Çifte Standart
“Hiçbir taviz mükemmel değildir”
Çifte standart, bugün dünyanın büyük sorunlarının başında gelir. Eğer ekonomik dertleri saymazsak, çifte standart en başlarda çıkar -ki ülkemizde de öyledir. Diğer önemli problemlerden olan hukuksuzluk, yolsuzluk, çürümüşlük gibi suçlara da yol açar. Çifte standardı halk dilinde nasıl anlatırız? Kendi adamına göz yumma, görmezden gelme, onu koruma, kollama, onun önünü açma, ona toz kondurmama vb…
Üstteki tespitler şark toplumlarında daha yaygındır. Zira orada eşit yurttaşlık kriterleri yerine toprakçılık, kavimcilik baskındır. En üst çatı olan devlet organizasyonuna gelene değin, kişiyi bağlayan yığınla feodal ve inanç bağları vardır -ki devletten önce bu tür yerel bağlılıklar gelir. Yerel aidiyet duygusu her şeyden önemlidir. Aşirete, kabileye, inanç merkezine, töreye bağlılık, yasalardan ve devletin kapsayıcı kurallarından evvel gelir.
Bunun altında elbette yığınla sebep vardır ama en önemlisi modern yurttaşlık bağı ve duygusunun bulunmayışıdır. Daha da ileri gidersek, modern anlamda devletin tesis edilememesidir. Devletin temeli nedir? Her şeyden evvel adalettir. Adalet yoksa devlet de yoktur. Sadece yerel ağalar ve çeteler vardır.
Ayıplar, günahlar ve mahalle baskıları yurttaşı bir cendere içine alır. Yurttaş üst kurum olan devlet yasalarını değil de önce çevresindeki hâkim zihniyete tabidir ve boyun eğer. Misal, gammazlık diye bir tabir vardır ve bu sıradan vatandaşın en büyük korkularından biridir. İspiyonculuk da aynı kategoriye girer ve ağır suçtur halk nezdinde. Burada genel kamu yararı gözetilmez. ‘Mahallenin onuru’ öncelenir.
Almanya’da bulunduğum yıllarda orada polisin en büyük yardımcılarının vatandaşlar olduğunu gördüm. Genellikle pencere önünde, balkonda oturan emekli kesim, polisin adeta görünmez gözleri idi. Az da olsa bir hız sınırı ya da park ihlali, anında polise bildirilirdi. Bu bizim gibi Anadolu’dan gelmiş insanlar arasında çok ayıp ve kötü karşılanırdı. İspiyonculuk ve muhbirlik olarak addedilirdi. Zira bizler o dönemler büyük kamu yararı diye bir şey bilmezdik. Feodal bir yapıdan geliyorduk. Komşuluk ve yakın çevre, kutsal ve esastı. Kamu menfaati de ne oluyordu, bilmezdik ki.
Tüm bunları neden yazdım? Zira ülkemiz bir arınma dönemi yaşıyor ve suçlulara yönelik adımlar atılıyor. Ha burada da bir çifte standart uygulanıyor mu? Evet mutlaka. Ama en azından arınmaya başlamak da bir şeydir. Göç gide gide nasılsa düzelecektir. Çifte standart zamanla bitecektir. Zira başka türlüsü evrime karşı gelmek anlamı taşır. Usul usul da olsa, bizde de bir şeyler yoluna girecektir.
Evet, ne diyorduk? Son günlerdeki operasyonlarda ‘itirafçı’ denen zanlılar var. Uydurma itirafçıları ayrı tutarak, gerçek itirafçıların linç edilmesini tuhaf karşılıyorum -ki burada yine kamu yararından çok, davaya, adama, ideolojiye bağlılık aranıyor. Kişi amirine, davaya bağlılık göstermediği için hain ilan ediliyor. Peki, kamu menfaatinin hiç mi önemi yok? İtirafçılara, “adam sana ekmek vermiş, iş vermiş, güvenmiş. Onu neden arkadan hançerledin?” diyorlar. Yani demek istiyorlar ki, “bıraksaydın adam yolsuzluk, usulsüzlük ne varsa yapmaya, kamu malından yemeye devam etseydi”. Bu mu yani? Nerede devlete, millete bağlılık? Adama, amire, lidere, menfaate, aşirete, cemaate bağlılık devletten evla mıdır? İşte bu feodal zihniyet bizde hâlâ devam etmektedir. Kimse kusura bakmasın! Herkes kendine adalet arıyor. Kendi konfor alanına, kendi cemaatine, cemiyetine… Devleti, milleti, kamu yararını öncelemedikçe burnumuz sürtmeye devam eder.