Bolkarlar’ın Özgür Çocukları: Meydan Yaylası’nda Yılkı Atları

Bazı yerler vardır insan orada yalnızca yaşamaz, orayla birlikte nefes alır. Dağına bakınca çocukluğunu, yaylasına çıkınca geçmişini, rüzgârını duyunca memleketini hatırlar.

Benim için böyle bir yerdir Darboğaz…

Niğde’nin Ulukışla ilçesinde, Orta Torosların görkemli Bolkar Dağları’nın eteklerine kurulmuş bu güzel beldede, doğayla insanın iç içe yaşadığı nice hikâye vardır. Fakat bu hikâyeler arasında bir tanesi vardır ki her yıl yeniden yazılır: Meydan Yaylası’nın yılkı atları…

Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)
Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)

Yaz gelip de yaylalar yeşile büründüğünde, dağların serinliği ovaya doğru süzüldüğünde, onları yeniden görürüz. Kimi zaman uzakta bir yamacın üzerinde, kimi zaman çiçeklerin arasında, kimi zaman da sessizce ilerleyen bir sürünün içinde…

Uzaktan bakıldığında yalnızca at sürüsü sanırsınız. Oysa biraz durup seyredince başka bir âlemin kapısı aralanır.

Rüzgâr yelelerine vurur, güneş sırtlarında gezinir. Başlarını kaldırıp dağlara doğru baktıklarında, sanki bu toprakların kendisiyle konuşurlar. Onların yürüyüşünde bir telaş yoktur. Çünkü onlar nereye ait olduklarını bilirler. Burası onların da yaylasıdır.

Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)
Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)

Meydan Yaylası’nda yaşayan atların hepsi sahipsiz değildir. Aralarında sahipli olanlar da vardır; civar köylerden gelenler, Karaman’ın köylerinden gelenler olduğu da söylenir… Yaz mevsiminde yaylaya çıkanlar da… Fakat yaylanın genişliği, doğanın cömertliği ve yılların oluşturduğu o kendine özgü hayat içinde hepsi birbirine karışır.

Sanki yayla, onları birbirinden ayırmaz. Sahipli olanla özgür dolaşan, aynı gökyüzünün altında, aynı otlakta, aynı rüzgârın içinde yaşamını sürdürür. Belki de bu yüzden yılkı atlarına bakarken insan yalnızca bir hayvan topluluğu görmez. Bir özgürlük duygusu görür… Bir geçmiş görür. Bir memleket hikâyesi görür. Ve bazen bu hikâyenin en güzel tarafı, bir anne ile yavrusunun arasında yaşanır. Ben de böyle bir an’a tanıklık ettim.

Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)
Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)

Hamile bir kısrağı gördüğüm gün, onun sessiz ve ağır yürüyüşünde yeni bir hayatın izini fark ettim. Bir süre sonra tayını gördüğümde ise yaylanın güzelliği benim için bambaşka bir anlam kazandı. Ama asıl unutamadığım, anne atın yavrusunu emzirdiği o andı. O küçücük tay, annesinin yanında, güven içinde sütünü emerken, ben bir süre öylece bakakaldım.

İnsanın yüreğine dokunan bazı görüntüler vardır. Fotoğrafını çekmek istersiniz ama eliniz varmaz. Konuşmak istersiniz ama kelime bulamazsınız. Sadece seyredersiniz. Çünkü o anda gördüğünüz şey yalnızca bir tayın annesinden süt emmesi değildir. Hayatın kendisidir, anneliktir, korunmaktır. Ve insanın, doğanın karşısında ne kadar küçük olduğunu anlamasıdır.

Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)
Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)

Etrafımızda Bolkarlar yükseliyordu. Rüzgâr yaylanın otlarını usul usul eğiyor, gökyüzü uçsuz bucaksız uzanıyordu. Anne at, yavrusunun başında sessizce duruyordu.

O an düşündüm: belki de doğanın en büyük mucizeleri gürültüyle gelmiyor. Bazen bir dağın eteğinde, kimsenin fark etmediği bir sessizlikte yaşanıyor. Bir tay doğuyor, bir anne yavrusunu büyütüyor, bir sürü yeni bir yola çıkıyor. Ve hayat, bütün sadeliğiyle devam ediyor. Yılkı atlarının bende bıraktığı duygu, biraz da bundan kaynaklanıyor.

