Mental Sağlık
Zihnimizin Görünmeyen Dünyası
“Mental” sözcüğünü çoğumuz ilk kez “mental aritmetik” ile duyduk. Oysa bu sözcük, sandığımızdan çok daha geniş bir dünyanın kapısını aralar. Kökeni Latince mens yani “zihin” kelimesine dayanır. Bugün “mental” dediğimizde; düşünme, öğrenme, hatırlama, dikkat etme, problem çözme, karar verme ve duyguları yönetme gibi zihinsel süreçlerin tamamını kastederiz.
Mental aritmetik ise bu dünyanın yalnızca küçük bir bölümüdür. Matematiksel işlemleri hesap makinesi ya da kalem kullanmadan, zihinden yapabilme becerisidir. Geçmişte insanlar bugünkü teknolojik araçlara sahip değildi. Hesap makinesi yoktu, bilgisayar yoktu, cep telefonu yoktu. Tüccarlar alışverişlerini, çiftçiler ürün hesaplarını, ustalar ölçülerini, denizciler rotalarını çoğu zaman yalnızca zihinlerini kullanarak hesaplıyorlardı. Bunun için farklı sayı sistemleri ve bölgesel ölçü birimleri geliştirmişler, hafızalarını ve dikkatlerini sürekli çalıştırmışlardı.
Bugün ise cebimizde taşıdığımız telefonlar, birkaç saniye içinde en karmaşık işlemleri bile yapabiliyor. Bu büyük bir kolaylık sağlıyor. Zamandan tasarruf ediyor, hata payını azaltıyor. Ancak her kolaylığın görünmeyen bir bedeli de olabiliyor. Sürekli teknolojiye güvenmek, zihnimizi daha az çalıştırmamıza neden olabiliyor. Kullanılmayan kasların zamanla güç kaybetmesi gibi, kullanılmayan zihinsel beceriler de zayıflayabiliyor.
Son yıllarda sıkça duyduğumuz “mental yorgunluk” kavramı da bununla yakından ilişkilidir. Mental yorgunluk, sadece çok düşünmekten kaynaklanmaz. Sürekli bildirim sesleri, bitmeyen mesajlar, sosyal medya akışı, yoğun iş temposu, ekonomik kaygılar, gelecek endişesi ve aynı anda birçok işi yapmaya çalışmak zihni sürekli meşgul eder. Gün sonunda bedenimiz dinlenmiş olsa bile zihnimiz yorulmuş olabilir.
Mental yorgunluğun belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Dikkatin çabuk dağılması, unutkanlık, karar vermede zorlanma, isteksizlik, sabırsızlık, uyku düzensizliği ve küçük sorunları büyütme, bunlardan bazılarıdır. Böyle dönemlerde insanlar kendilerini “hiçbir şey yapmak istemiyorum” derken bulabilirler. Oysa sorun çoğu zaman beden değil, zihindir.
Mental sağlık ise yalnızca ruhsal hastalıkların bulunmaması değildir. Sağlıklı bir zihin; düşünebilen, öğrenebilen, duygularını tanıyabilen, stresle başa çıkabilen ve yaşamın zorluklarına uyum sağlayabilen zihindir. Nasıl ki kalbimizi yürüyüşle, kaslarımızı egzersizle güçlendiriyorsak, zihnimizi de doğru alışkanlıklarla güçlendirebiliriz.
Bunun için her gün küçük ama etkili adımlar yeterlidir. Kitap okumak, yeni bir şey öğrenmek, bulmaca çözmek, zihinden basit hesaplar yapmak, satranç oynamak, müzikle ilgilenmek, doğada yürüyüş yapmak, kaliteli uyumak ve teknolojiden zaman zaman uzaklaşmak zihnimizi dinlendirirken aynı zamanda geliştirir. Özellikle çocukların her sorunun cevabını hemen telefonda aramak yerine önce kendi zihinlerini kullanmaları, onların düşünme becerilerini güçlendirecektir.
Unutmamak gerekir ki insan beyni, kullanıldıkça gelişen olağanüstü bir organdır. Bilim insanları buna “nöroplastisite” adını verir. Yani beynimiz, yaşam boyunca yeni bağlantılar kurabilir, yeni beceriler öğrenebilir ve kendini geliştirebilir. Bunun için yaşın çok büyük bir önemi yoktur. Öğrenmeye istekli olmak yeterlidir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Teknoloji bizim zihnimizi mi geliştiriyor, yoksa biz mi yavaş yavaş zihnimizi teknolojiye teslim ediyoruz?
Akıllı telefonlar, akıllı evler ve akıllı makineler hayatımızı kolaylaştırıyor. Fakat bütün bunların içinde en değerli olan hâlâ kendi zihnimizdir. Çünkü hiçbir teknoloji; merak eden, sorgulayan, hayal kuran ve üreten bir insan zihninin yerini dolduramaz.
Zihnimizi koruyalım. Onu çalıştıralım, besleyelim ve dinlendirelim. Çünkü geleceğimizi şekillendirecek olan yalnızca elimizdeki cihazlar değil, onların arkasındaki akıldır.