Shuar Halkı ve Çarpıcı Bir Paradoks: Tsantsa

Shuar halkı ve çarpıcı bir paradoks: Tsantsa. (Görsel: Pixabay-xat-ch)
Shuar halkı ve çarpıcı bir paradoks: Tsantsa. (Görsel: Pixabay-xat-ch)

Bazı insan hikayeleri tamamen modern dünyanın dışında var oluyor. Amazon Yağmur Ormanları ve Kuzey Sentinel Adası gibi yerlerde, izole kabileler binlerce yıldır, dış dünya ile neredeyse hiç temas kurmadan hayatta kalmışlardır. Birçoğu, yaşam biçimlerini hastalıktan, sömürüden ve kültürel kayıptan korumak için dışarıdan gelenleri aktif olarak reddediyor. Onlar “geride kalmış” değiller, izolasyonu seçiyorlar. Birbiriyle aşırı bağlantılı bir dünyada, nadir bir alternatifi temsil ediyorlar.

Küçültülmüş Kafa veya “Tsantsa”, Amazon yağmur ormanlarında yaşayan Shuar ve Achuar kabilelerine ait, 19. ve 20. yüzyıl başlarına tarihlenen bir kalıntıdır. Günümüzde Ekvador ve Peru’da bulunan bu kabileler, karmaşık kafa küçültme uygulamalarıyla tanınıyordu.

Kafa avcılığının dünyanın birçok bölgesinde çok eski zamanlardan beri gerçekleştiğine inanılıyor. Ancak kafa küçültme uygulaması yalnızca Amazon yağmur ormanlarının kuzeybatı bölgesinde belgelenmiştir.
Mezardan kafatasının çıkarılması, kaynatılması ve tütsülenmesi gibi karmaşık bir işlem yapılıyor, korunan kafanın saçları ve yüz hatları da muhafaza ediliyordu. Bu kafaların, ölen kişinin ruhunu taşıdığına ve küçültme işlemini yapan kişiye güç verdiğine inanıldığı için büyük manevi öneme sahipti. Shuar halkına göre esir alınan ruhlar ölümsüzleştirildi.

Tsantsa (Fotoğraf: Museum Crush)
Tsantsa (Fotoğraf: Museum Crush)

Çarpıcı bir paradoks olan Tsantsa, ölümsüzlüğe karşı zaferi temsil eder. Hem yaratılışının şiddetini hem de ölümü aşma inancını yansıtır. Aynı zamanda ölümlü alem ile ruhlar arasında somut bir bağlantı görevi görür. Yaşamın kalıcı bir yankısı, varoluş ve hafıza arasındaki hassas sınırın ürpertici bir hatırlatıcısıdır.

Shuar yerli halkının geçmişi 2.500 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Toprakları, dilleri, ırkları, kültürleri ve savaşçı uygulamalarıyla karakterize edilmişlerdir. Bir zamanlar Ekvador Amazon’unun güneybatı kesiminde, Pastaza, Morona Santiago ve Zamora Chinchipe eyaletlerinde, Peru sınırına bitişik bölgede büyük bir nüfusa sahiptiler.

Küçültülmüş kafa (tsantsa), kupa, ritüel, ticaret veya diğer amaçlar için kullanılan, genellikle normal boyutundan kat kat daha küçük hale getirilen kesilmiş ve özel olarak hazırlanmış insan kafasıdır.
Ekvador ve Peru’daki Shuar, Achuar, Huambisa ve Aguaruna kabilelerini içeren Jivaroan halklarının küçültülmüş insan kafaları sakladıkları bilinmektedir. Shuar halkı küçülmüş bir kafaya tsantsa der, ayrıca bazen tzantza olarak da çevrilir. Birçok kabile lideri düşmanlarını korkutmak için bu küçük kafaları (tsantsa) gösterirdi.

Tsantsa (Fotoğraf: American Etnography)
Tsantsa (Fotoğraf: American Etnography)

Küçülen kafalar, mandibular prognatizm (alt çenenin üst çeneye göre öne çıkması), yüzün bozulması ve alnın yan taraflarının küçülmesiyle bilinir; bunlar küçültme sürecinin sonucudur. Shuar ve Achuar halklarında, kafaların küçültülmesinin ardından önemli ritüellere odaklanan bir dizi şölen düzenlenirdi.
Küçültülmüş bir kafa yaratma süreci, kafatasının boyundan çıkarılmasıyla başlar. Kulağın arkasına bir kesi yapılır ve kafatasından tüm deri ve et çıkarılır. Burun deliklerinin altına kırmızı tohumlar yerleştirilir ve dudaklar dikilir. Ağız üç avuç içi iğnesiyle bir arada tutulur. Kafatası çıkarılmış başın etinden yağda çıkarılır. Daha sonra şekli korumak için kafatası çıkarılmış başın içine tahta bir top yerleştirilir. Kafa, tanen içeren bir dizi otla doyurulmuş suda kaynatılır. Sonra baş, insan özelliklerini koruması için şekillendirilirken sıcak kayalar ve kumla kurutulur. Daha sonra deri, kömür külü ile ovulur. Başa daha sonra dekoratif boncuklarda eklenebilir.

Baş küçültme geleneğinde, derinin külle kaplanmasının muisak’ın , yani intikamcı ruhun dışarı sızmasını engellediğine inanılır .

Shuar yerli halkı topraklarını İnka ve İspanyol sömürgecilere karşı şiddetle savunmuşlardır. İspanyol sömürgeciler onları küçümseyerek “jíbaros” olarak adlandırırdı. Shuar’ların tzantza (düşmanlarının kafalarını küçültme) uygulaması, onlara korkusuz ve affetmez savaşçılar olarak ün kazandırdı. Fetihlere direnirken gösterdikleri cesaret ve vahşilik hikayeleri onlar için etnik gurur kaynağı oldu.

