Balık Hafızası mı Dediniz
“Sistemin dönmediği yerde mızıkçılık olur”
İnsanın çokça tarifi vardır. Bir tanesi de ‘unutkan varlık’ denmesidir insana. Balık hafızalı sözü mecaz olarak bu nedenle çıkmıştır. Balıklar zayıf hafızalıdır. İnsan, unutmaya meyillidir. Unutmak ister. Unutmak insan için yararlıdır bir bakıma. Aslında insan kolay unutmaz. Unutmak istediği için unutur. Ya da öyle işine gelir.
Unutmak olmasaydı, her şey taptaze kalsaydı eğer, tarih tekerrür eder miydi? Hiçbir şeyden ders alınmadan yola devam edebilir miydi insanlık? Almanya’nın 2035 yılına değin Avrupa’nın en güçlü ordusunu kurma isteği yoksa nasıl açıklanır?
Almanya’nın yeniden silahlanması ve askerî güce dönüşmesi, 1. Dünya Savaşı öncesi şartlarına dönmek anlamına gelir. Sadece Almanya mı? Dünya döndü dolaştı yine yüzyıl önceki konumuna yaklaştı. Benzer koşullar oluşmaya başladı.
NATO dağılıyor. NATO’nun dağılması demek, Avrupa Birliği’nin de dağılması anlamına gelir. Bu, ‘herkes kendi başının çaresine baksın!’ anlamı taşır. O hâlde nedir? Yine kamplaşma, yine çatışma, yine savaş… Demek ki insan unutuyor. Unutmak istiyor ve tekrar başa dönüyor. Dünya böyle bir yer işte.
Güçler dengesi bakımından da benzer durumlar söz konusu. Doğu’nun yıldızı parlamaya başladı. Üç asırlık Batı hâkimiyeti inişe geçerken Doğu, Çin liderliğinde yeniden doğuyor. Tarihin tekerrür etmesi insanın unuttuğundan mı yoksa unutmadığından mı kaynaklı? Bu soru epey tartışma konusu olabilir. Bence insan unutmuyor. Unutmuş gibi yapıyor. Gücü eline geçirene dek bekliyor; unutmuş taklidi yapıyor.
Uluslarda kolektif hafızadan söz edilir. Gün gelir o hafıza yeniden belleklere yerleşir ve adeta rövanşist bir tavır takınır. Çinlilerin hem Türkler hem Ruslar ve Japonlar ile hem de Batı Dünyası ile hesabı açıktır, kapanmamıştır. Çin’deki sessiz ve derinden ilerleyiş, militarist yönünü açığa çıkartmama, ‘köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme’ politikasıdır. Çin istediği gücü eline geçirdiğinde en az Batı kadar zalim ve sömürgeci olacaktır. Hatta Batı’yı aratacak ‘özellikler’ kuşanacaktır.
Türkiye’nin hali de benzerdir. Türkiye de ilk fırsatta imparatorluk günlerine dönmek isteyecektir – ki bunun sinyalleri şimdiden gelmeye başladı. Geçenlerde bir İsrail gazetesi, “Ege’den Kızıldeniz’e yeni Türkiye doktrini” adlı bir makale yayınladı. Türkiye savunma hattını, Suriye-Irak hattından, Kızıldeniz-Somali hattına çekti.
Tüm bu örnekler ve daha fazlasının anlamı, insanların ve ulusların hafızasının hiç de sanıldığı gibi unutkanlık içermediğidir. İşte o yüzden tarih sürekli tekerrür etmektedir. Tarihin tekerrür etmesine hiç şaşmamak lazımdır.
Dünyanın tarihine baktığımızda köklü devletlerin kolay kolay yıkılmadıkları, pes etmedikleri görülüyor. İnişler – çıkışlar olmakla beraber, köklü devletler, uluslar, adeta küllerinden yeniden doğuyor. Hemencecik tarihin sayfalarına gömülemiyor. Türkler, Almanlar, Çinliler, Persler, Araplar, Ruslar sürekli yine, yeniden dünya sahnesine çıkıyor.