Modern Çağın Görünmez Zinciri: Homo Ambitious ve Platon
Modern çağın en belirgin insan tipi artık sadece düşünen, sorgulayan ya da üreten insan değildir. Günümüz dünyası durmadan daha fazlasını isteyen, bulunduğu yerle yetinmeyen ve başarıyı varoluşunun tek ölçüsü haline getiren yeni bir insan modeli inşa etti: Homo Ambitious, yani ihtiras adamı. Bu insan tipi için hayat, tadı çıkarılacak bir yolculuk değil bitiş çizgisi sürekli ileri kaydırılan bir rekabet alanıdır. Antik Yunan filozoflarından Platon’un yüzyıllar önce Devlet diyaloğunda uyardığı gibi modern insan, ruhunun derinliklerinde yatan ve durmadan beslenmek isteyen o “gözü doymaz, çok başlı canavarı” serbest bırakmıştır.
Bu durumun yansımalarını en net günlük ilişkilerimizde görürüz. Örneğin sosyal medyada bir tatil fotoğrafı paylaşırız, ama aldığımız yüzlerce beğeni bizi mutlu etmeye yetmez. Hemen bir sonraki paylaşımda daha lüks bir kareyle daha fazla beğeni almanın yarışına gireriz. İş hayatımızda terfi alır, iyi bir maaşa ulaşırız. Fakat akşam eve döndüğümüzde sevincimizi yaşamak yerine, bir üst pozisyondaki iş arkadaşımızı nasıl geçeceğimizin planlarını yaparız. Platon bu trajik döngüyü Gorgias diyaloğunda harika bir benzetmeyle açıklar. İhtiraslı insanı, “altı delik bir fıçıyı suyla doldurmaya çalışan” birine benzetir. Sosyal medyadaki “beğeni” ya da kariyerdeki “statü” fıçıya dökülen sudur. Ancak içimizdeki hırs fıçıyı deldiği için, ulaştığımız hiçbir başarı bizi uzun süre tatmin etmez. Sonunda insan, durmadan su taşımaktan bitap düşer.
Elbette hırsın bütünüyle kötü olduğunu söylemek haksızlık olur. İnsanı ataletten kurtaran, sabah yataktan hevesle kaldıran, daha iyi bir eş, daha başarılı bir çalışan veya daha donanımlı bir birey olmaya sevk eden güç de bu dürtüdür. Platon felsefesinde bu durum, ruhun “tümos” adı verilen hırs, irade ve cesaret parçasıyla açıklanır. Tümos, doğru yönetildiğinde bir ilişkiyi güzelleştirmek veya bir projeyi tamamlamak için gereken asil bir enerjidir. Ancak hırs, aklın ve ahlakın denetiminden çıktığında; dostluklarımızı paylaşılan birer değer olarak değil, basamak olarak görmeye başlarız. Sevgilimizden veya arkadaşımızdan sadece bizi övmesini, bizi daha “başarılı” göstermesini bekleriz. Filozofun meşhur benzetmesiyle ifade edecek olursak; akıl, ruh arabasını süren süvari olmaktan çıktığı an, dizginleri ele geçiren hırs atları ilişkilerimizi ve hayatımızı uçuruma sürükler.
Günün sonunda modern dünya bizleri amansız bir yarışın içine iterken şu soruyu sormak hayati bir önem kazanıyor: Biz gerçekten sevdiklerimizle paylaştığımız samimi hayallerimizin peşinden mi koşuyoruz, yoksa modern sistemin kulaklarımıza fısıldadığı bitmek bilmeyen ihtirasların mı? Bu soruya vereceğimiz samimi cevap, sadece başarılarımızı değil, ilişkilerimizin kalitesini ve nasıl bir insan olduğumuzu da belirleyecektir.
(Homo ambitious: Hırslı insan)