İspanyollar ilk olarak Amazon bölgesiyle altın yatakları nedeniyle ilgilenmeye başladılar ve Shuar halkı ile 1550 yılları civarında ticaret yapmaya başlayan keşif heyetleri gönderdiler. İspanyol keşif heyetlerinin altını çıkarmak için iş gücüne ihtiyacı vardı. Shuar halkını “kadınların göğüslerini keserek, insanları vahşi köpeklere atarak ve yiyeceklerine el koyarak açlıktan ölmelerini sağlayarak” terörize ettiler ve bastırdılar.
Yine de onları tamamen fethetmeyi başaramadılar. 1552’de İspanyollar Logrono ve Sevilla köylerini kurdular ve Shuar halkını altın ve gümüş madenlerinde çalışmaya zorladılar. Çok sayıda yerli ayaklanması oldu, en ölümcül olanı 1559’da Upano, Paute, Santiago ve Morona’dan 20.000 kişilik bir yerli grubunun yeni başlatılan altın tozundan bir haraç uygulamasını protesto için birleşerek Logrono’ya saldırmasıydı. Kadınlar ve çocuklar dışında tüm İspanyolları katlettiler. Ayaklanma İspanyolların bölgeyi terk etmesi ile sonuçlandı. Yerli halklar geçici olarak egemenliklerini geri kazandılar.

Başlangıçta topraklarına girmeye çalışan Hristiyan misyonerler de başarısız oldu. İlk olarak, 1631’de Cizvitler, ardından Fransiskenler ve Dominikanlar geldi.

1890’dan 1910’a kadar Shuar halkı, İspanyol sömürgücülerle alet, ateşli silah ve kumaş karşılığında kauçuk ve hayvan derileri ticareti yaptı. 1930’larda altın akını Upano vadisine Katolik misyonelerle batılı yerleşimciler getirdi. Akın sona erdiğinde gelen batılı yerleşimciler tarıma yöneldiler ve Shuar topraklarını izinsiz işgal ettiler.Ayrıca salgın hastalıklar da getirdiler ve Upano vadisindeki Shuar halkının yarısından fazlasını öldürdüler.

Salezyenler (Katolik cemaat), 1935’te Shuar topluluklarına başarılı bir şekilde yerleşen ilk misyonerlerdi. Başlangıçta Shuar halkı Salezyenlerin öğretilerini benimseme konusunda isteksizdi ve ilk misyonerlerden bazıları öldürüldü ve başları tzantzalara dönüştürüldü.

Ancak rakamsal tam bir veri bulunamadı. Bazı Shuarlar yeni kültürü benimserken diğerleri daha da uzak bölgelere veya Peru ormanlarına kaçtı. Salezyenler daha sonraki süreçte onları dönüştürmek için Shuar hanelerini küçük köy merkezlerine yerleştirdiler. Misyonerler İspanyolca dilini, yeni ürünlerin yetiştirilmesini ve sığır çiftçiliği kooperatiflerini tanıttılar. Salezyen misyonları ayrıca yatılı okullar kurdu. Başlangıçta, Shuar çocukları evlerinden zorla alınıyordu. Daha sonra ki süreçte aileler onları gönüllü olarak verdi ve birçok çocuk yatılı okullarda büyüdü. Bu yatılı okullar Shuar halkını batılılaştırarak çoğunluk toplumuna dahil etme girişimi için bir hükümet aracı olarak kullanıldı. Okullar, 1964’te Shuar Federasyonu kurulduğunda kapatıldı ve halen kapalıdır.

Tsantsa) (Fotoğraf: American Etnography)

IERAC (Ekvador Tarım Reformu ve Kolonizasyon Enstitüsü), bölgedeki hemen hemen tüm toprakların tapularının olmaması ve Shuar halkının atalarından kalan ve nesiller boyu kullandıkları topraklara ilişkin haklarının tanınmaması nedeniyle tüm toprakları devlet mülkü olarak gördü. Bu politikalar sosyal veya kültürel etki değerlendirmeleri yoluyla uygun şekilde incelenmediğinden dil kaybı, Shuar geleneksel siyasi sisteminde değişiklikler, toprak bozulması ve yerli halk ile yerleşimciler arasındaki ekonomik uçurumun derinleşmesi gibi öngörülemeyen sonuçlar doğurdu.

Salezyen misyonerleri ve tarım reformunda dikkate alınmayan önemli bir sosyal etki, Shuar nüfusunun geleneksel olarak köy merkezlerinin aksine ormanlarda dağınık bir şekilde yaşamasıdır. Shuar halkı yerleşmeye zorlanarak tüm sosyal dinamikleri değiştirildi. Daha önce toplumları özerklik ve güç dengesi ile karakterize edilirken şimdi bağımlılığa ve otorite hiyerarşisine dayanıyordu. Bu, geleneksel olarak kendi kendine yeten ve kendi kendini yöneten Shuar haneleri içinde gerginliklere neden oldu. Yakın mesafede yaşamaya ve Batılı güç anlayışlarına uymaya zorlandılar.

Toprakların ilk sakinlerinin egemenliği göz ardı edildi ve bu da kültürlerinin, geçim kaynaklarının bozulmasına ve devletle ilişkilerinin zayıflamasına yol açtı. Ancak o zamanlar yerli hakları hareketleri bugün olduğu kadar güçlü ve uluslararası olarak tanınmış değildi.

Kaynak: Hartwig Kuhlenbeck koleksiyonu-D.University-E.Britannica-Salesian Politeknik Üniversitesi(UPS)Salesian Peder Siro Maria Pellizzaro

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.