Paranın Gölgesindeki Adalet: Cübbe Neden İliklenmez
Hukuk fakültelerinin ilk derslerinden birinde öğretilir: “Yargı bağımsızdır ve savunma, yargının kurucu unsurudur.” Ancak bugün sokaktaki vatandaşa sorduğunuzda, adaletin terazisinin sadece delillerle değil, cüzdanın ağırlığıyla da dengelendiğine dair derin bir kaygı işitirsiniz. Eğer bir avukatın sunduğu adaletin kalitesi, müvekkilinin ödeme gücüyle doğru orantılıysa, orada “herkes için adalet” değil, “parası olan için hukuk” devreye giriyor demektir.
Savunma Bir Lüks mü, Yoksa Hak mı?
Mevcut sistemde avukatlık, serbest bir meslek olarak tanımlanıyor. Yani avukat, yaşamını sürdürmek için müvekkilinden ücret almak zorunda. Ancak bu durum, adaletin temeline dinamit koyan bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor: Ekonomik eşitsizlik, hukuki eşitsizliğe dönüşüyor.
Zengin bir sanığın en iyi hukuk bürolarıyla, onlarca avukatla ve sınırsız teknik imkânla kendini savunduğu bir sistemde, asgari ücretle geçinen bir vatandaşın sadece baro tarafından atanan (ve çoğu zaman angarya görülen düşük ücretlerle çalışan) bir avukata mahkûm olması, maçın daha başlamadan kaybedilmesidir.
Ücret İlişkisi Bağımsızlığı Zedeliyor
Avukatın parasını doğrudan kişiden alması, ister istemez bir “müşteri” ilişkisi doğurur. Oysa müvekkil bir müşteri, adalet de bir ticari mal değildir. Avukat, parasını aldığı kişinin her dediğini yapmak ya da sadece onun çıkarlarını gözetmek zorunda hissettiğinde, adaletin tecellisine yardımcı olma görevinden uzaklaşır.
Bu durum iki büyük tehlikeyi besler:
1. Dava Tüccarlığı: Sırf para kazanmak için kazanılması imkânsız davaların açılması veya süreçlerin kasten uzatılması.
2. Adalet Uçurumu: Yoksulun haklı olsa da hakkını arayamaması, zenginin ise haksız olsa da hukuk labirentlerinde yolunu bulması.
Çözüm: Adaletin Kamusallaşması
Eğer yargıcın ve savcının maaşını devlet ödüyorsa ve bu onların (teorik olarak) tarafsızlığını sağlıyorsa, savunma makamı neden piyasa koşullarına terk ediliyor?
Adaletin gerçekten doğru çalışması için, avukatlık ücretinin doğrudan müvekkil ile avukat arasındaki bir pazarlık konusu olmaktan çıkarılması gerekir. Belki de çözüm, savunma hizmetlerinin tamamen kamusallaşması, güçlü bir “Adli Yardım” fonunun oluşturulması ve avukatların sundukları hizmetin karşılığını kişilerden değil, bu merkezi fondan aldığı bir modelde yatıyor.
Unutmayalım ki bir toplumda “avukatın kadar konuş” anlayışı hâkimse, orada cübbelerin düğmesiz olması hiçbir anlam ifade etmez. Adalet, paranın satın alamayacağı kadar kutsal, yoksulun sığınabileceği kadar da ücretsiz olmalıdır. Yoksa o terazi, bir gün herkesin altında kalacağı bir enkaza dönüşür.
Bu yazı ilk olarak 07.05.2026 tarihinde mersinsurucukurslaridernegi.blogspot.com’da yayınlanmıştır.