Adaletin Terazisi Parayla Tartılmaz
Mahkeme Salonları Kimin?
Hukuk devletinin en temel vaadi, yasalar önünde herkesin eşit olduğudur. Ancak günümüzde yargı mekanizmasının işleyişine baktığımızda, bu vaadin arkasında derin çatlaklar olduğunu görmek zor değil. Vatandaşın zihninde haklı olarak şu soru uyanıyor: Adalet, sadece bedelini ödeyebilenlerin erişebildiği bir ayrıcalık mıdır?
Bir davanın seyrini, gerçeğin çıplaklığı değil de parayla tutulmuş bir avukatın hitabet gücü ve lobi yeteneği belirliyorsa, orada adaletten söz edilemez. Mahkeme heyeti, parayla tutulmuş bir avukatın dedikleri doğrultusunda, sırf o unvana sahip diye taraflı bir yönelimle karar alamaz. Eğer yargı organları o avukatı mahkeme salonuna başköşede ağırlıyorsa, davanın asıl öznesi olan vatandaşı da aynı ölçüde dinlemek, içeri almak ve eşit haklarla donatmak zorundadır. Para ile tutulmuş bir avukata, sırf cübbesinden ve aldığı ücretten ötürü imtiyaz veya öncelik tanınamaz.
Adalet sarayları, avukatların veya mülk sahiplerinin tekelinde olan ticarethaneler değil milletin egemenlik hakkıyla inşa edilmiş mülkün temelidir.
İşin bir diğer vahim boyutu ise kararların kutsallaştırılmasıdır. Toplumda körü körüne dayatılan bir algı var: “Mahkeme karar verdi, artık tartışılmaz.” Hayır, tam aksine! Vatandaş, mahkeme kararlarını sorgulama hakkına sonuna kadar sahiptir. Yargı, gücünü göklerden değil, milletin ta kendisinden alır. Bu yüzden, mahkeme kararlarını hiç kimse kayıtsız ve şartsız kabul etmek zorunda değildir.
Hatalı, taraflı ya da maddi gücün gölgesinde verilmiş kararlara boyun eğmek adalete değil, adaletsizliğe hizmet eder. Kararları sorgulamak, hukuka olan güveni sarsmaz, tam tersine yargıyı hatasından dönmeye zorlayarak onu daha adil ve şeffaf kılar.
Eğer bir ülkede vatandaş kendi hak arama mücadelesinde “paralı aktörlerin” gerisinde kalıyorsa ve çıkan kararı eleştirdiğinde suçlu ilan ediliyorsa, orada terazinin dengesi çoktan bozulmuş demektir. Adalet, paranın sesini değil, haklının sesini duyduğu gün gerçekten adalet olacaktır.