ve insan hakları talepleri gibi emekçi hakları ve İşçi Bayramı kutlamaları da çoğu zaman yasaklarla, baskılarla ve şiddetle engellenmeye çalışılmıştır. Zaman zaman bu şiddet öyle boyutlara ulaşmıştır ki tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen 16 Şubat 1969 olayları ve 1 Mayıs 1977 Taksim Katliamı gibi acı hadiseler yaşanmış, canlar yitirilmiş ve ağır bedeller ödenmiştir. Bunun son örneklerinden biri de Eskişehir Doruk Madencilik işçilerinin yaşadıklarıdır. Aylarca ödenmeyen ücret ve tazminatlarını alabilmek için kilometrelerce yürümek zorunda kalmış, polis müdahalesine maruz kalmış, gözaltına alınmış, soğukta sokaklarda sabahlamış ve sonunda açlık grevine başvurmuşlardır.

Bunca acıdan sonra artık anlaşılmış olmalıdır ki ülkemizde (ve tüm mazlum ülkelerde) demokrasi güçlendirilmedikçe, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkelerine bağlı bir hukuk devleti tesis edilmedikçe, nüfus ve insan kaynağı planlaması yapılmadıkça, yer altı ve yer üstü ulusal kaynaklara sahip çıkılmadıkça, çağdaş, laik, bilimsel, kamucu ve ücretsiz eğitim sağlanmadıkça, sermayenin kâr hırsının ücretleri açlık sınırının altına itmesine izin vermeyen, emeğin ve sermayenin haklarını karşılıklı güvence altına alan akılcı bir üretim ekonomisi kurulmadıkça, ne sömürü sona erecek, ne emek düşmanlığı ortadan kalkacak, ne çalışma hayatı huzura kavuşacak, ne de topyekûn kalkınma sağlanabilecektir.

Atatürk Cumhuriyeti’nin başarısı, “Her Fabrika Bir Kaledir” anlayışıyla üretimi ve üreticiyi yüceltmesidir. Atatürk, 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde işçilerin çalışma saatleri, hafta tatilleri ve sendikal haklarının yasal güvence altına alınması gerektiğini belirterek, kalkınmanın temelinin emeğe saygı olduğunu bizzat vurgulamıştır. Ve yeniden, yüksek teknolojili üretimi hedefleyen, özgün ve günümüz koşullarına uyarlanmış bir karma üretim ekonomisi modeli uygulanmalıdır. Emekçilerin sarı sendika tuzağından korunmaları, gerçek sendikalarda örgütlenmelerinin önündeki engellerin kaldırılması ve işçi sağlığı ile iş güvenliğinin güçlü yasal güvencelere kavuşturulması sağlanmalıdır.

“Akdeniz’in İncisi” Mersin. İşçilerin, emekçilerin, direnmenin yurdu. Tüm sendikalar, Sivil toplum kuruluşları, kadın hakları savunucuları ve işçinin emekçinin yanında olan tüm Mersin halkı orada, Cumhuriyet Meydanındaydı. Emeklerine sağlık. Her zaman olduğu gibi, kıymetli Yenişehir Belediye Başkanımız ve belediye emekçilerinin koordine ettiği, Ali Altay konseri, birbirinden değerli müziklerle halkın coşkusunu taçlandırdı. Emeğine sağlık. Hem işçinin, emekçinin sesi duyuldu, hem güçlü bir dayanışmanın olduğu görüldü. Sayılarla aram iyi olmadığından bilmiyorum lakin insan seli vardı sanki Mersin Atatürk Caddesinde… Ve sakin, sessiz ve haklarımıza sahip çıkmanın huzuru ile dağıldık evlerimize…

“Bu eller mi dersin?
Bu Eller mi?
Bu ellerle biz
Dünyayı kurduk.”
der Ruhi Su

İşçilere bu dizelerle seslenir: “Ellerin Türküsünde.”

1 Mayıs İşçi Bayramı Kutlu Olsun.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.