
Greenpeace Türkiye, İstanbul’da 5 zincir marketten aldığı 20 domates örneğinin 3’ünde mevzuata aykırılık, 19’unda en az 1 pestisit tespit etti.
Greenpeace Türkiye’den yapılan açıklamaya göre, ‘İçinde Ne Var?’ kampanyası kapsamında İstanbul’un Sultanbeyli, Sancaktepe, Ataşehir ve Kadıköy ilçelerindeki beş zincir marketten (A101, BİM, CarrefourSA, Migros ve ŞOK) domates örnekleri alındı.
Uluslararası akredite bir laboratuvarda yapılan analizlerde, 20 domates örneğinin 3’ünde, yani yüzde 15’inde mevzuata aykırılık belirlendi.
Söz konusu ürünler “iyi tarım” logosu taşıyor
Mevzuata aykırılık tespit edilen 3 üründen 2’sinde domateste kullanımı ruhsatsız olan etken maddelere rastlandı. Reyonda sergilenen Hal Kayıt Sistemi bilgilerine göre söz konusu ürünlerin “iyi tarım” logolu olduğu belirtildi.
Bir üründe ise 31 Aralık 2010 itibarıyla tamamen yasaklanan Chlorfenapyr etken maddesi tespit edildi. Analizlerde ayrıca 20 ürünün 7’sinde, (yüzde 35’inde) 3’ten fazla pestisit bulunduğu belirlendi.
Çocuk sağlığı açısından risk oluşturduğu belirtilen per- ve polifloroalkil maddeleri (PFAS) içeren pestisitlerin de incelendiği çalışmada, 20 ürünün 14’ünde, yani yüzde 70’inde en az bir PFAS’li madde tespit edildi. Örneklerin yalnızca birinde, (yüzde 5’inde) herhangi bir pestisit izine rastlanmadı.
Ürünlerdeki analiz sonuçlarını değerlendiren Greenpeace Türkiye, “Market Karnesi” hazırladı
Greenpeace Türkiye, analiz sonuçlarıyla birlikte zincir marketlerin pestisit politikalarını ve ürünlerdeki analiz sonuçlarını değerlendiren “Market Karnesi” hazırladı. Karnede marketlerin kamuoyuna açıkladığı politika taahhütlerine 75, bağımsız laboratuvarda test edilen ürünlerin sonuçlarına ise 25 puan ayrıldı.
Greenpeace Türkiye 4 Talepte bulundu:
Greenpeace Türkiye, organize perakende zincirlerinden taze meyve ve sebze tedarik zincirinde tam şeffaflık, pestisitlerin oluşturduğu “kokteyl etkisine” sıfır tolerans, daha katı kalıntı limitleri ve çiftçi refahının korunmasını talep etti.
Kuruluş, tüm yaş meyve ve sebze tedarik zincirinde bağımsız laboratuvar denetimlerinin standartlaştırılmasını ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılmasını istedi. Bir üründe, yasal sınırların altında bulunsa dahi en fazla 3 farklı pestisit etken maddesine izin verilmesini talep eden Greenpeace, marketlerin kendi iç standartlarını oluşturarak maksimum kalıntı limitlerini devletin belirlediği sınırların yüzde 20 altında belirlemesini önerdi.
Greenpeace Türkiye ayrıca zehirsiz ve ekolojik üretime geçiş sürecinde çiftçilere teşvik, ziraat mühendisi desteği, prim ve adil sözleşme sağlanmasını istedi. Greenpeace Türkiye Direktörü Berkan Özyer, uzun yıllardır pestisit sorununa dikkati çektiklerini belirterek, şu açıklamayı yaptı:
“Analiz sonuçlarının açıklanmasını talep eden ‘Zehir Etme’ kampanyasına verilen 50 bini aşkın imza ve uzun hukuki mücadele sonucu Tarım ve Orman Bakanlığı 2021-2023 yılları arasında 55 üründe yapılan denetimlerde alınan 246 bin 946 numuneden 6 bin 369’unda uygunsuzluk tespit edildiğini açıkladı.”
“Eksiklere rağmen Bakanlıktan yanıt alabilmek olumlu bir adımdı.”
