İnsanlar Neredeler?
Her şey taşı taş üstüne koymakla başladı.
İnsanlar doğadan koptu. Bitkilerden, hayvanlardan ve hatta diğer insanlardan…
Önce tek, sonra iki, daha sonra üç ve nihayet dört duvar arasına girdiler. Derken günümüzde çok duvar arasına hapsoldular.
Duvarlar çoğaldı, duvarlar yaklaştı, içinde yaşayan insanlar ise birbirlerinden uzaklaştı.
Gökten düşen bir elma yeterken, yağmur gibi yağan elmalar yetmez oldu. Azla yetinmenin huzuru, çokluğun doyumsuzluğuna yenildi. Çokluk arttıkça bereket azaldı; tokluğun yerini açlık, paylaşmanın yerini sahip olma hırsı aldı.
İnsanlarla birlikte yalnızlık da çoğaldı.
Dört duvar arasında iki kişi…
Tek kişi…
Bir kişi ve kedisi…
Bir kişi ve köpeği…
İnsanlar korkularını, cesaretlerini, sevinçlerini, hüzünlerini dört duvarın içine topladılar. Günler birbirine benzemeye başladı. Duvarlar arasında örülen görünmez ağlar, insanı korumaktan çok onu kendi içine hapsetti.
Adına da “mutlu yalnızlık” dediler.
Oysa her yalnızlık özgürlük değildi.
Denediler…
İki özgür insandan bile çoğu zaman özgür bir yaşam çıkmıyordu.
Çünkü özgürlük, yalnız kalmak değil kendin olabilmek ve başkalarıyla anlamlı bağlar kurabilmekti.
İnsan, milyonlarca yıllık yolculuğunda ateşi buldu. Çiğ yediği eti pişirmeyi öğrendi. Yumuşayan besinlerle birlikte çenesi küçüldü, dişleri değişti. Bir zamanlar hayatta kalmak için vazgeçilmez olan yirmilik dişler, bugün birçok insan için sorun çıkaran dişlere dönüştü.
Sonra tekerleği buldu.
Arabayı yaptı.
Treni…
Uçağı…
Asansörü…
Uzaktan kumandayı…
Bilgisayarı…
Akıllı telefonu…
Ve şimdi yapay zekâyı konuşuyor.
Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor.
Peki ya insan?
İnsan da aynı hızla gelişebiliyor mu?
Bugün bir düğmeye dokunarak dünyanın öbür ucundaki biriyle konuşabiliyoruz. Ama aynı apartmanda oturan komşumuzun adını bilmiyoruz.
Binlerce “arkadaşımız” var, ama içimizi açabileceğimiz birkaç dost bulmakta zorlanıyoruz.
Çocuklar kuş seslerinden çok bildirim sesleriyle büyüyor.
Mevsimleri takvimden öğreniyor, toprağa ise ancak saksılarda dokunabiliyorlar.
Oysa doğa acele etmiyor.
Bir tohumun filizlenmesi için zamanı bekliyor.
Bir ağacın büyümesi yıllar alıyor.
Bir derenin denize ulaşması sabır istiyor.
Bulut, yağmur oluyor.
Yağmur, dereye karışıyor.
Dere, denize ulaşıyor.
Deniz yeniden bulut oluyor.
Ne kadar çomak sokmaya kalksak da doğa, milyonlarca yıldır kusursuz döngüsünü sürdürüyor.
Biz ise hızlandıkça yoruluyor, çoğaldıkça yalnızlaşıyor, sahip oldukça eksiliyoruz.
Belki de asıl mesele evrenin gerisinde kalmamız değildir.
Asıl mesele, kendi insanlığımızın gerisinde kalmamızdır.
Teknoloji geliştikçe bedenimizin yükü hafifledi.
Peki ya zihnimizin?
Bilgimiz arttı.
Peki ya bilgeliğimiz?
Makineler güçlendikçe biz de güçleniyor muyuz, yoksa onlara daha bağımlı hâle mi geliyoruz?
Hafızamızın bir bölümünü telefonlarımıza emanet ettik.
Yön duygumuzu navigasyona…
Hesap yapmayı hesap makinelerine…
Düşünmeyi ise giderek daha çok ekranlara…
Acaba insan, biyolojik ve sosyal evriminde kendi buluşlarının gerisinde mi kalıyor?
Daha da önemlisi…
Yaptığı icatların efendisi mi oluyor, yoksa onların görünmez esiri mi?
Belki milyonlarca yıl sonra insan bedeni de bugünkü yaşam biçimine uyum sağlayacak.
Belki bazı organlarımız işlevini yitirecek.
Belki beynimizin bazı bölümleri daha çok gelişirken, artık kullanmadığımız bazı yetenekler körelecek.
Bunu bugün kesin olarak bilmiyoruz.
Ama bildiğimiz bir gerçek var:
İnsanı insan yapan yalnızca beyni değildir.
Vicdanıdır.
Merhametidir.
Paylaşma duygusudur.
Hayal gücüdür.
Doğayla kurduğu bağdır.
Ve başka bir insanın elini tutabilme cesaretidir.
Belki de gerçek gelişme, daha akıllı makineler üretmek değil, daha bilge insanlar yetiştirebilmektir.
Çünkü evren değişmeye devam edecek.
Doğa kendi döngüsünü sürdürmeye devam edecek.
Teknoloji gelişmeye devam edecek.
Asıl soru ise hep aynı kalacak:
İnsan, kendi ürettiklerinin önünde yürüyebilecek mi yoksa onların peşinden sürüklenen bir yolcu olmaya devam mı edecek?
Belki de geleceğin en büyük buluşu, yeniden insan kalmayı becerebilmek olacaktır.
Kaleminize , yüreğinize sağlık hocam .👏👏👏
Geleceğin en büyük buluşu, yeniden insan kalmayı becerebilmek olacaktır.👍