Bolkarların Eteğinde Bir Maden Kasabası

Ulukışla Maden Köyü’nün Hikâyesi

Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Maden Köyü, Torosların heybetli silsilesi olan Bolkar Dağları’nın eteklerinde kurulmuş, Anadolu’nun ve dünyanın en eski madencilik merkezlerinden biridir. Bugün sakin bir köy görünümünde olsa da taşları, galerileri ve harap olmuş yapıları, binlerce yıllık bir emeğin, umudun ve göçün sessiz tanıklarıdır.

Darboğaz’dan, Bolkarlar’a, Meydan Yaylasına, Kara göldeki Rana Holtzi’leri (Toras kurbağası, ötmeyen kurbağa), Çinili Göl’ü ziyarete gideriz yıllardır. Maden köyünü sol yanımıza alarak, döne döne… Ve dönerken ara sıra Maden köyüne uğrar, tarihin tozlu sokaklarından süzülürken, kırık Türkçesi ile Madenli mübadil güzel insanların samimi ve içten merhabalarını alır, oradan Alihoca köyünden geçerken, harika alabalık tesislerinde bir mola verip Darboğaz’a dönerdik. “Maden Dağı dumandır, Yolu dolan dolandır.” türküsü bizim bura için yazıldı sanırdım. Nereden bilirdim gerçekten, dünyada ilk maden ruhsatı olarak kabul edilen, “Yazılıtaş Yazıtı” sahibi ve ilk maden işletmesi olduğunu. Köyüm Darboğaz’dan da bu işletmede çalışanlar olduğu, bazılarının gözünü kaybettiği hikâyelerini defalarca dinledim annemden…

Maden Köyü’nün hikâyesi yalnızca bir yerleşimin değil, aynı zamanda Anadolu madenciliğinin de hikâyesidir. Bölgedeki madencilik faaliyetlerinin kökeni Hititler dönemine kadar uzanmaktadır. Bolkar Dağları çevresinde bulunan cevher yataklarının MÖ 2. binyıldan itibaren işletildiği düşünülmektedir. Bölgede bulunan ve yaklaşık MÖ 8. yüzyıla tarihlenen Bulgarmaden (Yazılıtaş) Yazıtı, madencilik faaliyetlerinin ne kadar eskiye dayandığını göstermektedir. Bazı araştırmacılar bu yazıtı dünyanın bilinen en eski maden ruhsatlarından biri olarak değerlendirmektedir. Geç Hitit Dönemine ait yazıta göre Kral Wampalowa, bu dağlık bölgenin (Muti Dağı) yönetimini ve haklarını, prense bağlı olan Tarhunazi adlı bir devlet görevlisine vermiştir.  

İlk kurucuları Anadolu Medeniyetlerinden Hititlerdir. Sonra bölgede Frig, Pers, Roma ve Bizans dönemlerinde de madencilik faaliyetleri devam etti. Özellikle kurşun, çinko, gümüş ve altın cevherleri yüzyıllar boyunca işletildi. Bolkar Dağları’nın derinliklerine açılan galeriler yalnızca maden arayan insanların değil, medeniyetlerin de izlerini taşıdı. Roma döneminden kaldığı düşünülen yer altı kalıntıları günümüzde bile madencilik araştırmalarına yön vermektedir.

Osmanlı Devleti döneminde bölgenin önemi daha da arttı. 18. ve 19. Yüzyıllarda, özellikle kurşun ve gümüş üretimi nedeniyle, Maden Köyü ve çevresi önemli bir ekonomik merkez hâline geldi. O yıllarda yerleşim “Bulgar Maden” veya “Bolkar Madeni” adlarıyla da anılıyordu. Osmanlı’nın son dönemlerinde bölgede Türkler, Rumlar ve farklı etnik topluluklar birlikte yaşamaktaydı.

19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti, Avrupa sermayesi ve teknik bilgisinden yararlanarak birçok madeni işletmeye açtı. Bu dönemde Alman, Fransız, İngiliz ve Avusturya kökenli mühendislerin Anadolu’nun çeşitli madenlerinde görev yaptığı bilinmektedir. Maden Köyünde de yabancı mühendislerin ve teknik personelin çalıştığı, yerel halkla birlikte üretimi yönettiği rivayet edilir. Bu mühendisler genellikle fötr şapkalı, uzun paltolu, bastonlu ve dönemin Avrupa modasını yansıtan kıyafetler giyerken; yerli işçiler şalvar, kuşak, yelek ve aba kullanıyordu. Böylece Bolkarların eteklerinde doğu ile batının ilginç bir karşılaşması yaşanıyordu.

O yıllarda Bulgar Maden yalnızca bir üretim sahası değil, küçük bir kasaba görünümündeydi. Taş işçiliğiyle yapılmış evler, depo binaları, atölyeler, idare yapıları ve işçi lojmanları bulunuyordu. Mimari açıdan Osmanlı taşra yapıları ile Avrupa sanayi yerleşimlerinin etkileri iç içe geçmişti. Dar sokaklardan yükselen çekiç sesleri, cevher taşıyan katır kervanları ve ocaklardan çıkan işçiler, günlük hayatın doğal parçalarıydı.

