Bahriye Üçok: Laikliğin Ve Kadın Haklarının Savunucusu
Bahriye Üçok, Türkiye’de aklın, bilimin, laikliğin, kadın haklarının ve aydınlanmacı düşüncenin öncü isimlerinden biridir. Bir ilahiyatçı, tarihçi, akademisyen, yazar ve siyasetçi olarak yaşamı boyunca Atatürk ilke ve devrimlerini, Cumhuriyet’in kazanımlarını ve çağdaş bir toplum idealini savunmuştur. Onun düşünce dünyasının temelinde insanın özgürleşmesi, kadınların toplumda eşit haklara sahip olması, dinin siyasetin aracı hâline getirilmemesi ve her konuda aklın ve bilimin rehber alınması vardır.

1919 yılında Trabzon’da doğan Bahriye Üçok, ilk ve orta öğrenimini Ordu’da tamamladıktan sonra İstanbul’daki Kandilli Kız Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Orta Çağ Türk ve İslam Tarihi alanında eğitim gördü. Bunun yanında Devlet Konservatuvarının opera bölümünü de bitirdi. Farklı alanlarda kendisini geliştirmesi, onun öğrenmeye ve kültüre verdiği önemi gösteriyordu. Bir süre lise öğretmenliği yaptıktan sonra 1953 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyeliğine başladı. Fakültenin ilk kadın öğretim üyelerinden biri olarak akademi dünyasında önemli bir yer edindi. 1964 yılında İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar adlı çalışmasıyla doçent unvanını aldı.
Bahriye Üçok’un en önemli özelliklerinden biri, İslam dinini akıl, tarihsel bilgi ve hoşgörü çerçevesinde ele almasıydı. O, dini yalnızca gelenekler üzerinden değerlendirmek yerine kaynakları araştırmayı, tarihsel gerçekleri incelemeyi ve doğru bilgiye ulaşmayı önemsiyordu. İslam’ın özünde bulunan hoşgörü ve adalet anlayışını vurguluyor; dinin yanlış yorumlanmasına ve siyasi amaçlarla kullanılmasına karşı çıkıyordu. Onun yaklaşımı, inanç ile bilimin birbirine düşman olmak zorunda olmadığını, dinin de araştırma ve düşünce özgürlüğü içinde ele alınabileceğini gösteriyordu.
Üçok, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eden laikliğin kararlı savunucularındandı. Ona göre laiklik, dine karşı olmak değil; herkesin inanç ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almak, devlet yönetimini herhangi bir dinî yorumun egemenliğinden korumak ve bütün vatandaşlara eşit davranılmasını sağlamaktı. Devletin bütün inançlar karşısında tarafsız olması, insanların inandıkları ya da inanmadıkları için ayrımcılığa uğramaması gerektiğini savunuyordu. Bu bakımdan laikliği yalnızca siyasi bir ilke değil, aynı zamanda özgürlüklerin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal barışın güvencesi olarak görüyordu.
Bahriye Üçok’un düşüncelerinin merkezinde Atatürk, Kemalizm ve Cumhuriyet devrimleri de bulunuyordu. Cumhuriyet’in kadınlara kazandırdığı eğitim, hukuk ve siyasal yaşama katılma olanaklarının önemini biliyordu. Atatürk’ün aklı ve bilimi rehber kabul eden anlayışını, çağdaşlaşmanın temel koşullarından biri olarak değerlendiriyordu. Ona göre bir toplumun ilerlemesi, insanlarının özgürce düşünebilmesine, eğitim almasına, sorgulamasına ve kendi yaşamları hakkında karar verebilmesine bağlıydı. Cumhuriyet devrimlerinin değerini de insanı merkeze alan bu dönüşümde görüyordu. Bu nedenle Atatürkçü düşünceyi, yalnızca geçmişte gerçekleştirilmiş yenilikler olarak değil, çağın gereklerine göre düşünmeyi ve gelişmeyi gerektiren bir anlayış olarak benimsiyordu.
