Aydın Entelektüel ve Diğerleri

“Dünyadaki en iğneleyici insanlar, hayatı en az tanıyanlardır”

Bitimsiz tartışma yeniden alevlendi. Mersinli eleştirmen Kazım Aldoğan’ın, moderatörlüğünü Abuzer Kiraz’ın yaptığı söyleşisinin ardından, konu Abuzer Kiraz’ın sosyal medya sayfasında devam etti. Naçizane ben de orada küçük bir yorum ile katkı verdim. Ancak mesele kadim ve bitimsiz olduğundan daha fazla yazma ihtiyacı duydum.

Öncelikle demem lazım ki bir konunun, ismin veya kavramın iki türlü anlamı vardır. İlki onun orijinal-kök anlamı; diğeri ve de bana göre daha önemlisi, halkın bunu nasıl anladığı, algıladığı ve bildiğidir. Elbette ve daha çok akademik ortamlarda kök anlam esastır. Ama halkın anladığı biçimi geçerlidir, satın alınandır.

İşte bu yüzdendir ki birçok meselemiz halkın düzeyinde anlatılmadığı ve tartışılmadığı için genelde havada kalır, işlevsiz durur. Bu gibi konularda artık nur topu gibi bir yapay zekâmız var. Hemen her konuda imdada o yetişiyor. Benim yorumumda bahsettiğim şeyler, yapay zekâda da hemen hemen aynı çıktı denilebilir. Zaten yapay zekâ da oraya yüklenen bilgileri ‘satıyor’ bizlere.

Nasıl ki delikli demirin çıkmasıyla mertlik öldüyse, günümüzde de yapay zekâ ile birlikte başta yazarlık- gazetecilik olmak üzere birçok meslek ölecektir. Tabii bir şeyin özgünlüğü ayrı ve farklıdır. Özgün eserler, işler talep görecektir. Olay, hormonlu kitlesel üretim ile hormonsuz organik üretim arasındaki fark gibidir. Fakat bunu geniş kitleler fark edemez. Sadece o konuyla yakından ilgilenenler ancak anlar. Fakat ‘atı alan Üsküdar’ı geçmiştir’ bir kere. Fikir hırsızlığı yapan kazanır, prim toplar. Diğerleri, sahipsizler, şöhret olmayanlar nal toplar, avucunu yalar.

Abuzer Kiraz’ın sayfasındaki yorumumda yapay zekâ tanımından önce: “her aydın bir entelektüeldir ama her entelektüel bir aydın değildir” demişim – ki bu genellikle kabul gören bir tespittir. Aydın, kitabi anlamıyla, “kendi alanında uzmanlaşmış, aklı ve bilimi rehber edinmiş, sorumluluk sahibi ve toplumu aydınlatmakla mükellef kişidir”.

Entelektüel ise Latince kökenli (anlamak) bir sözcük olup, bizdeki kitabi anlamı, “geniş bilgi sahibi olan ve bildiklerini sorgulayan, dogmalara ve statükoya karşı duran, hakikati söyleme cesareti gösteren kişidir”.

Yukarıda da görüldüğü üzere aydının toplumu aydınlatma görevi varken, entelektüelin böyle bir sorumluluğu yoktur. Entelektüel aydına göre daha özgür takılır. Aydın sanki daha tutarlı ve sorumlu iken, entelektüel tekinsiz ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan kişiliğe sahiptir.

Öyle ki halk arasında ‘entel-dantel’ gibi yakıştırmalara tabi tutulur ve çok ciddiye alınmaz. Aydın ise daha ciddiye alınır ve belli bir ağırlığı vardır toplum nezdinde. Entelektüel, kestirilemez karakterdedir. Aydın ise sanki biraz resmî bir kimlik taşır.

Tüm bu tespitler, kök anlamları dışında halkta karşılık bulan tespitlerdir. Misal, ‘aydın sorumluluğu’ denir de ‘entelektüel sorumluluğu’ pek denmez. Halk, aydına daha fazla misyon yükler. Entelektüelle arası kopuktur. Entelektüel de zaten halk ile ilişkilenmek istemez; onu ‘makarnacı-kömürcü- faydacı’ olarak görür. Aydın daha millî – halkçı bir duruş sergilerken, entelektüel enternasyonal duruş sergiler.

Kısaca Türk halkının gözünde entelektüel, kaypak ve güvensiz tiptir. Hangi bayrağa selam durduğu belirsizdir. Aydın, saygı duyulan ve belli bir ciddiyeti, sorumluluğu olandır.

Yazımızı ünlü Fransız düşünür Sartre’ın entelektüel tarifi ile bitirelim: “Entelektüel üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokan kişidir”.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.