Uzak İklimler Sokağı Ve Feride Temel

‘Uzak İklimler Sokağı’ Feride Temel’in, 3. Şiir kitabı, 192 sayfa ve 127 şiirden oluşuyor. Basım tarihi Ocak 2011, İstanbul’da Gülmat Matbaacılık’ta basılmış. Şiirler serbest tarzda yazılmış.
Feride Temel, Almanya’da yaşıyor. Uzak bir iklimde yaşıyor olması şairin şiirlerine yansımış. Ayrılık, umut ana temasıdır. Mavi gözlü umut yalnız ona özeldir. Umutlar biriktirir, eylül güneşinde, belkileri çoğaltır, beyaz çiçeklerin özlemini çeker. Bulunduğu iklimin sakinlerinden hep farklı görür kendini, sığıntı bir limanda rotasız gemiler bekler gibi, maviyi unutan bir zamanda, denizin yeşile maya çalmasını bekler, sükûnetin özlemini çeker. Gün olur umutlar yola dökülür, gri nehirlerin uzun elleri dokunur. Tekrar geçmişe dönebilse yürüyen zamana set çekmek ister, sorgulamanın sonu gelmez. Keşkeler tepe yığını, düşler sandığında basılıdır. Gün tepeden gülümser, baharatlı bir sancıyla kıvranırken, kimliksiz anasonlara sürüklenen Ren gibi akar, bir düşünce ile dalar uykunun arka mahallesine, uyanır düşlerin kucağından, kırlangıç kanadına yükler anıları.
Ellerinde akasya çiçeğinin gitmeyen kokusu, bitmeyen bir şarkının notası, yenik vaktin kısalığı sıksa da yüreği hayat boşa dolu, doluya boş çekse de küreği, benliğinde hiç tamamlanmayan yitik şiir… Baharın eşkıya düşleri her gece kapı çalar, tufanda doğar güneş umuda, tekrar gecikmiş sevinçleri yaşamak ister. İçindeki ben güçlüdür, yalnızken kalabalık olur, benliğin huzurlu limanında demirler. İçindeki mutlu çocuğu sever, umutsuzluğu kırar, umuda yelken açar…
Güneş, ay ve deniz vazgeçemedikleri… Aya telefon, yıldızlara faks, güneşe mektup yazar, cevapsız kışlar geçer ütopik evrenin boşluğunda, tanır urbasından yaşadığı şehrin tutarsız, yalancı baharlarını, bilir ki lodos çıkar umulmadık anda… Dudaklarında ay duruşu, tebessümle sevmez yaşadığı şehrin mavisiz mevsimini. Yağmur bulutları hüzün verir şaire, her hüzünden bir şiir doğar, şaire yazdıran bu bulutsu hüzün. Yaşanan hüzünleri sever, onlardan türeyen şiirleri de…Yaşayamaz çünkü, çilesiz, yağmursuz, şiirsiz… Döker yüreğindeki çığlıkları hece hece, suskun mısralardan, kitaplar dolusu şiirler doğar. Şiirin gölgesinde sıcaklık arar ve en sadık, en iyi dostu kazanır. Kollarında hüzün çığlıkları, avucunda vefanın hıçkırıkları, kirpiğinde kızıl nehirler, gülen şiirlere kalemi küser. Hüznü şaire yakıştırır, kendisine yakıştırır. Ayrılık, hasret suskunluğu çoğaltınca, ömrünün güzel hatıralarını çalıp, kifayetsiz bir şiirin mısralarında saklar. Bazen yeşil bazen siyah entari giydirse de talih, özgür bırakır Ren’in kıyısında düşlerini…
Noktasız yağmurlar yağar yaşadığı şehre, yazmak güç verir değiştirir şairin ruhunu, zamansız esen rüzgârlar, korkutmaz artık onu, yağmurda kalsa ıslanmaz. Zaman sararırken sonbaharda, yalnızlığı birikir, gökyüzünü gri bulutların kapladığı uzak diyarda, özlemini çeker çocukluğunun kar tanelerinin. Bazen kırgınlığın beyaz puanları düşer tenine, bazen dengesiz kelimeler dudaktan sere serpe düşer tozlu yerlere, gölgesini arar vukuatlı yürek izleri, sayısız günler mülteci asılır askıya, çözülmeyen cebir gibi, yüreğinde cevabı rehin, her düşen cemrede baharı beklerken, umutsuz aldanışlara kapılır. Güne hasret kış çiçekleri gibidir, şehrin gürültüsünde kaybolur düşleri, ayrılık çekmesi gücüne gider…
Yalnızlığı, dürüstlüğü, insanca olmayı seviyor, vız geliyor gerisi gönül defterinde…Uzak şehrin ikliminde, emek sabun köpüğü gibi elinden kayan, güzden son kalan yaprak olsa da, umudu yeşertmek için çabalar. Hayaller yürütür özlemin açık kalmış penceresinden, siyahın tonlarında damlalar damıtır. Hesaplaşması yoktur kimseyle, omuzu başında dik, yüreğin vicdanı, kelebek kadar hafif…
Uzak iklimler sokağında, yurdunun güneşini özleyerek şiirler yazar. Uzak şehrin iklimi yurt özlemini daha da artırır. El ayak çekilince haylaz bir şiirin peşine düşer, hayallerinin kapısını aralar, alacakaranlıkta gül yaprağına nağme yazıp yollar, gri renkli bulutlarla. Yurduna umut, özlem, hasret işler şiirlerinde, dört mevsim açan çiçekler götürür, Düseldorf’tan, Adıyaman’a… Umut götür geçtiği limanlara, özlemleri karışır sulara, gurbet gurbet eser… Bu ruhun eli sabah kahvesinden önce kaleme gider, çünkü o duyarlı bir yürektir. Şiirleri yorgan yapıp, sarılır yurdunun üzerine, haksızlığına baş kaldırır, merak eder yurdunun tarak değmemiş saçlı çocuklarını, dikilen gökdelenlerin gölgesinde güzel yurdunun kuruyan yeşil bağlarına üzülür, Öfke dolu mektuplar gönderir. Postacı kardeşten haber bekler. Ne zaman neşeli bir güne başlasa hep çığlık seslerini duyar memleketinin; sokak çocuklarının sahipsiz hıçkırıklarını, ekmeğini bölüştüğü insandan dayak yiyen anaları…Kırgınlığın siyah puanlarını kim beyaza çevirecek, tok açın halinden ne zaman, nasıl anlayacak, güneş ne zaman doğacak diye, kaygılanan duyarlı bir yürek o.
