Bulanık Su
“Sırların sorunu, asla sır olarak kalmayışıdır”
Çağımızın sorunlarını saymaya kalksak buraya sığmaz. Dünya gitgide daha komplike bir hal alıyor. Bunun anlamı daha fazla veri, iletişim, bilgi demektir. Çoğalan bu yapıda çok belirgin bir sorun var. Evet, kesintisiz veri akışına, haberlere sahibiz. Fakat bunların ne kadarı doğru ve manipüle edilmemiştir? İşte tam da bu noktada bir bilgi kirliliğine maruz kalıyoruz. Sıradan insanlar kirli bilgiyi, doğru bilgiyi nasıl tasnif edecek?
Hiçbir konu şeffaf değil artık. Misal, bir İran-ABD ateşkes zaptı imzalanıyor ama her iki devlet de farklı şeyler anlatıyor. Eğer bu şeffaf olmayan durumlar devlet seviyesinde böyle ise varın gerisini siz düşünün.
Ben yap-işlet-devret sistemine karşı değilim. Neden? Devlet bütçesinden 10 yılda yapılacak işler, özel şirketler maharetiyle 2-3 yılda bitecekse, buna evet derim ama tek şartla. Devlet bunu hangi koşullarda yapıyor? Ne alıyor, neler veriyor, kaça mal ediyor, şeffaf şekilde bilinmesi lazım. Oysa bizim tüm YİD modelleri üzerinde adeta görünmez bir perde var. Ve her kafadan bir ses çıkıyor. Muhalefet batırıyor, hükümet güzelleme yapıyor. Vatandaş ise kime inanacağını nereye bakacağını bilmiyor.
Çok seslilik mi kaos mu? Sanırım burada da ince bir çizgi var. Çok seslilik isterken anarşiye de kapı aralamak pekâlâ mümkündür. Bir konuyu ne kadar çok insan yorumlarsa o kadar çok kafa karışıklığı çıkar ortaya. Sosyal medyanın halini bir düşünün! Oluşan toz bulutu saydamlığı perdeler.
Galiba bu gidişle doğru üzerinde uzlaşı beklemeyelim; zira doğru, kişiden kişiye değişkendir artık. Doğru yerine herkesin kendi doğrusu öne çıkıyor. Yani nedir? Neye İnanıyorsan, neye kafan basıyorsa o kabul görür. Bu durumda ikna etme çabası oldukça gereksiz ve yıpratan bir süreçtir.
Sosyal medya yorumları da gösteriyor. Homojen toplum oluşturmak, istemek yerine, herkesin kendi mahallesinde yaşaması daha akla uygun geliyor. Uzlaşı olmayacaksa, bir arada yaşama isteği yok ise, bırakın herkes kendi mahallesinde ve kendi hukukuyla yaşasın. Önerimi destekleyen yığınla tecrübe var hayatta.
Sanmayın ki şeffaflık günümüze mahsus bir mesele. Hayır, tarihe bakın, orada da benzer durumlar söz konusudur. Herkes tuttuğu yerden bakar. Aynı toz bulutu örtüsü orada da bulunur.
Peki, şeffaflık mümkün müdür? Herkesin görüşünü özgürce yaydığı, duyurduğu bir dünyada hiç sanmam. Zira insanlar duymak istediklerine inanıyorlar. Misal, ihracat rakamları açıklanıyor. Normalde resmi rakamlara itibar edilmesi beklenir. Ama adam ‘hayır’ diyor. ‘Ben bu verilere inanmam, kesinlikle manipüle edilmiştir’ diyor. Onun yerine kendi görüşüne uygun, duymak istediği rakamlara inanıyor. Zira ona bunu vermeye namzet binlerce yorumcu, haber kaynağı, mesajlar uçuşuyor ortamda.
O halde bir haber doğru ve şeffaf da olsa baştan kaybediyor. Aslında herkesin her şeyi yaydığı ‘özgür’ ortamda işlerin daha sorunsuz yürümesi beklenirdi, değil mi? Ama işte öyle olmuyor görüyorsunuz. Özgürlük sandığımız şey, kaos oluşturuyor. Bundan sakın başka anlamlar çıkartmayın! Ben sadece durum tespiti yapıyorum.
Örneğin mahkeme kararlarının toplumu ikna etmesi, tartışmalara son noktayı koyması beklenir. Ama nerede! Mahkeme kararları bile kuşkuları dindirmiyor. Ya da kanaat önderleri denen insanlar. Öyle inanılmaz ortamlarda, işlerde yakalanıyorlar ki tüm inandırıcılıkları çöpe gidiyor. Zira gizli kapaklı konular da bir biçimde açığa çıkıyor, kaçarı yok. Günümüz ayrıca bir ifşa dönemidir.
İnsanlar hangi bayrağa selam duracaklarını şaşırdı artık. Şeffaflığı bir kenara bırakın, bir yön bulmak dahi güçleşiyor bulanık suda.