Bekle Beni Lili Marleen
Bazı şeyleri sana yazdığımı düşünüyorsan yanılıyorsun.
Her şeyi sana yazıyorum.
İlhan Berk
O ince – uzun, sarışın kız takılıyor genç subayın bakışlarına, oradan zihnine, kalbine yerleşiyor delikanlının ve tarihe iz düşüren bir aşk başlıyor.
Hepimiz biliriz, bazen büyük hadiseler çok basit sebeplerden kaynaklanır.
…
Kızın adı Valentina Serova, genç subay Konstantin Simonov, ilk görüşte aşk… Mekan Moskova civarı, zaman 1940’lı yıllar, yani İkinci Dünya Savaşı.
İki gencin tutkulu aşkları dünya ülkelerinin birbirinin gözünü oyduğu vahşi savaşla bölünür. Oğlan film artisti kızı bırakıp cepheye gitmek zorunda kalır. O bütün ölüm kalım anlarında, tepelerine bombalar, şarapneller yağarken, adam yalnızca kızı düşünür. Bir gün mutlaka ona tekrar kavuşacağını, bunun böyle olması gerektiğini, başka türlüsüne inanmanın mümkün olmadığını…
Valentina’ya duyduğu sarsıcı hasretin dayanılmaz noktaya geldiği bir anda kâğıda kaleme sarılarak o ünlü şiiri yazar: Bekle Beni…
Yağmurlar içinde bekle beni
Karlar tozarken bekle
Ortalık ağarırken bekle
Kimseler beklemezken bekle…
Şiirde, kendisini bekleyen birinin olmasının beklenene yaşama, bütün olumsuzluklara direnme gücü verdiğini, herkes umudu kesip beklemekten usansa bile sevgilinin bekleyişi bırakmaması gerektiğini çok dokunaklı bir şekilde anlatır Simonov.
Şiir elden ele, dilden dile, gönülden gönüle yayılır, bu iki sevgiliyi fazlasıyla aşan bir anlama ve misyona ulaşır. Öyle ki şiirin Ortodoks kutsal metinlerinden sonra en çok okunan ikinci metin olduğu söylenir. Şiir savaş edebiyatı tarihine geçer, sayısız dile çevrilir.
Bekle Beni şiiri Sovyet halkı ve cephedeki askerler üzerinde manevi bir kutsal metin etkisi yapar. Savaşta hayatını kaybeden veya yaralanan neredeyse tüm Sovyet askerlerinin cebinden, gazete kupürlerinde veya sevgililerinin el yazısıyla kopyalanmış “Bekle Beni” şiiri çıkar. Bu şiir ölümün ve yıkımın ortasındaki milyonlarca insana hayatta kalma ve dönme umudu aşılar.
…
1915 yılında, Birinci Dünya Savaşında, Rus cephesinde Hans Leip adındaki bir Alman askeri, “Nöbetteki Genç Askerin Şarkısı” adında bir şiir yazar. Şiirde memleketinde kışlanın önündeki fenerin altında sevgilisi Lili Marleen ile yaşadıkları mutlu anları anlatır. Bir zamanlar o fenerin ışığının altında ikisinin tek bir gölge gibi olduklarını, o günleri özlediğini, kavuşmanın hayaliyle hayata tutunduğunu, şimdiyse o fenerin altında sadece Lili’nin gölgesinin kaldığını söyler ve şunu sorar: “Bana kötü bir şey olduğunda o fenerin altında seninle kim duracak?” Şair sorusunu kendisi cevaplar: “Geç vakit, ortalığı sis sardığında, fenerin altında yine ben olacağım seninle Lili Marleen…”
Şiir 1938’de bestelenir, plaklara okunur. Marlene Dietrich’in seslendirmesiyle ünlenir ve İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle umudun ve direncin sembolü olan bir marşa dönüşür. Başlangıçta Nazi propagandası için kullanılan şarkı, bütün cepheler tarafından benimsenir. Zaman içinde herkesin kendini bulduğu evrensel bir imge halini alır.
O kadar ki her gece saat 21:55’te Belgrad radyosu şarkıyı çalmaya başladığında bütün askerler savaşa ara verir. Hatta karşı cephedeki askerler, Alman siperlerine radyonun sesini açmaları için bağırırlar. Bu şarkı, o üç dakika boyunca hiç kimsenin ölmeyeceğinin, üç dakikalığına da olsa yaşamaya devam edeceklerinin garantisidir.
…
Büyük olaylar bazen çok basit nedenlerden kaynaklanır demiştim.
İşte bir şiir “Bekle Beni”, işte bir şarkı, Lili Marleen… Basit şeyler aslında… Öyle mi ?
…
Dünya tarihi de kişisel tarihimiz de berbat zamanlar ve güzel günlerle devridaim halindedir. Fırtına, gök gürültüsü ve yoğun sisler ardından gün ışığı boy gösterir, nisan yağmurları yağar, gökkuşağı çıkar. Karanlığa (zulme) direnen, umudunu kaybetmeyen, beklemesini bilenler aydınlığa, feraha (inşiraha) ulaşır.
Bilirsiniz, gecenin en koyu karanlığı, gün doğumunun hemen öncesidir. Karanlık, aydınlığın habercisidir.
…
Bir mısra, bir şiir, bir şarkı, bir aşk, bir dua…
Sizin bir tutamağınız var mı, varsa hangisi… bu karanlıkta?