Berceste
Ressam-yazar Gürbüz Azak, hemşehrisi ve ustası olan meşhur ressam İbrahim Çallı’ya sorar: “Üstadım hangi sanat eserine, hangi resme baksam, hepsi gözlerimi kamaştırıyor, hepsi bana güzel geliyor. Üstün eseri, güzel resmi, diğerlerinden nasıl ayırabiliriz?”
Çallı cevap verir: “Bak Gürbüz, bir sanat galerisine girersin, bütün resimleri tek tek incelersin. Bazılarının önünde dakikalarca kala kalırsın. Sonunda mekândan ayrılırsın. Oradan çıkarken zihninde, benliğinde bir resim seninle birlikte gelir. İşte güzel resim odur.”
Berceste kavramının da tanımı bu olsa gerek.
…
Berceste, Farsça bir sözcük. Ber: üzere, ceste: sıçramış, berceste: yukarı sıçramış, diğerlerinin önüne geçen, üstün anlamlarına geliyor. Edebiyatta kullanılır sıklıkla, mısra-ı berceste kalıbıyla.
Bazı mısralar vardır, kime ait olduğunu bilmezsiniz ama ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşır.
Ünü, şairini bile aşar. Apayrı söyleyiş güzelliğine, anlam derinliğine sahiptir. Mesela, “Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir/ Müptelayı gama sor kim, gecelere kaç saat” (En uzun gecenin nasıl bir şey olduğunu gökbilimciler, zamanı hesaplayanlar nereden bilsin, onu ancak gam çekenlerden öğrenebilirsin) beytini çok kişi bilir ama bu dizelerin sahibi Bosnalı Sabit’i pek kimse bilmez.
…
Benim çok sevdiğim berceste mısralar vardır.
Faruk Nafiz Çamlıbel’in, “Senin için tutuştu kandiller kendisinden / Resmine sürme çektim, kandillerin isinden…” gibi.
Şair Nabi’nin “Bende yok sabr-u sükûn, sende vefadan zerre / iki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre.” gibi.
Harputlu Hayri Bey’in “Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş / Tek zülfünü göreydim bahtım siyah olaydı.” dizeleri gibi.
Bu gün sadece mısralarıyla değil, bütünüyle berceste olan bir şiiri gündeme almak, hatırlatmak istiyorum; Hüsne Mağrur Olma…
Emel Sayın ve Müzeyyen Senar gibi sanatçıların yorumlarıyla birçoğumuzun bildiği, duyduğu bir şarkıya dönüşmüştür aslında. Bilenler hatırlasın, bilmeyenler öğrensin diye bahse konu ediyorum.
…
Şarkı formundaki sözleri şöyle:
Hüsnüne güvenme ey rûy-i mâhım
Niceler bu tarz-ı revîşten geçti
Sana kâr etmedi feryâd û âhım
Benim âhım kûh-i keşişten geçti
(Güzelliğine güvenme ey ay yüzlüm. Senin gibi birçok kişi bu tavrı, böbürlenmeyi benimsedi. Senin o taş kalbini sızlatmayan feryat ve inlemelerim, Uludağ’dan bile yükseklere çıktı, arşa, Hak katına ulaştı. Kûh-i Keşiş- Keşiş Dağı- meşhur Uludağ’ın eski ismidir.)
Seni bîmürüvvet, seni bîvefa.
Kim kime etmiştir, ettiğin bana
Şimdi yâr olmayı istersin amma
N’ideyim güzelim iş işten geçti.
(Ey hayırsız, ey vefasız, hiç kimse kendisini sevene senin gibi davranmamıştır. Şimdi sen bana gelmek istiyorsun ama boşuna, iş işten geçti. Nazınla âşık usandırdın, geç kaldın.)
Benden sana destur, ey çeşm-i âfet,
Kiminle istersen eyle muhabbet,
Şimdengerû sen sağ, ben de selamet,
Fevkiya bu alışverişten geçti.
(Sana izin veriyorum ey gözleri birer bela kaynağı olan sevgilim. Artık istediğin kişiyle yakınlık kurabilirsin. Bundan böyle sen yoluna, ben yoluma. Ben (Şair Fevkiya) bu alışverişten vaz geçtim.)
…
Türkçeyi Türkçeye çevirmek çok tuhaf. Bir de şiiri nesre dönüştürünce ortada sihir kalmıyor zaten. Ama orijinal metin üzerinden okuyanlar o söyleyiş güzelliğini, kelimeleri anlamasalar da tatmışlardır.
Şarkının bestesi ünlü oyuncu Zafer Algöz’ün de dedesi olan –Geceler Yarim Oldu, Uyan Sunam Uyan, Tanrıdan Diledim Bu Kadar Dilek gibi birçok besteleri bulunan- Haydar Telhüner’e ait. Sözlerin kime ait olduğu ise tartışma konusu. Şöyle ki, son dörtlükte Fevkiya, -Emin Fevkî Bey- adı geçse de, sözlerin ona ait olmadığı aşikâr. Bu kadar ustaca bir şiir yazabilen bir şairin mutlaka başka şiirleri de olmalıydı. Fakat başka hiçbir yerde adı geçmiyor. Şiirle ilişkilendirilen iki kişi daha var: Aşık Şem’î ve Aşık Seyranî. Yaptığım uzun incelemeler sonucunda şiirin asıl sahibinin Aşık Seyranî olduğuna kanaat getirdim.
Aşık Seyranî’nin şiirinin ilk bölümü şöyle:
Hüsne mağrur olma ey yüzü mâhım
Niceler yokuştan inişten geçti
Kâr etmedi sana feryat ü ahım
Tir-i âhım (âhımın oku)Kûh-i Keşiş’ten geçti.
…
Hülasa, güzeli seviniz, koruyunuz efendim, güzelliğin, estetiğin sadece görsel tasarımlarla sınırlı olmadığını bilerek. Şiiri seviniz, yanık bir yürekle, sıcak tüketiniz…
Sevgili dostum Ömer Karayılan,
Yazını okurken yıllar önce yaşadığımız o güzel anı yeniden yaşadım. Bir İstanbul dönüşü seni aramış, beste yaptığımı söylemiş ve senden bir şiir rica etmiştim. Sen de hiç düşünmeden, yüreğinden döküldüğü gibi okumuştun. Ben de Ankara’ya döner dönmez o şiiri bestelemiştim.
Şiirinde geçen “Sana benzer kimi görsem içim sızlıyor derinden, senelerdir uzaktayım ay ışığı gözlerinden…” dizeleri ise aradan geçen onca yıla rağmen hafızamdan hiç silinmedi. Yazında anlattığın İbrahim Çallı’nın sözü tam da bunu anlatıyor aslında. Sanat eserinin büyüklüğü, o an hayran bırakmasında değil; yıllar geçse de insanın ruhunda yaşamaya devam etmesindedir. Galeriden çıkarken insanın yanında götürdüğü tablo neyse, benim de senin şiirinden yanımda taşıdığım hep bu mısralar oldu.