Bir Muammadır İnsan
“Tüm ideolojiler, dinler, doktrinler insan tenine toslar”
Giriş sözü, 30 senedir insan üzerine araştırmalar yapan psikiyatrist, yazar Kaan Arslanoğlu’na aittir. Arslanoğlu benim de bir tanıtım yazısı yazdığım ‘İnsan Bu’ adlı kitabında, konuyu enine- boyuna incelemiş, anlatmıştır.
Bugünkü yazımız ‘İnsan Bu’ kitabındaki araştırmaları da dikkate alan, kendi görüşlerimden oluşan bir yazıdır. Elbette insan, doğrulandığını bilirse bundan hoşnut olur. Veya size ait fikirlerin çağcıl düşünürler ve yazarlar tarafından paylaşıldığı hissi, teskin eder, motive eder. Ve de tabii yüzyıllar öncesinden insanların benzer düşünceler taşıdığını bilmek oldukça gurur okşayıcıdır.
Buradan şöyle bir sonuç da çıkar elbet: “Gök kubbe altında söylenmedik bir şey yoktur”. İnsanlık ortak değerlere sahiptir. İnsan özünde aynıdır. Gelişen, değişen sadece teknolojidir, bilimdir. Fakat temel karakteristik özellikleri itibariyle insan aynıdır. Mesela kıskançlığı, egoistliği, kibri, hırsları, zevkleri, istekleri, zaafları, yüzyıllar da geçse, genelde aynı kalır.
Bilhassa son yıllarda yaşananlar, insanı yine kabak gibi ortaya çıkardı. Hangi coğrafyada, kültürde yaşanırsa yaşansın, temel körlüklerin devam ettiği besbelli oldu. Hangi sınıfa ve dine veya ideolojiye mensup olursa olsun fark etmiyor. Bir kendini beğenmişlik ve toz kondurmama hâlidir devam ediyor. Hep başkaları hatalı ve suçlu. Kendi inanışı, siyasi görüşü veya etnik mensubiyeti harika; ama başkaları var ya onlar sürekli berbat eden taraf.
İnsan bencil bir varlıktır. İstekleri bitmez. Hazları dindirilemez. Eğitim – öğretim de bir yere kadardır. İnsana bazı yetenekler kazandırır ama onun karakteristik ve doğuştan gelen temel özelliklerini asla değiştirmez. Son dönemdeki ifşalar, deşifre oluşlar, yasal takipler ve yargılamalar bunun örnekleri ile doludur. Herkes kendi imkânı oranında kötülüğe bulaşıyor.
Büyük imkân ve yetkileri olan büyük günahlara, hırslara sahiptir. Elbette nefsini terbiye edebilen ya da bastıran küçük kesimler de vardır ama onların mevcudiyeti asla genele etki edemez. Lokal kalırlar ve de çoğunlukla alay konusu edilirler, hakir görülürler.
İnsanın önemsediği kendi hırslarını, isteklerini, zaaflarını kontrol etmesi ve gerçekleştirmesidir. Aldığı eğitim, edindiği meslek, inandığı din, ideoloji, ise sadece bir araçtır. Dindirilemez isteklerini gerçekleştirmek için insan sürekli kötülüğe bulaşır, yasaları çiğner ya da dolanır. Başkalarını ezer, kullanır, sömürür…
Tabii ki her insanın aynı zaafları yoktur. Değişik değişiktir, kimi maddi zaafları peşinden giderken, bazıları manevî tatmin ve kabulleniş peşindedir. Karşı cinse düşkünlük ve de midesini istediği yiyecekler ile doldurmak en önde gelen zaafları arasındadır. Sonra giyim-kuşam, güzel evlerde oturmak, güzel araçlara binmek istekleri vardır. Başkalarından farklı ve üstün olmak ister. Kendini sürekli bir yarış hâlinde bulur.
Tüm mücadelesi öncelikle kendi içindir. Bu uğurda sevimsizliği, kötülüğü, hırsızlığı, yasaları çiğnemeyi, namussuzluğu ve de sağlığını bozmayı dâhi göze alır. Kaçınılmaz kötü sonun farkına varsa bile, umursamadan, bildikleri ve istekleri uğruna devam eder. Öncelikle günü kurtarmak esastır onun için. Yakın gelecek, onun gözünde uzak ve düşük bir ihtimaldir -ki bu büyük yanılsamayı dâhi idrakten yoksundur.
İnsanı düzeltmeye, onu rehabilite etmeye çalışmak, nafile bir çabadır sadece. O sadece, güçten ve cezadan anlar. Caydırıcı cezalar insanı frenlemek bakımından en etkili yöntemdir. Dozunda ödüllendirmek de işe yarayabilir.
İnsanı sınırlandırmaya çalışmak onu engellemez, bilakis kışkırtır. Her daim gözetim ve denetim altında tutulması gereken bir varlıktır insan. İhmal etmeye, rehavete hiç gelmez. Anında ihanet eder, saf değiştirir, kötülük yapar.
Peki, bu kadar şey yazdık da hiç mi ılımlı, olumlu bir şey yok şu insanda? Hep aklımda diyerek, kendini koruyarak, sınırlı iletişim kurmak en yararlı olandır insan hususunda. Ben kendim mesela bu metodu uygulamaya çalışıyorum. Ne kadar az temas, o kadar huzur…