Kadın hakları konusunda da önemli çalışmalar yaptı. Özellikle İslam tarihinde kadınların konumunu araştırarak kadınların geçmişte yönetim görevleri üstlendiklerini ve toplumsal yaşamda etkin roller oynadıklarını ortaya koymaya çalıştı. İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar adlı eseri, bu alandaki araştırmalarının önemli örneklerinden biridir. Kadınların yalnızca aile içinde değil; eğitimde, bilimde, siyasette ve kamu yönetiminde de yer almalarını savunuyordu. Kadınların haklarını kullanabilmesi ve erkeklerle eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesi için eğitimli, özgür ve ekonomik açıdan bağımsız olmalarının önemine inanıyordu. Ona göre kadınların toplumdaki yerini sınırlayan anlayışlar sorgulanmalı, eşitlik hem hukukta hem de günlük yaşamda hayata geçirilmeliydi.
Bahriye Üçok, bilimsel çalışmalarının yanı sıra siyasette de görev aldı. 1971 yılında Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçildi. Daha sonra Halkçı Parti’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı ve 1983 yılında Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. Siyasi yaşamında laiklik, kadın hakları, demokrasi ve Cumhuriyet’in temel ilkeleri üzerinde durdu. Televizyon programlarında ve yazılarında dinî konuların özgürce tartışılmasını, yanlış bilgilerin araştırmayla düzeltilmesini ve toplumun aydınlanmasını savundu. Bu görüşleri nedeniyle tehditlerle karşılaştı. Özellikle dinî örtünme konusundaki açıklamaları ve laiklik konusundaki tutumu, kendisine yöneltilen tehditlerin artmasına yol açtı.
Özel yaşamında ise Bahriye Üçok, hukukçu ve akademisyen Prof. Dr. Coşkun Üçok ile evliydi. Eşini erken yaşta kaybetmenin acısını yaşadı. Bu evlilikten 1954 yılında Kumru adını verdikleri bir kızı dünyaya geldi. Üçok, akademik ve siyasi çalışmalarını sürdürürken annelik sorumluluğunu da taşıdı. Ancak onun yaşamının en acı ve unutulmaz olayı, 6 Ekim 1990 tarihinde gerçekleşti.
Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990’da Ankara’daki evine gönderilen bombalı bir paketin patlaması sonucu ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Ve bombalı kitap paketini de kızı Kumru vermişti annesine. Anne kızına, “Ne olur ne olmaz ben yukarıda açayım paketi!” diyerek üst kata çıktı ve bomba elinde patladı. Kızını korudu lakin kendisini koruyamadı… Yetmiş bir yaşındaydı. Cinayeti İslami Hareket adlı örgüt üstlendi. Üçok’un öldürülmesi, düşünce ve ifade özgürlüğüne, laikliğe ve bilimsel tartışma ortamına yönelik ağır bir saldırı olarak değerlendirildi. Bir bilim insanının fikirleri nedeniyle şiddete maruz kalması, demokratik toplumlarda düşünce özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Bahriye Üçok’un yaşamı, bir insanın inancını, düşüncesini ve bilimsel araştırmalarını özgürce sürdürebilmesinin değerini hatırlatmaktadır. O, İslam tarihini araştırırken hoşgörüyü, kadın haklarını savunurken eşitliği, Cumhuriyet’i savunurken özgürlüğü, laikliği savunurken de herkesin vicdanına saygıyı ön plana çıkardı. Atatürk’ün aklı ve bilimi rehber alan düşüncesini benimseyerek toplumun eğitimle, araştırmayla ve özgür düşünceyle ilerleyebileceğine inandı.

Bugün Bahriye Üçok’u anmak, yalnızca geçmişte yaşamış bir bilim insanını hatırlamak değildir. Onun savunduğu değerleri; aklı, bilimi, laikliği, kadın-erkek eşitliğini, hoşgörüyü ve düşünce özgürlüğünü yeniden düşünmektir. Çünkü çağdaş ve demokratik bir toplumun temeli, insanların korkmadan düşünebildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit haklarla yaşayabildiği bir düzendir. Bahriye Üçok, yaşamı ve mücadelesiyle bu değerlerin önemini hatırlatan aydınlarımızdan biri olarak anılmaya devam edecektir.
Ölüm yıldönümünde, bir kadın olarak düşündüm, ne değişti? Sadece siyasal İslam kemikleşmiş kadrosuyla ülkenin her kurumuna sirayet etti. Bunun üzerinden ele alırsak, Bahriye Üçok boşuna mı cinayete kurban gitti? Hem de bütün bedeni parçalanarak.
Anısına saygıyla…