
Adana’da yoğunlaşan geri dönüşüm sektörünün yarattığı çevre ve sağlık sorunları artık son derece ciddi boyutlara ulaştı. Bu konu halk sağlığının yanı sıra turizm, balıkçılık, tarım gibi pek çok sektörü de artık ciddi anlamda etkiliyor. Türkiye’de kimse bu gidişata dur diyemiyor. Biz de The Epoch Times Türkiye olarak Mersin Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Aktaş ile mikro plastik kirliliğini ve bu işe nasıl son verilebileceğini konuştuk.
Bugün bu konu geniş kesimler tarafından konuşuluyorsa, Mersin’de bu farkındalığın oluşmasına katkı sunan önemli isimlerden birisiniz. Akademik çalışmalarınız ve kamuoyuna yönelik çabalarınızla meselenin çevresel, ekonomik ve toplumsal boyutlarını gündeme taşırken; Mersin’i Adana, Alanya ve Antalya’daki gelişmelerle ilişkilendirerek sorunun yalnızca yerel değil, Doğu Akdeniz’i ilgilendiren çok boyutlu bir mesele olarak görülmesine de önemli katkı sundunuz. Biz şu andaki durumu bize resmedebilir misiniz? Bu iş nasıl başladı?
Geri dönüşüm ve atık ithalatı konusunda bir süredir bayağı bir çalışma yapıyorum. Konu ile ilgili son çalışmalarımı bir seri makalede topladım. İlk önce geri dönüşümün turizme etkisini, sonra geri dönüşümün tarıma etkisini, deniz ekosistemine etkisini ve halk sağlığı üzerindeki etkisini irdeledim. Son olarak atık ithalatının Türkiye ekonomisine etkisini genel daha makro açıdan toparladım ve ortaya koydum.
Atık ithalatı Türkiye’de önemli bir noktaya geldi ve büyük bir çoğunluğu demir-çelik. Bu demir-çeliğin de geri dönüşüm süreci atık yaratıyor ama plastik, kauçuk, tekstil ve benzeri gibi değil. Ondaki atık miktarı çok sınırlı.
Bizim temel konumuz plastik. Türkiye zaten kendi atığını yeterince iyi değerlendiremezken niye biz Avrupa’dan atık alıyoruz? Çünkü Avrupa’da ciddi destekler var. Ayrıştırabildiklerini ayrıştırıp kalanını ise Çin’e veriyorlardı. Ama Çin baktı ki bu iş sürdürebilir değil ve ciddi çevresel yükleri var. 2017’de bu süreci durdurdu. Avrupa bu dönemde yana yakıla bir ülke aradı ve Türkiye bu işe talip oldu.
Peki şu andaki durumda rakamlar neler söylüyor?
Şu anda dünyada 2.6 milyar ton belediye atığı üretiliyor. Bu rakamın 2050 yılında 3.8 milyar tona çıkacağı öngörülüyor. Yani bu atıkların bu kadar büyümesi dünya için asla sürdürülebilir bir şey değil.
Türkiye’nin 23 milyon ton yıllık atık ithalatı var. Kabaca söylüyorum. Bunun 20 milyon tonu demir-çelik. Ve bunun da önemli bir kısmı Avrupa’dan geliyor. Geri kalan 3 milyon ton tekstil, kauçuk ve plastik atık. Verilere göre plastik atık rakamları 500 bin ile 1.3 milyon ton arasında değişiyor. Bu rakamın içerisinde kauçuk ve lastik tekerler de var.
Sorun nerede başlıyor?
Bu atıklar ülkeye giriyor ama bu atıkları işleyemiyorlar. Hatta bu atıkları hiç ellemiyorlar; bertaraf ediyorlar, yakıyorlar, gömüyorlar. Parçalara ayırıp sisteme, yani belediyenin sistemine entegre ediyorlar. Irmak kenarlarına atıyorlar. Adana’da yıllardır bu bir yara. Adana’dakiler isyan ediyor. Adana bu gidişle bir çöp havzası olacak.
Bu 80’li, 90’lı yıllardaki hayali ihracata benziyor. Şimdi de aslında amaç geri dönüşüm değil. Bunlar çöp, yani hayali bir atık… Bunu işlemeden bertaraf ediyorlar. Şimdi böyle bir kesim gelişti ve bunların sayısını bilmiyoruz. Bu firmalar yurt dışından ithal ettikleri ton başına teşvik alıyorlar. Yüksek teşvikler. İyi para geliyor. Ama ne oldu? Eninde sonunda bir yerde patlayacaktı. Nerede patladı? Mersin denizinde patladı.

Sizce tehlike ne kadar büyük?
Herkes bu akıntının Mersin ile sınırlı kalacağını düşünüyordu ama bu tehlike doğudan batıya doğru geliyor. Hatta İskenderun’dan Lazkiye’den gelen akıntı Seyhan Irmağı’ndaki o geri dönüşüm tesislerinden gelen mikro plastikleri alıp Mersin denizini kirletmeye başladı. Hatta ilk Tarsus ve Kazanlı’yı vurdu. Bazı uzmanlara göre Tarsus-Kazanlı Turizm Projesi bu atıklardan dolayı başlamadan bitti. O bölgedeki turizmi felç etti.
