Çiçero Felsefesi
Marcus Tullius Cicero, Roma Cumhuriyeti’nin son döneminde yaşamış bir devlet adamı, hatip ve filozoftur. Yaşadığı dönemde Roma iç savaşlar, siyasi suikastlar ve iktidar mücadeleleriyle sarsılıyordu. Bu nedenle felsefesi yalnızca teorik değil, aynı zamanda devletin ve toplumun nasıl ayakta kalabileceği sorusuna da cevap arıyordu. MÖ 44 yılında Julius Caesar öldürüldükten sonra Roma yeniden karıştı. Cicero, Mark Antony’ye karşı sert konuşmalar yaptı. Bunun üzerine siyasi düşmanları tarafından ölüm listesine alındı ve MÖ 43 yılında başı ve elleri kesilerek öldürüldü. Kesilen başı ve elleri Roma Forumu’nda sergilendi.
Çiçero felsefesinin temel noktaları
Erdem ve Mutluluk
Cicero’ya göre başlıca erdemler şunlardır: Bilgelik, Adalet, Cesaret, Ölçülülük.
Bir insan zengin ve makam sahibi olabilir. Ancak erdemsizse gerçekten mutlu sayılamaz. Cicero, erdemi hayatın en yüksek amacı olarak görmüştür. İnsanın gerçek mutluluğu zenginlikte, güçte veya zevkte değil, erdemli bir yaşam sürmesindedir. Adaletli, dürüst ve ölçülü olmak insanı mutlu kılar. İyi insan olmak, mutlu olmanın temel şartıdır.
Doğal hukuk anlayışı
Cicero, evrende bütün insanları bağlayan evrensel bir hukuk bulunduğunu savunur. Doğru ve yanlış sadece devletlerin koyduğu yasalara bağlı değildir. İnsan aklıyla kavranabilen evrensel bir adalet vardır. Bu adalet bütün insanları bağlar. Gerçek yasa, doğaya uygun olan doğru akıldır. Haksız yasalar gerçek anlamda yasa sayılmaz.
Devlet ve vatandaşlık
Cicero’ya göre bir devletin gücü, ordusundan çok adaletinden gelir. Cicero devletin halkın ortak yararı için var olması gerektiğini savunur. Devlet yöneticileri kendi çıkarlarını değil toplumun çıkarını gözetmelidir. Devlet halka hizmet etmelidir, yöneticiler dürüst olmalıdır, kanunlar herkese eşit uygulanmalıdır, adalet olmadan devlet yaşayamaz.
İnsan ve Doğa
Cicero’ya göre insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik akıldır. İnsan, aklı sayesinde doğruyu yanlıştan ayırabilir ve evrenin düzenini anlayabilir. Ona göre evren rastgele oluşmuş değildir, evrende akla uygun bir düzen vardır.
Marcus Tullius Cicero (Çiçero)’ya atfedilen ünlü sözlerinden bazıları:
Bir ulusun hazinesi, iyi yetişmiş insanlarıdır.
Yaşamak düşünmektir.
Tarih, zamanın tanığı, gerçeğin ışığı, hayatın öğretmeni ve eski çağların habercisidir.
Özgürlük, her istediğini yapmak değil, istemediğin şeyi yapmak zorunda kalmamaktır.
Silahlar arasında yasalar susar.
Bir odada kitaplar olmadan yaşamak, ruhsuz bir bedende yaşamaya benzer.
Kendi vicdanından daha büyük bir tanık yoktur.
Halkın selameti en üstün yasadır.
Kötü insanların devleti ele geçirmesi, devlet için en büyük felakettir.
Özgürlük, yasalara boyun eğmekle korunur.
Devlet, halkın ortak yararı için kurulmuştur.
Adalet olmadan devlet, büyük bir haydutlar topluluğundan başka bir şey değildir.
Kanunlar, güçlülerin değil, herkesin koruyucusu olmalıdır.
En ağır haksızlık, adalet görüntüsü altında yapılan haksızlıktır.
Yasalar sustuğunda zorbalık konuşur.
Bilgeliğin ilk görevi, doğruyu yanlıştan ayırmaktır.
Cehalet, insanın en büyük düşmanıdır.
Bir ulusun yaşamı, yasalarına gösterdiği saygı ile ölçülür.
Günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce Cicero’nun felsefesi bunlarmış. Geçen binlerce yılın ardından bu felsefi düşüncelerin pozitif yönde daha da geliştirilmesini, hatta biraz olsun dikkate alınmasını beklersiniz değil mi? İnsanoğlu tekerleği keşfetmiş ama bu keşfi unutmamış, bir daha tekerleği keşfetmeye çalışmamış. Sonraki nesiller onu geliştirmiş, teknolojinin dibine vurmuş. Uzaya çıkmış.
Ama devletlerin toplumları yönetmek konusunda ileriye doğru bir adım dahi atmadığı gibi, tam tersine doğru yol aldığı ortada.
Cicero’nun dediği gibi “yaşamak düşünmekse” eğer, siz ne düşünüyorsunuz?