Barrack: Osmanlı ve İngilizler Gitti Şimdi Burada Biz Varız

Tom Barrack: Osmanlı ve İngilizler gitti, şimdi burada biz varız. (Fotoğraf: ABD Türkiye Konsolosluğu web sayfası)
Tom Barrack: Osmanlı ve İngilizler gitti, şimdi burada biz varız. (Fotoğraf: ABD Türkiye Konsolosluğu web sayfası)

ABD’li Diplomat Tom Barrack’tan Orta Doğu’da Güvenlik Çıkışı: “Osmanlı ve İngilizler Gitti. Biz Buradayız Ama Tek Başımıza Sorumluluk Almayacağız.”

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye ile Irak Özel Temsilcisi olan Tom Barrack, Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen “Global Perspectives: In Doha” (8. Küresel Güvenlik Forumu) etkinliğinde CNN sunucusu Becky Anderson’ın sorularını yanıtladı. Barrack, ABD’nin Orta Doğu’daki geleneksel “petrol karşılığı güvenlik” yaklaşımını terk ettiğini belirtecek, bölge ülkelerine kendi savunma sorumluluklarını üstlenmeleri çağrısında bulundu.

Konuşmasında bölgenin tarihsel güvenlik mimarisine değinen Barrack, Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere örneğini vererek Washington’ın yeni stratejisini ilan etti.

“Biz Buradayız, Gitmiyoruz”

Barrack, geçmişteki güçlerin aksine ABD’nin bölgeyi tamamen terk etmeyeceğini ancak rol değiştirdiğini şu sözlerle ifade etti:

“Bu daha önce de yaşandı. Osmanlı İmparatorluğu bir güvenlik garantörüydü, ardından bölgeden ayrıldı. İngilizler geldi, güvenlik garantörü oldular ve onlar da ayrıldı. Şimdi biz buradayız ve ayrılmıyoruz. Yalnızca artık bütün yükü ve sorumluluğu tek başımıza üstlenmeyeceğimizi söylüyoruz. Bölge ülkelerinin de bu sürece katılması ve sorumluluk alması gerekiyor. Mevcut kriz ortamından bir netlik doğabilir; İsrail’in komşularıyla yaşayabileceği diplomatik bir çözüm geriye kalan tek seçenektir.”

Batılı Modeller ve Yapay Sınırlar Başarısız Oldu

Orta Doğu’da uzun yıllardır süregelen istikrarsızlığın kökenlerine değinen ABD’li diplomat, Sykes-Picot Anlaşması ile çizilen sınırları eleştirdi. Dışarıdan dayatılan merkezi yönetim modellerinin bölgenin aşiret ve dini yapısıyla uyuşmadığını belirten Barrack, “Osmanlı’nın yıkılışından bu yana Batı tarafından dayatılan sömürgeci sınırlar ve modeller başarısız oldu” dedi.

ABD’nin geçmişteki Irak, Libya, Suriye ve Afganistan askeri müdahalelerini de hatırlatarak, askeri gücün kalıcı sonuçlar doğurmadığını itiraf etti. Bölgedeki vekil güçlerin geniş bir alana yayılmasının, Husiler ile Somalili korsanların eylemlerinin süreci çok hızlı bir şekilde kontrolden çıkarabileceği uyarısında bulunan Barrack, diplomatik girişimler sürerken gerilimin düşük tutulması gerektiğini vurguladı.

“Kontrol Etmek İçin Değil, Destek İçin Pazarlık“

Washington’ın bölge politikalarında köklü bir zihniyet değişimine gittiğini vurgulayan Barrack, yeni dönem stratejisini şu temel başlıklarla özetledi:

Egemenlik arayışı yok: ABD bölgeye sahip olmak ya da bölgeyi kontrol etmek istemiyor. İlişkiler artık “yönetim” odaklı değil, “ortaklık ve destek” odaklı yürütülecek.

Yeni bölgesel ittifaklar: Körfez ülkelerinin tek bir küresel gücün şemsiyesine güvenmek yerine kendi aralarında çeşitlendirilmiş ittifaklar kurması gerekiyor. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında imzalanan Mekke Paktı gibi bölgesel savunma iş birlikleri bu dönüşümün doğru örnekleridir.

Çatışma yerine ticaret: Bölgenin geleceği enerji koridorları, lojistik hatlar ve sürdürülebilir ticari iş birlikleri üzerinden şekillenmelidir.

“Büyük İsrail Bir Yanılsamadır”

Becky Anderson’ın sürecin artık Başbakan Netanyahu’dan bağımsız bir noktaya gelip gelmediği yönündeki sorusunu yanıtlayan Barrack, meselenin Netanyahu’nun ötesinde olduğunu belirtti. Büyük İsrail iddialarını siyasi retorik olarak niteleyen Barrack, “Önümüzdeki altı ay boyunca başbakanın kim olacağına veya sürecin nasıl ilerleyeceğine bakılmaksızın bu durum geçerliliğini koruyor. İzlenmesi gereken yol Büyük İsrail projesi değil. Bence bu bir yanılsama. Bu fikri ortaya atanlar, İsrail’in siyasi düşmanlarıdır” dedi.

Barrack, İsrail’in 7 Ekim sonrasında sınırlarında yaşananları yeniden düzenleme hakkı olduğunu savunurken, herkesin meselenin çözümünün savaş değil diplomasi olduğunu anlamaya başladığını, ancak bu noktaya ulaşmanın zaman aldığını sözlerine ekledi.

İstanbul ve Tel Aviv Örneği

Anderson’ın, Netanyahu ve İsrailli yetkililerin de Büyük İsrail fikrini gündemde tutarak bu algıya katkıda bulunduğunu hatırlatması üzerine Barrack, bölgedeki karşılıklı algılara değinerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Evet, kabul ediyorum. Bakın, İstanbul’da uyandığınızı, sabah gazetesini elinize alıp okuduğunuzu düşünün. Her sabah Büyük İsrail’in sınırlarının Viyana’dan Maldivler’e kadar uzandığını görürsünüz. Tel Aviv’de uyandığınızda ise her sabah karşınıza Osmanlı İmparatorluğu 2.0 (Yeni Osmanlıcılık) fikri çıkar. Dolayısıyla bunların önemli bir bölümü somut gerçeklerden ziyade siyasi söylemlerle ilgili.”

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.