Sonra bu durum devam etti. Mersin sahillerine kusmaya başladı. Şimdi yavaş yavaş Erdemli, Susanoğlu, sonra baktık Boğsak, sonra Aydıncık, sonra Anamur, sonra en son Alanya’ya kadar gitti. Büyük ihtimalle Kemer’e oradan da Muğla’ya kadar ulaşacak bu atıklar.
Bu işi iyi yapan firmalar mutlaka vardır. Ama artık onları düşünecek durumda değiliz kayıp büyük: Deniz ekosistemi, turizm, balık kalitesi yani gıda güvenliği, tarım alanları, hava kirliliği ve sonuçta halk sağlığı… Buradan yaratılan kayba ek olarak yıllarca sürecek temizleme ve denetim maliyeti var. Toplayın bunları; İntihar gibi bir hamle bu plastik atık ithalatı. Bu yüzden biran önce yasaklanmalı, ve Cop31’den önce de deklare edilmeli. Yoksa kayıp büyük olacak…
Bu zararlar biraz detaylandırır mısınız?
Bu zararların tam olarak boyutunu ölçmek mümkün değil ama örnek vermek gerekirse Türkiye’nin en temiz kültür balıkçılığı Mersin’deydi. Ne oldu? Ben artık Mersin’de balık yemiyorum ve kimseye de tavsiye etmiyorum. Şimdi ben balık tesislerinde olsam tazminat açarım. Bir diğer sektör turizm. Ciddi turizm gelirleri olan oteller yakında çok büyük kayba uğrayabilir.
Başka bir örnek: Mersin’de bir plaj projesi var. Bence eksik bir proje çünkü deniz çok kirli. Bu yüzden bu işe en çok ses çıkarması gereken Mersin Büyükşehir Belediyesi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bu bu proje kapsamında Mersin denizi ile ilgili ÇED raporu talebi var. Burada denize girilemez diyor. Denize giren çoğu kişinin kulakları, gözleri rahatsız oluyor. Çünkü bu mikro plastikler oraya kadar giriyor. Kızların, kadınların saçları içerisine giriyor. Çevrede hep var…
Küçük bir grubun birazcık katma değeri için yaratılan etki çok büyük. Kabaca 60-70 milyarlık bir turizm gelirimiz var. Yerli harcamaları da dahil edersek 70-80 milyar dolarlık bir paranın döndüğü bir alana biz atıkları yönlendiriyoruz. İnanılır gibi değil. Bunun yanında tarım sektörü de ciddi anlamda bu durumdan etkileniyor. Ve bütün bunlar ne için? Belki de topu topu 200 milyon dolarlık bir geri dönüşüm ithalatı için…
Bu işin bir an önce durdurulması için ne yapmalıyız?
Böyle bir şey dünyanın herhangi bir yerinde olsa anında kepenkleri kapatır, ithalatı yasaklar, hepsini ciddi tazminatlarla kapattırır, sorumlulara soruşturma açıp bu pislik temizlenene kadar süreci durdururlar. Bakın COP 31 Antalya’da olacak ve ben, “Sizin ilk delegasyonunuz Avrupa’nın çöpleri olabilir.” diye yetkilileri uyardım. Bu bir vatan meselesi ve bu işin partisi olmaz, olamaz. Acilen konu hukuken ele alınmalı bence.
Ben diyorum ki operasyon yiyeceksiniz bu konuda. Plastik kirliliğine yol açan herkesten hesap sorulmalı. Bence hepsi operasyon yiyecek. Burada kim suçluysa bakanlık dahil herkes bundan operasyon yiyecek. Bu bir vatan meselesi. Yani bu vatana ihanet meselesi. “Mavi Vatan” diyoruz ama denizlerimizin geldiği hale bak. Bu affedilecek bir şey değil. Burada sessiz kalanlar, burada bu işi görmeyenler, sümen altı edenler herkes bu durumdan payını alacak.
Bu Avrupa’nın çöpü. Avrupa bunu istemez. Ben bu durumun tamamen emperyalistler tarafından ülkemize yaratılan baskının sonuç vermesi olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de bu işin siyaseti olmaz. Bu konuda bütün partiler birlikte hareket etmeli…
Mersin’i çabasını bu konuda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konuda maalesef Mersin ve Adana’dan güçlü bir ses duymadık. Çevre platformlarını dışında hiçbir STK sesini çıkarmıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesinden güçlü bir ses duymadık. İş adamları derneklerinden de hiç ses gelmiyor. Milletvekilleri de ciddi ve sürekli bir tepki göstermiyor. Ben bu konuda Mersin’den çok Antalya lobisinin etkili olacağını düşünüyorum. Antalya lobisi güçlü. Tek şansımız bu görünüyor. Bizi kurtarırsa Antalya kurtaracak.