Onları gördüğümde çocukluğumuz geliyor aklıma. Yaylaya çıkan insanlar, hayvanların peşinde geçen günler, dağ yolları, pınarlar, akşam serinliği… İnsan, zamanın değiştiğini fark ediyor. Fakat bazı şeylerin hâlâ yerinde durduğunu görmek insana umut veriyor.

Meydan Yaylası’nda bir yılkı sürüsünün dağların arasında kayboluşunu seyretmek, aslında biraz da geçmişimizin izlerini seyretmektir. Çünkü bu atlar yalnızca bugünün değil, bu coğrafyanın yıllardır süren hayatının bir parçasıdır. Onların nal seslerinde yaylaların geçmişi vardır. Yelelerinde rüzgârın türküsü… Gözlerinde dağların sessizliği… Ve özgürce yürüyüşlerinde Torosların karakteri vardır. Bu yüzden onları korumak, yalnızca birkaç atı korumak değildir.

Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)
Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)

Annem çocuktur, büyük halasının tayı kaybolur ve büyük hala o kadar üzülür ki, tayına ağıt yakar. Bu ağıtı ve öyküsünü annemden defalarca dinledim. “Bolkarların Sessiz Çığlığı, Anadolu Tarbaz Ağıtları” kitabıma yazdım. Yaylalara her çıktığımda büyük halamın annemin elinden tuttuğunu, birlikte tayını aradıklarını hayal ederim. Kendi kendime “Halanın tayının soyundan var mıdır bu yılkı atlarının içerisinde?” der ve duygulanırım. Büyük halanın ağıtı;

“Kişneyi kişneyi de taylar mı yiter!
Dağımızıg otu sagada yeter…”

Meydan Yaylası kar ve mor kardelenlerle kaplıyken, oğlum, eşi ve torunumla çıktığımızda hamile olan at, bir diğer gittiğimde doğum yapmıştı. Tayın titrek bacaklarıyla anneyi emmeye çalıştığını gördüm. Son gittiğimde tayı büyümüş görmek inanılmaz haz ve umut verdi bana…

Haziranda doğal mantar toplamak için Meydan Yaylası’na gittik. Sarı leblebi çiçekleri, mor yayla çiçekleri, tablo gibiydi adeta… Orada atı bulunan komşumuz benden tuz istedi, atına vermek için. Uzaktan çağırdı, atı baktı baktı, bize doğru yürüdü. Diğerleri de onu takip ettiler, hemen yanımıza geldiler. Tuzdan ben de aldım avucuma, atlara ikram ettim… Komşum kendi atına biraz torpil geçti ve iki avuç dolusu tuzu ikram etti. Çok şaşırdım, ilk defa böyle bir sahne gördüm, müthiş bir duyguydu…

Ağustos ayında kızımın arkadaşları ile birlikte Meydan Yaylasına gittik. Yılkı atları yine oradaydı… Misafirlerimiz çok mutlu oldular. Atlara bu sefer meyve ikram ettik. Haziran’da küçük olan taylar büyümüşler, yine annelerini emiyorlar. Ve otlar sararmış…

Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)
Meydan Yaylası’nda yılkı atları. (Fotoğraf: Aysel Özcan Yetiş)

Bir yayla kültürünü korumak, bir doğa hatırasını, bir memleket hikâyesini korumaktır.

Dilerim Meydan Yaylası’nın yollarında daha nice tayların ilk adımlarını görürüz. Annelerin yavrularını büyüttüğüne, sürülerin dağların eteklerinde özgürce dolaştığına, daha nice yıllar tanıklık ederiz.

Bu kültürü ve bu çevreyi korursak, torunlarımızın torunları da bizim gördüğümüz o manzaraları görür. Bir gün onlar da Bolkarların eteğinde durup uzaklara bakar ve bir at sürüsünün rüzgârla yarışını seyreder.

Belki içlerinden biri, bizim bugün hissettiğimiz gibi, bu güzelliğin kaybolmaması gerektiğini düşünür.

O yaylada özgürce dolaşan yılkı atları, Bolkarların özgür çocuklarıdır. Her yaz yeniden gelirler. Dağların gölgesinde, çiçeklerin arasında, gökyüzünün altında yaşarlar… Bize hiçbir şey söylemeden, yalnızca yaşayarak hatırlatırlar.

Özgürlük bazen bir dağın yamacında koşan bir tayın dörtnala gidişidir. Siz de Yılkı Atlarının özgürlüğüne tanıklık etmek ister misiniz?

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.