Kuşların özel bir yeri vardır onda, memleketi, ayrılığı, özgürlüğü hatırlatır., Kuşlar sırdaşıdır. Sütten ak, gönülden ırak göçmen kuşların çığlıklarını özler, sorgusuz sualsiz mavi göklerde hür olmalarını sever, memleketini görmüş gibi sevinir, bam teline vurur hasret. Tebessüm göçmen kuşların kanadına takılı kalsa da, Allahın varlığına sığınır, dualardan güç alır.
Ölümden korkmaz, gelmesini bildiğim gibi, gitmesini de bilirim, diyerek hayata meydan okur.Yalnız, uzak iklimler şehrinin hüznüne karşı, o mayısta ölmek ister, nevruzların açmasını beklemelidir. Ölmek için kendisini sorgular, seneleri döker önüne , iki satırlık şiir çıkar karşısına, hayat bu şiirlerden de kısa, der.
Kendine has üslubu var şairin, kullanılmamış imgelerle yazıyor. İşte onlardan bazıları:
“yağmur düşer rüzgârın kırılgan saçlarına”
“çorapsız günün / yalın ayaklarını dinlenmeye bıraktım”
“sevdasına türkü yaktığım sabah / şu azgın düşlerinle/ bugün hangi tarafından kalktın”
“ak sakalı hayli uzamış zamanın / elimdeki kara kalem üstlenir tıraşını”
Ona göre aşk, bir ekran, bir düğme başındadır, yoktur artık Kerem ile aslı. Herkes farklı bir yol tutmuştur. Sevgi ucuz pazarlarda satılan fanila değil, çizgisiz, noktasız sevmek yürek işidir.Ne çok dikenler vardır sevgiyi kanatacak, ne çok yaralar vardır sargısız kalacak. Yitik bir umut, kırık bir gülümseme, sevdayı boş ver önemseme der.
İmkânı olsa tekrar çocuk olmak ister. Alacağı vardır çocukluğunun, ömrünün sonuna kadar da, alacaklı kalacaktır. Daha ay ışığında sakız çiğnememiştir, ıssız koylarda hayal üretmemiştir, toprak kokan damda pervasız gaz lambası ışığında gece tüketmemiştir, daha kara dutun dalındaki güvercine ayrık otlarından yuva yapacaktır, üzüm tiyekleri arasında yılan kavıyla ip oynayacaktır, yurdunun bozkırında özgür kır çiçekleri toplayacaktır. Kendi olalı çok zaman geçmemiştir. Biraz şımaracak masallar dinleyecek, sevginin kucağında mışıl mışıl katıksız uyku uyuyacak, yalanın, fesatın manasını bilmeyecek…
Nisan çocuğudur o, her baharda taze fideleri yeşerir, halâ büyümeyen çocuğun coşkusu vardır yüreğinde. Bir çocuk vardır kaya üstünde, Göksu ırmağını taşlayan, akşam vakti gökkuşağı gibi geçen , huzur içinde akan bir yaşamdır çocukluk. Zamanı bandıra bandıra yemek ister. Gurbette ulu pınarın suyunu özler Ren’e baktıkça. Bağlarda kurulan haymalarda uyumayı özler. Çocukluğun izbesinde yaşattığı masalın, babasının anlattığı tahti-revan şehrinin, kral dairesinde soluksuz uyku çeker.
Duvarları sevgiden örülen bir hanede yeni ipek fistanıyla, bayram sabahları şımaran küçük bir kızdır o…O küçük kız kocaman iki torunlu nine, oturur sedirinde Monaliza çehresiyle, elini öpmeye gelen mavi güneşlerini bekler. Önce bir anadır o.
Şair, yalnız kalsa da, ihanete uğrasa da, mutlu olmayı biliyor, çünkü zengin bir ruhu var, duygularını besleyecek hiç sönmeyecek umudu var…Huzur sarp kayalıklara kaçsa da, usunda hayaller kaçıncı kez yaşamını yitirse de, o mutlu olmayı yine de başarıyor.
Bir bardak tarçınlı çay demliyor, emek kırılgan şapkasını önüne eğiyor, vişne vadisinde uyuyan bir düş kalıyor, son sözü şair söylüyor…
“ geceyi seviyorsan / yıldızları sayacaksın
yağmuru seviyorsan / gözyaşıyla tanışacaksın
rüzgârı seviyorsan / fırtınaya tutulacak / acıyı yaşayacaksın
vaktinden önce olgunlaşacak / mutluluğun değerini anlayacaksın
bir damla umut içinde varsa / demek ki halâ yaşıyorsun”