Bir Kereden Bir Şey Olmaz
Hayatımıza kasteden en büyük tuzaklar, üzerimize hiçbir zaman vahşi bir hayvan gibi kükreyerek gelmezler. Aksine, ayaklarının ucuna basarak, adeta bir kedi sessizliğiyle sokulurlar ruhumuza. Çünkü tuzağın ilk aşaması asla korkutucu değildir. Karanlık yüzünü saklayan, son derece cazip, eğlenceli ve masum görünümlü bir maskeyle çıkar karşımıza.
Bu sinsi maske, çoğunlukla hiç şüphelenmeyeceğimiz bir çehreye bürünür. En yakın arkadaştan, o güne kadar omzunda ağladığımız, sırrımızı paylaştığımız bir dosttan gelir ilk hamle. Kulaklara fısıldanan o büyülü ve zehirli cümleler hep aynıdır:
“Seni çok rahatlatacak…”, “Dertlerini biraz olsun unutursun…”, “Bak herkes yapıyor, bir kereden bir şey olmaz…”
İşte o an, o ilk teklif, sahte bir cennetin kapısını aralayan sinsi bir anahtardan farksızdır. Kapının ardındaki cehennemi görmez genç dimağlar. O an sadece bir maddeyi değil, arkadaş grubunun takdirini, bir gruba ait olma hissini ve o çok arzuladığı “büyüme” hissini satın aldığını zanneder. Aidiyet duygusunun sıcaklığı, geleceğin üzerine çökecek olan o soğuk karanlığı perdeler.
Aidiyet Duygusu Bir Silaha Dönüşünce
Gençlik dönemi, doğası gereği fırtınalıdır. Kabul görme, bir kimlik inşa etme ve akranları tarafından onaylanma arzusu her şeyin önüne geçer. Ne yazık ki uyuşturucu ve bağımlılık tuzağını kuranlar, gençliğin bu en hassas damarını çok iyi bilirler.
Maskelenmiş Tehlike: Madde, ilk etapta bir “problem” olarak değil, bir “çözüm” veya “eğlence aracı” olarak pazarlanır.
Psikolojik Yanılsama: Genç, o gruba dâhil olduğunda büyüdüğünü ve özgürleştiğini sanırken, aslında iradesini bir başkasına devrettiğinin farkında değildir.
Her şey “sadece bir kere” denilerek başlar ancak o “bir kere”, dönüşü olmayan bir uçurumun ilk adımıdır.
Maskeleri Düşürme Zamanı
Toplum olarak düştüğümüz en büyük hata, bu tehlikenin sadece “sorunlu” veya “sevgisiz” ailelerin çocuklarını bulacağını sanmaktır. Oysa bu sinsi anahtar, kapıyı çalarken statü, başarı ya da zenginlik ayırt etmez. Tek bir anlık zafiyet, tek bir “Hayır” diyememe anı, bir hayatın kararması için yeterlidir.
Gençlerimizi bu sahte cennetlerin kapısından uzak tutmanın yolu, onlara sadece maddenin zararlarını anlatmak değildir. Onlara asıl öğretmeniz gereken, bir gruba ait olmak için kendilerinden vazgeçmek zorunda olmadıklarıdır. Gerçek büyümenin sürüye uymak değil, irade gösterip “Hayır” diyebilmek olduğunu anlatmak zorundayız.
Unutmayalım, ilk teklifte sunulan o maskeli eğlence, aslında geleceğin üzerine atılan ilk topraktır. Sahte cennetlerin sinsi anahtarlarını gençlerin elinden almak, hepimizin en hayati sorumluluğudur.