Altı Ay mı Altı Gün mü

Tarih, sadece silahların gücüyle değil, zekânın ve cesaretin sınırları zorladığı anlarla yazılır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, şüphesiz Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Büyük Taarruz’dur. Dönemin kibirli askeri otoriteleri için Türk ordusunun imkânları, Yunan tahkimatlarını aşmaya yetersiz görünüyordu. Öyle ki, İngiliz General Townshend cepheyi gezdikten sonra kendinden son derece emin bir şekilde şu kehanette bulunmuştu: “Türkler burayı 6 ayda alırlarsa, 6 günde aldık desinler.”

Batı’nın bu kibirli askerî aklı, karşılarındaki dehanın satranç hamlelerini öngöremedi.

Mustafa Kemal Atatürk, askerî ezberleri altüst eden bir strateji kurmuştu. Genel askerî öğreti, düşmanın en zayıf noktasından vurulmasını söyler. Ancak Atatürk tam tersini yaptı; düşmanı en güçlü, en güvendiği yerinden vurmayı seçti. Çünkü ona göre düşmanı zayıf yerinden vurmak savaşı uzatacak, en güçlü yerinden vurup çökertmek ise kesin ve hızlı bir zafer getirecekti.

Bu plan büyük bir kumar gibi görünüyordu. Kuzeydeki ordunun silahlarını ve gücünü güneye kaydırma fikri, komutanlar arasında ciddi endişelere yol açtı. Yakup Şevki Paşa’nın “Beni zayıf bırakıyorsun, düşman fark ederse Ankara’ya kadar yürür” isyanına karşı Atatürk, askerî dehasının yanında insan psikolojisini okuma becerisini koydu: Düşman istihbaratının hantallığını biliyordu.

Sonrası ise bir askeri lojistik ve gizlilik şaheseridir. Gecenin karanlığında, topların tekerlekleri ses çıkarmasın diye bezlerle sarılarak ordu güneye kaydırıldı. Düşman uyurken, Türk ordusu sessizce yerini aldı.

Taarruz başladığında sadece cepheden bir hücum yapılmadı, Fahrettin Altay komutasındaki süvari kolordusu batıdan dolanarak düşmanın kaçış yollarını kesti. Yunan ordusu iki ateş arasında neye uğradığını şaşırdı.

Sonuç mu? İngiliz generalin “6 ayda geçemezler” dediği o aşılmaz mevziler günler içinde yerle bir oldu. Türk piyadesi büyük bir hızla Uşak’a girdiğinde, Batı’nın askerî teorileri de Anadolu topraklarına gömülmüştü.

Tarih bize gösteriyor ki askeri imkânlar ne kadar büyük olursa olsun, inançla birleşen dahi bir stratejinin karşısında duramaz. 6 ay ömür biçilen o duvarlar, bir milletin bağımsızlık azmi karşısında sadece birkaç günde yıkılıp gitti.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.