“Bakanlık verileri istenen yılların hepsini kapsamazken hangi ürünlerde, hangi pestisitlerde, ne kadar aşım olduğu bilgisi de paylaşımda yer almadı. Bu eksiklere rağmen Bakanlıktan yanıt alabilmek olumlu bir adımdı. Bu yeni aşamada ise kampanyamızın odak noktasını, gıda tedarik zincirindeki üretim koşullarını tarladan rafa kadar dikte eden, pazarın karar vericileri konumundaki organize perakende zincirleri olarak belirledik.
Kampanyada ürünlerini analiz ettiğimiz beş market zincirini, organize perakende pazarında en büyük pazar payına ulaşmış olmaları sebebiyle belirledik. İstanbul’un dört ilçesindeki beş market zincirinden aldığımız domates örneklerinin analizi sonucunda mevsimindeki bir sebzede dahi mevzuata aykırı, dahası kullanılması 15 yıl önce tamamen yasaklanmış pestisitle karşılaştık. Örneklerin 7’sinde 3’ten fazla pestisit tespit edildi.”
“Herkesi kampanyamıza katılmaya davet ediyoruz. Birlikte olursak sonuç alabiliriz”
“Pestisitsiz gıdaya erişim bir hak. Resmi verilere göre daha 2021 yılında pazarın yüzde 60’ına yakınını elinde tutan market zincirleri için denetim altyapısı kurmak maliyetli ya da imkansız değil. Pazarı kontrol edebilenler pestisiti de analiz ettirebilir, kaldı ki bu aşamada pestisitsiz gıda sağlamak sorumlulukları. Kampanya taleplerimizin karşılık bulması hem üreticiyi özgürleştirecek hem de rafların karşısındaki tüketicinin ‘İçinde ne var?’ diye düşünmeden alışverişini yapabilmesini sağlayacak. Bu nedenle herkesi ‘İçinde ne var?’ sorusunu sorarak kampanyamıza katılmaya davet ediyoruz. Birlikte olursak sonuç alabiliriz.”
PFAS nedir?
PFAS (Per- ve Polifloroalkil Maddeler), karbon ve flor atomlarının doğadaki en güçlü bağlardan birini oluşturması nedeniyle asla kendi kendine yok olmayan, 4 bin 700’den fazla çeşidi bulunan yapay bir ‘sonsuz kimyasallar’ ailesidir.
PFOS (Perflorooktan Sülfonik Asit): Özellikle yangın söndürme köpüklerinde, endüstriyel atıklarda ve balıkların karaciğerinde biriken ana bileşen.
PFOA (Perflorooktanoik Asit): Tarihsel olarak yapışmaz mutfak gereçlerinde (teflon kaplamalar) ve leke tutmaz tekstil ürünlerinde kullanılan en yaygın bileşen.
PFHxS (Perflorohekzan Sülfonik Asit): Halı, kağıt ambalaj ve su geçirmez kaplamalarda yaygın olan ve insan vücudunda yarılanma ömrü en uzun olan maddelerden biri.
PFNA (Perflorononanoik Asit): Endüstriyel plastiklerin üretiminde kullanılır ve biyobirikim potansiyeli çok yüksek.
PFAS zararları şöyle:
Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), özellikle PFOA’yı ‘insanlar için kesin kanserojen’ (Grup 1) olarak sınıflandırmıştır. PFAS maruziyetinin özellikle böbrek, testis ve prostat kanseri riskini doğrudan artırdığı bilimsel olarak kanıtlandı. Vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini zayıflatır. Yüksek PFAS maruziyeti olan çocuklarda aşıların (örneğin tetanos, difteri) koruyuculuk etkisinin ciddi oranda azaldığı tespit edildi.
Karaciğer fonksiyonlarını bozarak LDL (kötü) kolesterol seviyelerini yükseltir ve karaciğer yağlanmasına (hepatosteatoz) neden olabilir. Tiroid bezinin işleyişini bozarak hipotiroidizme (tiroid hormon azlığı) yol açabilir ve metabolizmayı yavaşlatabilir. Hamile kadınlarda preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) ve yüksek tansiyon riskini artırabilir. Bebeklerde düşük doğum ağırlığına ve çocuklarda gelişim geriliğine yol açabilir.