Ekim: Sonbaharın Ortasında Bir Memleket Telaşı
Ekim… Sonbaharın ortası.
Yazdan kalan sıcaklıkların yavaş yavaş çekilip yerini serin rüzgârlara bıraktığı, doğanın başka bir renge büründüğü, insanın içine hem tatlı bir telaş hem de derin bir düşünce bırakan, farklı bir ay…
Eylülün ardından Ekim gelir. Güneş hâlâ zaman zaman yazı hatırlatır ama sabahları başka türlü üşütür insanı. Akşamları erkenden serinlik çöker. Ağaçların yaprakları sararmaya, bahçeler sessizleşmeye başlar. Doğa, kışa hazırlanırken insan da kendi kış hazırlığının telaşına düşer.
Ülkenin dört bir yanında ayrı bir hareketlilik vardır.
Bahçelerde yılın olgunlaşmış son meyveleri toplanır. Dalında kalan son ürünler özenle seçilir. Kimi evlerde kışlık hazırlıklar yapılır, kimi sofralarda yazdan kalan bereket saklanır.
Domatesler kurutulur, salçalar hazırlanır, turşular kurulur. Her evin kendine göre bir telaşı vardır.
Yüksek kesimlerde ise başka bir hareket başlar.
Yörüklerin göç zamanı yaklaşırken koyunlar, keçiler ve sürüler daha ılık yerlere doğru yol alır. Dağların sessizliğinde çan sesleri duyulur. İnsan, hayvan ve doğa yeniden aynı yolculuğun içinde buluşur. O anlarda Ekim yalnızca bir ay değil yüzyıllardır süregelen bir hayatın parçasıdır.
Ama Ekim sadece doğada yaşanmaz.
Ülkenin gündeminde de yoğun bir hareketlilik vardır. Televizyon ekranlarından, gazetelerden ve dijital medyadan peş peşe haberler gelir. Siyasetin sert tartışmaları, ekonomik gelişmeler, toplumun gündemini meşgul eden olaylar derken insan bazen hangi mevsimde yaşadığını bile unutacak kadar yoğun bir bilgi akışının içinde kalır.
Oysa hayat, televizyon ekranlarından ibaret değildir.
Bir köylü kadın, kışlık hazırlığını yapmaktadır. Bir çiftçi, bahçesindeki son ürünleri toplamaktadır. Bir Yörük ailesi, sürüsüyle yeni bir yola çıkmaktadır. Bir başka evde sobanın yeri hazırlanmakta, odunlar istiflenmektedir.
İşte Ekim tam da budur. Bir yanda doğanın sessiz vedası, diğer yanda hayatın bitmeyen telaşı… Yaprak dökülür ama hayat devam eder. Güneş biraz daha erken çekilir ama umut çekilmez. Toprak dinlenmeye hazırlanır ama insanın emeği bitmez.
Belki de Ekim bize en çok bunu anlatır: Hayat, değişerek devam eder. Mevsimler değişir, insanlar değişir, gündemler değişir. Fakat toprağın bereketi, emeğin değeri ve yaşamın kendisi bütün değişimlerin ortasında varlığını sürdürür.
Ekim ayına bakarken yalnızca sararan yaprakları değil, memleketin dört bir yanında yaşanan o büyük hayat telaşını da görmek gerekir. Çünkü Ekim, sonbaharın ortasında duran bir ay değil sadece… Ekim, doğanın kışa, insanın ise yeni bir mevsime hazırlanırken hayatı yeniden fark ettiği zamandır.
Eylül ayının şiirleri olur da Ekim ayının şiiri olmaz mı?
Sonbahar
Ekimin biri,
Sonbaharın ortası.
Artık nefesler sonbahar nefesi.
Yalnızlığa kırağılar yağıyor,
Gevşemiş tel sesi gibi yaprakların sesi.
Zaman koşar adımlarla, acımasız, hiç beklemiyor,
mevsim.
İğneyle kanaviçe işlenmiş gibi, yaprakların deseni.
Kasım patılar tomurcuk,
zonkluyor açmak için.
Mavi düşler
aşk orucuna niyetlenmiş.
Gökyüzünde
kayıp oluyor
kutsanmış yıldızlar.
Balkondan gelen sesler kısılmış.
Bir yandan sahte aşklar göç edip gidiyor,
hakiki sevgiler imza atıyor
evlenme defterine.
Arzular demini rüzgâra bırakmış,
bulutlar şarkı gülüşleri taşıyor
yürekten yüreğe.
Geçip giden mevsimlere doğuştan hasret
ömür.
Bir varız, bir yokuz.
Zamanlar toz duman,
uçup gidiyor
günün her batışında.
Hazan oluyor
hayatlar,
ağaç dallarından dökülen
yapraklar gibi.