Adliye Koridorunda Öfke Kontrolü
Tek Bir Cümlenin Hukuki Bedeli
Günlük hayatın stresi, adliye koridorlarının gergin havası ve haklı olduğunu düşünen bir vatandaşın anlık öfkesi… Hukuki bir süreçte işler istediği gibi gitmeyen ya da karşı tarafın avukatına bilenen bir kişinin dilinden dökülüveren o meşhur cümle: “Sen dolandırıcısın!”
Peki, anlık bir sinir patlamasıyla söylenen, fiziksel hiçbir müdahale içermeyen, sadece bu iki kelimeden ibaret olan sözün Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) gerçek karşılığı nedir? Bir avukata görevi esnasında bu sözü söylemek insanı hapse götürür mü yoksa “Ağzımdan kaçtı” demek kurtulmaya yeter mi?
Gelin, adliye koridorlarındaki o puslu havanın arkasındaki hukuki gerçeklere yakından bakalım.
Avukat Sıradan Bir Vatandaş Değildir
Bir davanın tarafı olduğunuzda, karşınızdaki avukatı sadece karşı tarafın savunucusu olarak görebilirsiniz. Ancak kanun öyle görmüyor. Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi açıkça der ki: Avukatlık, bir kamu hizmetidir. Bu yüzden, bir avukata adliye koridorunda, duruşma salonunda ya da baktığı bir dava ile ilgili bir icra takibinde hakaret ettiğinizde, komşunuza veya trafikteki bir sürücüye hakaret etmiş sayılmazsınız. Doğrudan bir “Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret” suçunu işlemiş olursunuz.
İşte tam da bu yüzden, kanun bu suçun alt sınırını yüksek tutmuştur. Sıradan bir hakaret davası adli para cezasıyla veya birkaç ayla geçiştirilebilirken, avukata görevi başında söylenen “Sen dolandırıcısın” sözünün başlangıç cezası 1 yıl hapistir. Üstelik bu söz adliye koridoru veya duruşma salonu gibi herkesin duyabileceği bir yerde “alenen” söylenmişse, ceza otomatik olarak artarak 1 yıl 2 ay hapis seviyesine tırmanır.
“Öfkeyle Kalktım, Ama Sabıkam Temiz” Diyenler İçin İkinci Şans
Diyelim ki olayda başka hiçbir eylem yok; ne bir tehdit, ne bir saldırı… Sadece bu söz söylendi ve bitti. Üstelik bu sözü söyleyen kişi hayatı boyunca karıncayı bile incitmemiş, adliyenin kapısından geçmemiş, sabıkası tertemiz bir vatandaş. Hukuk sistemi bu kişiyi hemen parmaklıklar arkasına mı gönderir?
Neyse ki hayır. Türk ceza adaleti, ilk kez hata yapan temiz geçmişli vatandaşlara karşı o kadar acımasız değildir.
Mahkeme salonunda süreç muhtemelen şöyle işleyecektir: Hakim, kişinin duruşmadaki saygılı tutumunu ve pişmanlığını göz önünde bulundurarak önce “iyi hal indirimi” uygulayacak ve cezayı 10 ay hapse düşürecektir. Ardından, sanığın daha önce hiçbir suç işlememiş olmasını dikkate alarak Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verecektir.
Yani hakim cezayı belirleyecek ancak masanın üzerine koyup askıya alacaktır. Bu ne anlama gelir?
- Kişi hapse girmez.
- Cebinden devlete ödeyeceği bir kuruş para cezası çıkmaz.
- En önemlisi, e-devletten aldığı sabıka kaydında bu suç görünmez; sicili temiz kalır.
- Kişiye sadece 5 yıllık bir “denetim süresi” verilir. Eğer o 5 yıl içinde kasıtlı başka hiçbir suç işlemezse, bu dava tamamen tarihe gömülür.
Şikayeti Geri Çekmek De Kurtarmaz
Burada çok kritik bir tuzak var: “Gider avukatla helalleşirim, şikayetini geri çeker, dava kapanır” diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Suç, kamu görevlisine karşı işlendiği için artık kişisel bir dava olmaktan çıkmıştır. Avukat sizi affetse, şikayet dilekçesini geri çekse bile kamu davası düşmez. Savcılık ve mahkeme yargılamaya aynen devam eder ve o 10 aylık cezayı yine de verir.
Son Söz: Haklıyken Haksız Duruma Düşmek
Sonuç olarak adaleti ararken ya da hakkınızı savunurken öfkenizin esiri olmak, sizi haklıyken bir anda “sanık” sandalyesine oturtabilir. Karşınızdaki avukat işini kötü yapıyor olabilir, hatta canınızı sıkmış da olabilir; ancak bunun yolu ona hakaret etmek değil, Baroya veya Savcılığa resmî şikayette bulunmaktır.
Sadece iki kelimelik bir “Sen dolandırıcısın” sözü belki sizi hapse attırmaz, sabıkanızı hemen kirletmez ama hayatınızın 5 yılına “acaba bir daha suç işler miyim” korkusuyla pranga vurur. Üstelik avukatın açacağı manevi tazminat davasıyla cüzdanınızda ciddi bir delik açılması da cabası.
Unutmamak gerekir ki hukuk salonlarında en güçlü silah öfke değil, sakinlik ve yasal hakları doğru yolla aramaktır.