Zihniyet Kolay Değişmez

“İlk taşı günahsız olanınız atsın!”

Türkiye yine allak bullak. Vatandaş ringdeki boksör gibi abandone olmuş durumda. Nereye bakacağını, neye inanacağını şaşırmış halde. Ülkenin öncelikleri zaman içerisinde değişir. Üst sıralarda bir zamanlar terör vardır. Enflasyon derdi, hukuk, eğitim, ekonomi diye sıralanır gider… Ama bence temel mesele, hele hele şu günlerde, çifte standarttır. Yani kısaca hukuksuz ve tutarsız davranmaktır.

Öyle ki bu tutarsızlık hemen hemen tüm toplumu kuşatmış durumdadır. İlkeler ve genel ahlaki kurallar yerine zümrecilik geçer akçedir. Kişinin ya da kurumun yaptıklarından ziyade, ait olduğu düşünsel alana mensubiyeti ve sadakati öne çıkmaktadır.

Görüş, inanış ve ideolojilerden bağımsız hemen herkes kuralsızlığa, yolsuzluğa bulaşmıştır. Kısaca kimse kimseden farklı değildir. Meseleye bu açıdan bakmadıkça, çözümsüzlük sürer gider. Yani nedir? Toplumun genelinde bir çürüme vardır. Mesele, kamplaşma dışına çıkarak bu düzlemde ele alınmalıdır.

O halde bu haliyle oportünist ülke ifadesi yanlış sayılmaz. Fırsatçı ve kısa vadeli kazanımlar peşinde koşmak da diyebileceğimiz bu durum, acilen tedaviye muhtaçtır. Hemen herkes gücü ve çapı oranında, ufak çaplı usulsüzlükten başlayarak imkân buldukça daha büyük işlere girişir. Türkiye’de olan, ufak götürenlerin büyük götürenlere kızgınlığıdır sadece. Ufak götüren fırsat bulsa, büyüğe doğru hamle yapar. Mesele dürüstlük değil fırsat yakalayıp, yakalayamamaktır.

Aslında bu konuyu insanlar üzerinden değil, sistem üzerinden tartışmak gerekir. Zira insanın inisiyatifine bırakılan her şeyde suistimaller, kaçaklar, göz yummalar, yolsuzluk, hırsızlık hep mümkündür. Oysa sistem öyle işletilmelidir ki -ve cezalar o denli caydırıcı olmalıdır ki- kimse buna tevessül dahi edememelidir.

Tüm sistemler, inançlar, ideolojiler insan tenine toslar. Kâğıt üzerinde her şey mükemmel olsa dahi insan faktörü asla unutulmamalıdır -ki ülkemizde olan da budur. Kanunlar genellikle yeterlidir ama uygulamada büyük aksaklıklar vardır.

İnsan faktörü de büyük oranda bir kültür meselesidir. Makyavelli’nin “zafere giden yolda her şey mübahtır” sözü galiba bizde “köşeyi dönmek için her şey mübahtır” anlayışına dönüşmüştür -ki bu sadece bugünün sorunu da değildir. Asırlardır yolsuzluklar, rüşvet, yağma, çökme hep süregelmiştir. Batı bunu caydırıcı cezalar ve hukuk yöntemi ile büyük oranda bastırmıştır. Fakat aynı kararlılık bu coğrafyalarda eksik kalmıştır.

Gelinen noktada toplumun hiçbir kesiminin, diğer kesimlere söz söyleme hakkı yoktur. Zira görüldü ki eline fırsat geçen yolsuzluğa gücü oranında katılıyor. Bu, masum görünen ve de küçük sayılan olaylarla başlar. Misal, trafik kurallarına uymamakla, işgallerle, vergi kaçırmakla, gıda terörüyle, fahiş fiyat uygulamakla, rüşvet almakla, ihaleye fesat karıştırmakla devam eder. Kişinin gücü ve imkânı oranında devam eder…

O bakımdan hiçbir yolsuzluk, hırsızlık şaşırtmaz beni. Söz konusu olan kolektif suçtur. Suçtan kimse bağışık değildir. İnsan yaratılışı gereği suça meyillidir. Önemli olan sistemin buna müsaade etmemesidir. Yani sistemin herkese eşit şekilde işletilmesidir. Teknoloji çağı aslında bunu mümkün kılmaktadır. Her şeyi kontrol altına almak çok kolaydır artık. Önemli olan iyi niyetle yola koyulmaktır. Geriye galiba niyet kalıyor. “Niyet de yetmez” diyen benim gibi karamsarlar da olacaktır. Ben niyetten ziyade mecburiyet, kendini dayatma demek istiyorum. Mecburiyet kapıya dayanınca, her şey hallolacaktır nasılsa.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.