Algılar Olgular Önyargılar

“Tatbik edilemeyen bir algı, doğru ve yanlış arasında gezinir”

Algı, duyu organlarının algıladığı ham veridir. Daha işlenmemiş, teyit edilememiştir. Olgu, herkes için geçerli olan somut gerçekliktir. Keşke her şey literatürde yazıldığı gibi olsaydı. Oysa hayat pratiğinde algılar ile olgular yer değiştirebilir. İnsanlar, algı ile olguyu karıştırabilir veya işine geldiği gibi kullanabilir. Anadolu’da bir söz vardır hani ‘sapla samanı karıştırmak’ denir. Günümüzde de benzer davranışlar söz konusudur.

Bunun bir de bi tık ötesi vardır ki daha vahimdir. Bu durumda işin içine önyargılar girer. İnsan önyargıyı, algının, olgunun önüne koyar. Önyargı, bilgisizlikle, yanlışlıkla yapılırsa bir yere kadar tolere edilebilir ama maksatlı yapılırsa ahlaki değildir ve tehlikeli hal alır. Önyargı, mantıklı bir açıklaması olmaksızın karşıdakine genellikle olumsuz tavır takınmadır. Önyargı, algının da önüne geçerse işte orada sıkıntı başlar.

Önyargılar toplumları zehirleyebilir ve önyargıların çoğu yüzyıllar geçse de değişmez. Ünlü bilim insanı Einstein bu konuda ‘önyargıları yıkmak, atomu parçalamaktan zordur’ sözünü boşuna dememiştir.

Medya, bilhassa sosyal medya, bu iş için biçilmiş kaftandır. Orada insanlar bilinçli şekilde manipüle edilirler. Hatta bunu bilinçli yapanlar, para dahi alırlar. Vatandaşın sinir uçlarına basılır. Korkularından yararlanılır. Buna en iyi örnek göçmenlerdir. Göçmenler üzerinden yaratılan algılar, önyargılar, toplum mühendisliği için kullanılır. Devletler de buna müdahildir, bunun için fonlar ayırırlar. Bilhassa ABD ve İsrail bu alanda oldukça mahirdir. Ülkeleri içten içe kutuplaştırmada, karıştırmada uzmandır bu iki ülke.

Halklar çoğu zaman olgulardan ziyade algılar ve önyargılarla yönetilir. Hatta öyle ki bu bir uzmanlık, bilim dalı haline gelmiştir.  Tabii bunlara korkuları da eklemek gerekir ama korkular, algılar ve önyargılar sağanağının ardından gelir. Korkular bilinçli biçimde oluşturulur. Halktan oy almanın başlıca metodudur bu.

Eskiden bir komünizm korkusu yaratılmıştı. ‘Ha geldi ha geliyor’ denirdi. On yıllar bununla geçti. Sonra irtica korkusu, bölücülük korkusu yayıldı… Bugün de bu, göçmenler üzerinden yürüyor daha çok. Göçmenler, bilhassa Suriyeliler evlerine dönüyorlar. Şimdi yeni bir şeyler bulmak gerekiyor. Zira Suriyeliler dönüyor, terör yasası da kabul edildi. Halkı konsolide etmek için hiç eskimeyen bir kart var o da ‘dış güçler’ meselesidir. Her zaman prim yapar.

İnsanlar gerçeklerle değil paylaşılan hikâyelerle hareket ederler. Aslında birçok insan için gerçekler önemli değildir ve hatta rahatsız edicidir. Onun yerine algılar ve önyargılar ile örülü bir dünya daha konforludur. Zira birçok insan alışılagelmiş, kanıksanmış, oturmuş kirli bilgilerle yaşar. Rahatını bozmak istemez. Onun bir rutini vardır bunun dışına çıkmak, konfor alanını terk etmek anlamı taşır.

Platon’un meşhur mağara alegorisi de bunu anlatır. Mağarada dış dünyadan habersiz yaşayan insanlar, gölgelerini gerçek sanırlar. Dış dünyaya çıkmak istemezler zira oradaki aydınlık rahatsız edicidir ve bilinmezdir. Oysa alışılagelmişin belli bir rahatlığı vardır. Yığınlar rahatını bozmak istemez. Önüne geleni kabullenir, boyun eğer.

Belki de algılar, önyargılar ile yaşamak işimize geliyordur. Belki değil dosdoğru öyledir. Gerçekliğin, olguların zahmetli ve rahatsız edici yanlarıyla kim uğraşsın? O bakımdan gündemi belirleyenlere fazla suç yüklemeyelim. Birçok insan kendi dünyasında yaşar ve bunun bozulmasını asla istemez.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.