1822 yılında Karadeniz bölgesi Gümüşhane ve Trabzon illerinde işletilen maden galerilerini su basar. Bu nedenle burada çalışan binlerce Pontuslu maden işçisi, ustası ve mühendisi işsiz kalır… İşsiz kalan madencilerin bir kısmı, Türkiye’nin çeşitli illerine giderler. Bulgar Madeni ilçesine 376 Pontuslu madenci yerleşir. Daha önce burada yaşayan 11 Ermeni Ailesi, Kaymakamlık çalışanları ve komşu köylerden buraya çalışmaya gelen 40 hane Türk vardır… Darboğaz’da ağa olan dedem Ömer Erden ve birçok köylünün Maden’de üzüm bağları varmış. Bir hafta on gün orada kalıp pekmez kaynatırlarmış. Birçok aile dostları varmış. Annem çocukluk anılarını anlatırdı.

Niğde Mutasarrıflığı, Pontuslu madencilerin başmühendisi (Şef) Apostoloğlu ile bir anlaşma imzalar. Bu anlaşma ile Pontuslu Madenci cemaatine hatıra para basma, Rumca eğitim veren okullar açma, kilise ve şapeller inşa etme, maden eritmede kullanılmak üzere civar köylerde bulunan ormanların tahsisi, tarım ve hayvancılık yapmak için otlak ve tarla tahsisi gibi birçok ayrıcalıklar tanır… İşte maden eritmede ağaç kullanılması, Bolkarlar’ın ormansız kalmasının asıl nedenidir.

Maden ocaklarına açılan galerilerin takdimi konusunda usta olan Pontuslu madenciler, ev, konak yapımı, taş köprü çatımı, değirmen taşı yapımı, soku oymacılığı, yuvak yapımı, ağaç işleme ve oymacılığında da bir hayli mahirlermiş… Taş duvarı, “kız saçı” gibi örerlermiş. Yapı ustası olan babam, Bahri Özcan ve birçok ustalar, taş duvar ustalığını Madenli Rumlardan öğrenmişler…

1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, bölgenin sosyal yapısını değiştirdi. Rum nüfusun önemli bir bölümü Yunanistan’a gönderilirken, Balkanlardan gelen Türk mübadiller Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleştirildi. Bu süreç Maden Köyü’nün demografik yapısında da önemli değişikliklere yol açtı. Bir zamanlar farklı dillerin konuşulduğu sokaklar, zamanla sessizleşti; bazı evler boş kaldı, bazıları yeni sahiplerine kavuştu.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında madencilik faaliyetleri devam etmekle birlikte, eski canlılığını koruyamadı. Ulaşım güçlükleri, ekonomik şartlar ve cevher rezervlerinin değişen işletme koşulları nedeniyle nüfus azalmaya başladı. Kaza statüsündeyken, köy statüsüne dönüştü. Ancak halk arasında hâlâ “Bulgar Maden” adı yaşamaya devam etti. Bulunduğu konumdan dolayı ve demiryolunun geçmesiyle, Ulukışla ilçe merkezi oldu.

2000’li yıllarla birlikte bölgede yeniden kapsamlı maden aramaları gerçekleştirildi. 2007 yılında yapılan çalışmalarda ekonomik değeri yüksek altın ve gümüş rezervleri tespit edildi. Sonraki yıllarda özel sektör yatırımlarıyla yer altı işletmeleri yeniden faaliyete geçti. Günümüzde Bolkar sahasında altın, gümüş, kurşun ve çinko üretimi yapılmaktadır.

Bugün Maden Köyü’ne ulaşan bir ziyaretçi, ilk bakışta sıradan bir Toros köyü görebilir. Fakat biraz dikkatli baktığında, her taşın altında bir hikâye bulunduğunu fark eder. Yıkılmış duvarlar, eski bir işçi evinin hatırasını taşır. Dağın yamacındaki karanlık bir galeri, yüzyıllar önce kazmasını sallayan bir madencinin nefesini saklar. Rüzgârın taşıdığı sesler arasında bazen bir lokomotif düdüğü, bazen de vardiyadan çıkan işçilerin ayak sesleri duyulur gibi olur.

Fotoğraflar: Aysel Özcan Yetiş

Bolkar Dağları’nın serin yamaçlarında dolaşırken insan yalnızca bir köyü değil, Anadolu’nun üretim tarihini gezer. Burada maden yalnızca yer altından çıkarılan cevher değildir; aynı zamanda emek, göç, ayrılık, umut ve hatıradır. Maden Köyü’nün gerçek zenginliği de belki tam olarak budur: Toprağının altındaki altından çok, anılarında sakladığı insan hikâyeleri.

Bugün nüfusu azalmış olsa da Maden Köyü, Hititlerden Cumhuriyet’e uzanan yaklaşık üç bin yıllık madencilik mirasının yaşayan bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir. Önceleri Bolkar Dağı eteklerinde, su kaynaklarına yakın olan yerlerde bulunan tarihi ergitme ocakları kullanılmıştır. Yöre halkının geçtiğimiz yıllarda başlayan itirazları sonucu, madenler artık Niğde merkez (Kiledere) tesislerinde ayrıştırılmaktadır.

Fotoğraflar: Aysel Özcan Yetiş

Burası Türkiye’nin ilk maden işletmesi olduğuna göre yöre halkının, refah içinde olması gerekirken hayvancılık, bahçe tarımı, kiraz yetiştiriciliği yaparak geçimini sağlaması manidar olsa gerek. Elleri nasır tutmuş emekçi Maden halkının yıllardır çektikleri toz, duman, gürültü, tek ödülleri olmuş gibi…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.