Hans Christian Andersen’in “Yaban Kuğuları” Masalı
Yaban Kuğuları: Kardeşlerini kötü büyüden kurtarmaya çalışırken asla pes etmeyen bir prensesin öyküsü.

Hayat bazen, sonu gelmeyen talihsizliklerle dolup taştığında her birimiz, dayanma gücümüzden ve yeteneklerimizden şüpheye düşebiliriz.
Ancak Hans Christian Andersen, “Yaban Kuğuları” adlı masalında böyle zor zamanlarda, çare olarak inancı önerir. Çünkü inanç sahibi kişi, her şeyin bir sebebi olduğuna inanır ve geleceğe umutla bakar.
Kral, karısını kaybettikten sonra yeniden evlenmeye karar verir. Ancak yeni kraliçe acımasız bir büyücüdür. Kralın aklını 11 oğlunun aleyhine çeler ve onları kuğulara dönüştürür.
Kötü kalpli üvey anne daha sonra kralın kızını da ortadan kaldırmaya çalışır. Ancak prensesin güzelliği ve erdemleri nedeniyle bu iş çok daha zor olur.
Acımasız büyücü üvey anne, prensesin erdemli kalbini kirletmeyi başaramaz. Bunun üzerine kızın yüzüne “iğrenç bir merhem” sürer ve saçlarını karıştırarak onu daha da çirkinleştirir. Kızını gören kral, bunun “onun kızı olmadığını” söyler.
Bu muameleye çok üzülen prenses, saraydan kaçar. Artık dünyada yapayalnız kalan prenses, kardeşlerine ne olduğunu öğrenmeye karar verir. Böylece yola çıkarak yakındaki nehir boyunca ilerler.
Nehir prensesi okyanusa götürür ve prenses oradaki güzel suları seyreder. Suyun güzelliğini ve gücünü gören prenses şöyle der: “Su yorulmadan akıp gider… Ta ki sert olan her şey pürüzsüz olana kadar. Ben de su gibi akacağım, görevimde yorulmayacağım.”
Asla Yorulmaz
Onun azmi, karşılığını bulur. Güneş su üzerinde batarken, başlarında taçlar olan 11 kuğu uçarak kıyıya iner. Güneş tamamen battığında, kuğular kardeşlerine dönüşür.
Prenses ağlayarak onlara doğru koşar, isimleriyle seslenir ve onları kucaklar. Hepsi birbirlerine sarılır ve yeniden bir araya gelmenin sevincini yaşarken, mutluluk onları sarar.
Kardeşleri, üvey annelerinin kendilerine yaptığı büyüyü prensese anlatırlar. Gündüzleri kuğu, geceleri ise güneş battıktan sonra insan olduklarını açıklarlar. Artık kendi vatanlarında değil, okyanusun ötesindeki yabancı bir ülkede yaşadıklarını söylerler.
Genç prenses kardeşlerine karşı derin bir sevgi beslemektedir. Onlar için büyüyü nasıl bozabileceğini sorar, ancak hiçbiri nasıl yapılacağını bilemez. Yine de, prensesi okyanusun ötesindeki garip yeni evlerine davet ederler. Onlardan ayrılmak istemeyen prenses, bu teklifi hemen kabul eder.
Ertesi gün kuğu prensler, prensesi alarak okyanusun üzerinde, çok yüksekte uçacakları yola çıkarlar. İki gün boyunca kız kardeşlerini el dokuması bir ağ içinde taşıyarak tehlikeli bir yolculuk geçirirler. Sonunda garip bir ülkede karaya çıktıklarında, kız kardeşlerini sağ salim, bir mağaraya bırakırlar.
O gece, genç prenses rüyasında kardeşlerini lanetten kurtarmanın yolunu görür. Bu, başarılması zor ve uzun sürecek bir iştir. Çok şey yapması gerekecek ve pek dinlenme fırsatı bulamayacaktır. Ancak, sadece kardeşlerini düşünen genç prenses, onları bağlayan büyüyü bozmak için çalışmaya başlar.
Bu hikâyede çocuklar, genç prensesin kararlılığını ve bu sayede “görevlerinde yılmadan çalışabildiğini” görürler. Görevleri giderek zorlaşsa bile, özgüvenleri sayesinde azimle devam edebileceklerini öğrenirler.
Roy T. Bennett’ın “Kalpteki Işık” adlı kitabında dediği gibi, “En zor zamanlarınızın ardından genellikle hayatınızın en güzel anları gelir. Devam edin. Zor durumlar sonunda insanları güçlü kılar.” Böylece çocuklar, yorgunluk duymadan, inanç ve azimle, zorluklara dayanabileceklerini anlarlar.
Yazan: Kate Vidimos, The Epoch Times
Çeviren: Hatice Atmaca, The Epoch Times Türkiye
Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.