Bildiğin Gibi Değil
“Densize haddini bildirmek, öksüze kaftan giydirmektir.”
Türk Atasözü
Galat-ı meşhur diye bir deyim var, herkesçe yanlış bilinen ama herkes yanlış bildiği için doğru halini almış olgular için kullanılıyor. Yani herkesin doğru sandığı, öyle kabullendiği, çoğunluk bunu böyle bildiği için doğrunun yerini almış meşhur yanlışlar…
Bu kavram genellikle dil konusunda yapılan hatalar üzerinden konuşulur. Birkaç örnek vererek kavramı somutlaştırayım; evrak aslında varak (yaprak, kâğıt) kelimesinin çoğuludur, biz evraklar diyerek çoğulu da çoğullaştırarak kâğıtlarlar demiş oluruz. Bunun gibi eşkıya, şâki (haydut, yol kesici) kelimesinin çoğuludur, eşkıyalar diye söylemek yanlıştır. Galat-ı meşhur olduğu için, Cahit Külebi’nin ‘Hikâye’ şiirindeki “Benim doğduğum köyleri / Akşamları eşkıyalar basardı” dizeleri yadırganmaz. Keza evliya kelimesi, velinin (dost demektir) çoğuludur, dostlar anlamına gelir. Galat olarak ülkemizde yayınlanan “Evliyalar Ansiklopedisi” adında bir kitap vardır. Bunun gibi banyodan ya da tıraştan çıkan kişiye “sıhhatler olsun” yerine galat olarak “saatler olsun” denilmektedir.
Bilindiği üzere dil yaşayan, canlı bir varlıktır. Çoğunluğun yaygın biçimde yanlış kullandığı kavramlar zamanla doğruyu unutturup, onun yerine geçip de yadırganmaz hale gelince; bu durumu kabullenenler “Galat-ı meşhur, lügat-i fasihten evlâdır” diyerek, yani “Herkesin benimsediği yanlış, az bilinen doğrudan daha makbuldür” ifadesiyle tartışmayı sonlandırmışlardır.
…
Yazının odağı bunlar değil, benim asıl meselem kelimelerin yanlış kullanımının çok ötesinde, sloganlar üzerinden ortaya atılan yanlışların hazır veri kabul edilerek insanımızı fikir geliştiremez hale getirmesidir. Üstelik bu içine düştüğümüz trajikomik durum, yaygın biçimde doğru sanılıyor.
Günümüzde insanların önemli bir kısmı düşünce yükünden kaçarak ezber ifadelerin kolaycılığına sığınmakta, başını kuma saklayan deve kuşunun aymazlığıyla ömür tüketmekte, ağzına geleni laf, aklına geleni fikir sanmakta.
…
İşte size sıkça duyduğumuz, sloganlar üzerinden oluşturduğumuz algının düşünceyi nasıl iptal ettiğini gösteren birkaç örnek…
…
“Adalet istiyorum, eşitlik istiyorum. Eşitliğin olmadığı yerde adalet olmaz!”
Ya da Fransız düşünür Gustave Le Bon’un ifadesiyle: “Eşitliğin olmadığı yerde haksızlık başkaldırır.”
Adalet başka, eşitlik başka şeydir oysa. İkisi birbirinin ne alternatifi, ne tamamlayıcısı, ne de dengidir. İkisi de farklı değerlerdir ve adaletle eşitlik birbirine eşit değildir.
Eşitlik birbirinden ayrı yerlerde duran varlıkları aynı seviyede görmek, hepsine aynı davranışı göstermek demekse, âlim ile cahilin, iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, güzel ve çirkinin bir tutulması sonucuna doğru yol alınır.
Oysa eşitliğin zulme yol açtığı durumlar da söz konusudur. Kadim irfanımızda yaygın bir ilke vardır: “Süt çocuğuna bulgur pilavı yedirilmez!” Bir memur kadına, bir bebeğe, bir beden işçisi erkeğe, aynı yemeği vermekle eşitliği sağlamış olursunuz ama adaleti ıskalarsınız. Bu üç kişinin organizması da, ihtiyaçları da farklıdır çünkü. Adaleti sağlamak için her birine ihtiyacı olan, hakkı olan gıdayı vermeniz gerekir. Bu örnek basit bir örnek elbette. Ama bazen aslında bizim karmaşıklaştırdığımız birçok şeyin de esası bu kadar basittir.
Kanun önünde eşitlik gerekli tabii ki. Kadın-erkek, zengin- fakir, memur-amir, din-mezhep ayrımı yapmadan, tarafsızca hüküm vermek… Ama burada bile farklılıklar söz konusu. Yaşı küçük olmak, sağır-dilsiz olmak, kasten veya taksirle hareket etmek, haksız tahrikle suç işlemek…
Bizzat kanun, aynı eyleme farklı sonuçlar yüklüyor:
Biri adam öldürüyor, en ağır şekilde ceza alıyor, bu: adalet.
Biri adam öldürüyor, ceza almıyor, çünkü meşru savunma. Bu da adalet.
Biri adam öldürüyor, bu yüzden madalya alıyor, alkışlanıyor, çünkü savaşta yapıyor bunu, bu da adalet…
Eylem aynı, sonuçlar farklı. Ve bu sonuçlar eşit olmamakla beraber, adalete uygun.
…
Uzun lafın kısası eşitlik ve adaleti bir tutmak mümkün değil. Zaten adalet istiyorum diyenlerin birçoğu gerçek adaletle karşılaştığında kaçacak delik arar. Çünkü insanların önemli bir kısmı adalet isterken aslında haksız bile olsa kendi menfaatini talep etmekte.
…
Daha birçok yaygın yanlış kanaatlerimiz, slogan bilgilerimiz var; mesela “Cumhuriyet ve Demokrasi ayrılmaz bir bütündür” gibi, “Laiklik, din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır” gibi, “Demokrasi, tartışmasız dünyanın en iyi yönetim biçimidir” gibi…
Ama şimdilik sadece bu yazıyı hazmedebilirsek yeter sanırım.
Bu kez farklı bir konuya değinmişsin sevgili dostum. Sayende farkindalığımız arttı. Teşekkurler.