Türklüğün Tarihi Görevi

Bugün 3 Mayıs Türkçülük günü. 3 Mayıs Türkçülük Günü’nün arka planına baktığımız zaman II. Meşrutiyet ile başlayan ve Cumhuriyet döneminde de alttan alta devam eden sol ve milliyetçi görüşlerin toplumun önünde hem hukuki, hem siyasi, hem de toplumsal bir olaya dönüştüğü bir resim ile karşılaşırız.

Olayın fitilini ateşleyen olay ise Nihal Atsız’ın çıkardığı Orhun dergisinde dönemin bazı aydınlarını “komünist” olmakla suçladığı açık mektupların yayınlanmasıdır. Bu isimler arasında Sabahattin Ali de vardır. Suçlama sadece fikir tartışması değil, doğrudan hedef gösterme niteliği taşır. Çünkü Atsız, Sabahattin Ali’yi komünizmi yayan bir Rus ajanı ve vatan haini olmakla suçlar.

Sabahattin Ali bu olayı mahkemeye taşır ve tarihte Irkçılık – Turancılık Davası olarak adlandırılan yargılama süreci başlar.  Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, Reha Oğuz Türkkan bu mahkemede yargılanırken 3 Mayıs 1944 günü Ankara’da milliyetçi öğrenciler ve gruplar toplanarak gösteriler yapmaya başlar. Gösteriler büyüyünce olaylara polis müdahale eder ve şiddetli olaylar yaşanır. 1945’de bugün Türkçülük Günü olarak ilan edilir.  

Bu noktada tartışma, fikirden çıkıp kişisel ve politik bir mücadeleye dönüşür.  

Bu olay Türkiye’nin, Atatürk’ün gösterdiği kültürel temele dayanan ulusçuluk ve milliyetçilik ekseninden çıktığını göstermesi açısından da çok önemlidir. Çünkü burada iki ideoloji çatışır: ideolojik sol ile biyolojik ırkçılık diyebileceğimiz aşırı milliyetçilik.  

Bu toplumsal kırılma, Türkiye’nin geleceğinde şekillenecek pek çok acı olayın da habercisidir. Bu çatışma gittikçe derinleşir ve tarihte yaşadığımız felaketlere sürükler.  

Aslında ülke Atatürk çizgisinden çıkmakla her türlü felaketle karşılaşmaya başlamıştır.

Evet, bu ülke Türkçü bir nüve ile kurulmuştur ama bu Türkçülük Ziya Gökalp’in ortaya koyduğu dil, tarih ve kültür bağları ile bağlanmış bir ideolojidir.

Türklük de aslında bugün yeniden tanımlanıyor. Arkeolojik bulgular ve bilimsel çalışmalar bize Türklüğün tarihin en kadim etkileşimli kültürlerinden biri olduğunu gösteriyor.

Türklük derin tarihi kökleri, asil gelenek ve ananeleri, kadın ve erkeğin eşit olduğu toplumsal yapısı, kadim dili, sanatı, Tengri inancı ve tarihe yön veren devlet ve imparatorlukları ile her zaman tarihin itici güçlerinden biri olmuştur.  

Atatürk, bu bağlamda Türk Tarih Tezi çerçevesinde Anadolu’nun 7000 yıldır Türk beşiği olduğunu vurgulamıştır. Bugün bu görüş pek çok bilimsel dayanakla desteklenmektedir. Atatürk’ü hafife almak ve söylemleri ideoloji dayatmak için söylenmiş alelade sözler olarak algılamak büyük bir yanılgı olur.

Türklük büyük bir güç. Aslında Orta Asya terimi 1920’lerde Sovyetler Birliği’nde Türk birliğini ve gücünü kırmak için Türkistan coğrafyasına verilen yeni bir addı. Bu coğrafyanın ismi Türkistan’dı. Bu dönemde Türkistan bölgesi Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tacikistan gibi ülkelere bölündü.

Böylece bölgede Türklük bilincinin gücünü kırmak istediler. Sosyalizmin geleceği nokta da hep budur. Tüm tarihsel ve kültürel kanıtları ortadan kaldırarak, gerçek tarihsel bir kimliği yok etmek. Böylece bir ideoloji dayatmak.

Emperyalizmin de yapmaya çalıştığı bundan farklı değildir. Tarihî kardeşliği ve Türklük bilincini ümmetçilikle ortadan kaldırmak.

Bir halkı din ile uyutabilirsiniz ama Türk’ü uyutamazsınız.

Yine de Türklük durdurulamaz bir güçtür ve gelecekte dünyanın geleceği noktayı belirleyecek en önemli güçtür. Günümüz dünyasında bir yanda Amerika ve İsrail, diğer yanda Avrupa, Çin ve Rusya, güç odakları olarak dünyayı yönlendirmektedirler. Bu denklemi yeni bir dengeye ulaştıracak olan güç Türk birliğidir.

Türk halklarının birliği dünyadaki tüm dengeleri değiştirebilecek ve dünyaya gerçek anlamda adalet getirebilecek yegâne güçtür. Düşünsenize; Türk lirasının ortak para olduğu, bilim, sanat ve kültürle şekillenen, kökeni tarihi bir kardeşliğe dayanan Asya ve Avrupa’nın ortasındaki kocaman bir coğrafya…

Türklük bağının kökleri tarihin derinliklerinde gizlidir. Kurgusal bir ideoloji değil, somut bir gerçektir. Ve kurgusal olanlar her zaman gerçek olan karşısında dağılacaktır.

Bu yüzden kendini Türk olarak tanımlayanlar, tarihin onların sırtına yüklediği görevi çok iyi anlamalıdırlar.

Atatürk bunu şöyle dile getirmiştir: “Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkundan yeni bir Güneş gibi doğacaktır!”

Dikkat ediniz, Atatürk Türkiye değil Türklük demektedir.

Ne mutlu Türk’üm diyene…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.