Avrupa Darda
“İnatçılık, bir iş stratejisi değildir”
Son NATO zirvesi de iyice gösterdi ki Avrupa ülkeleri bunalımlı bir dönemden geçmektedir. Son üç asra damga vuran Avrupa medeniyeti ve liderliği, birçok nedenden ötürü tehlike altındadır.
En önemli ve öncelikli sorunu toplumsaldır Avrupa’nın. Toplum giderek multikültürel havaya bürünmektedir. Yıllarca süren göçmen akınları oradaki toplumsal dokuyu değiştirmiştir. Elbette başlarda göçmenler emekleriyle Avrupa’ya büyük katkı sundular. Ancak gelinen noktada, toplumlar kendi öz gücünü kaybetmiştir.
Nüfus artış oranları negatif seyir izlemektedir. Var olan yeni nesiller ise refah toplumu sarhoşudur. Çalışmak, üremek, aile kurmak yerine, çeşitli hazlar peşindedir. Uyuşturucu kullanımı, alkol bağımlılığı ciddi tehlikeler barındırmaktadır.
Toplumun ve bilhassa gençliğin durumu üretimden, hizmet sektörüne ve güvenliğe birçok konuyu olumsuz etkilemektedir. Avrupa orduları personel bulmakta güçlük çekmektedir.
Ukrayna Savaşı’yla beraber Avrupa, güvenlik zafiyeti taşıdığını da anladı. Orduları yeni savaş konseptine uygun değildi. Orduyu yenilemek ise para gerektiren bir durumdur. Böylece refaha akan paralar savunma harcamalarına gidiyor. Bu da başka bir açmaz Avrupa için.
ABD uzun yıllar Avrupa’nın güvenliğini üstlendi. Fakat artık ABD Avrupa için fazla para ve mesai harcamak istememektedir – ki ABD buradaki gücünü, Çin ile mücadelesine ayırmak ihtiyacı hissetmektedir.
Batı Avrupa 2. Dünya Savaşı’nın ardından, ABD güvenlik şemsiyesi altına girdi. Daha sonra bunlara Doğu Avrupa ülkeleri de eklendi. Güvenliği ABD’ye havale eden Avrupa, enerji tedarikini – yani ucuz enerjiyi – de Rusya’ya havale etti. Ucuz işçilik ile ucuz ve hızlı üretimi de Çin’e havale etti.
Fakat tüm bunlar 2022 Ukrayna Savaşı ile tersine dönmeye başladı. Zaten öncesinde de pandemi etkisi vardı. Rusya ile enerji güvenliği ve tedariki koptu. Üstüne üstlük Ukrayna, hem parasal açıdan hem de göçmenler açısından Avrupa’ya yük oluşturmaya başladı.
Çin son yıllarda Avrupa için ucuz mal üreten konumdan çıkarak, Avrupa pazarını mallarıyla domine etmeye başladı. Misal, Avrupa otomotiv endüstrisi eskisinden yüzde 60 daha az sipariş alıyor. Çin otomobilleri dünya pazarlarını ele geçirmeye başladı.
İran Savaşı da Avrupa ekonomileri üzerinde olumsuz tablo oluşturuyor.
Ekonomik gerileme ve refah toplumu olma özelliğini yitirme, göçmen istilası, artan Rus endişesi vb. sebepler Avrupa’da, bilhassa üç büyüklerde (Almanya-Fransa-İngiltere) aşırı milliyetçi sağ partileri iktidara taşıma aşamasına getirmiştir. Üç büyüklerde yüzde 90 ihtimalle gelecek yıldan itibaren bu partileri iktidarda göreceğiz.
Artan milliyetçi hükümetler demek, Avrupa Birliği hikâyesine son vermek demektir. Her devletin kendi derdine düştüğü, savaş tamtamlarının duyulduğu yeni bir dönem.
Öyle görünüyor ki 2030 yılına dahi gelmeden Avrupa’yı da içine alan, bildiğimiz tüm değerlerin ve ittifakların tersyüz olduğu yeni bir dönem açılacak. Zira Körfez Savaşı sönümlenmek yerine yeniden alevlendi.