
30 Ağustos 1922’yi Büyük Zafer’in 104’üncü yıl dönümünü büyük bir gurur ve minnetle kutluyoruz.
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması, Anadolu topraklarını parçalamayı ve Türk ulusunu esaret altına almayı hedefleyen emperyalist bir kuşatmaydı. Ancak bu karanlık senaryo, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla bozuldu.

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla ulusun yönetimi halkın iradesine teslim edilmiş, Ankara Millî Mücadele’nin merkezi haline gelmişti. Meclis, “Misak-ı Milli sınırları içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz” ilkesiyle yokluklar içinden düzenli bir ordu var etti ve kurtuluş meşalesini yaktı.

“Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa Vardır”
Doğu Cephesi’nde Ermeni çetelerinin etkisiz hale getirilmesinin ardından, batıda Yunan ordusuna karşı kazanılan I. ve II. İnönü Savaşları, milletin moral gücünü en üst seviyeye çıkardı. Düşmanın yeniden taarruza geçmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, askeri literatüre geçecek o tarihi emri verdi:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”
Bu stratejiyle 23 Ağustos – 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yürütülen Sakarya Meydan Muharebesi kazanılarak Türk ordusu savunma konumundan taarruz konumuna geçti. Bu muazzam zaferin ardından TBMM tarafından Mustafa Kemal’e “Gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi tevcih edildi.

İmkansızlıklar İçinde İlmek İlmek Örülen Hazırlık
Birçok çevreye göre bu büyük başarı, sadece 26-30 Ağustos 1922 arasındaki 5 günde kazanılmış gibi görünse de ardında yaklaşık 4 yıllık muazzam bir hazırlık safhası barındırıyordu. İstiklal Savaşı döneminde ülkenin yüzde 75’i işgal altındaydı ve 10 yıl süren kesintisiz savaşlar milleti çok yormuştu.
Sakarya Zaferi’nden sonra dahi ordunun durumu içler acısıydı; askerlerin büyük kısmının üzerinde üniforma yoktu, cepheye köyden geldikleri yırtık elbiselerle giriyorlardı. İçerideki yokluklar ve yabancı devletlerin baskısı öyle bir boyuttaydı ki, Ali Fuat Paşa ve Refet Bele gibi dönemin önemli komutanları bile başarılı bir taarruz yapılabileceğine inanmıyordu.

Hatta Padişah Vahdettin, İngilizlere “Mustafa Kemal ve adamları İngilizlerin düşmanıdır, ne isterseniz vermeye hazırım” mesajları gönderirken; İzmir’e yeni atanan Yunan İşgal Ordusu Komutanı General Hacianesti, Reuters muhabirinin sorusuna kibirle, “Ben Mustafa Kemal diye bir komutan tanımıyorum” cevabını veriyordu. İngiliz askeri uzmanlar ise Afyon bölgesindeki Yunan savunma hatlarının Türkler tarafından asla geçilemeyeceğini rapor ediyordu.

Bilim, Fen ve Stratejik Deha
Ancak bu ordunun başında, askeri dehasını bilim ve fenle birleştiren Başkomutan Mustafa Kemal Paşa vardı. Savaş prensiplerine göre taarruz eden tarafın düşmandan üç kat üstün olması gerekirken, Türk ordusu sayı, silah, uçak ve araç yönünden Yunan ordusundan çok daha zayıf durumdaydı.
Mustafa Kemal, bu eşitsizliği dünya askeri tarihini inceleyerek geliştirdiği baskın, gizlilik ve aldatma taktikleriyle aşmayı bildi. Kimsenin ihtimal vermediği, İngiliz ve Yunan kurmaylarının “aşılması imkansız” gözüyle baktığı Afyon’un güneyindeki Ahır Dağları üzerinden büyük bir baskın planladı.
26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz ile düşman mevzileri bir saat içinde ele geçirildi. 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile düşman çember içine alınarak imha edildi. Stratejik aklın ve askeri dehanın eseri olan bu büyük zaferin ardından durmayan Türk ordusu, düşmanı İzmir’e kadar takip etti ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan tamamen temizlendi.
Atatürk’ün de belirttiği gibi bu zafer; her evresi ince ince düşünülmüş, orduların sevk ve idaresinde ilim ve fen ilkelerinin rehber kabul edildiği, akılcı bir planın sonucuydu.

Sonsuza Dek Laik ve Demokratik Türkiye
Bugün, bu şanlı Büyük Zafer’in 104’üncü yıl dönümünü büyük bir gurur ve minnetle kutluyoruz. Hunharca gerçekleştirilen terör eylemleri ile ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyen şer güçler bilmelidir ki Türk ulusu tüm fertleriyle dün olduğu gibi bugün de tek vücut halinde dimdik ayaktadır.
Laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatma azmindeyiz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, kanlarıyla bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun!
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!