Datça Kavak Dibi, Demokrasi Evi
Türkiye’nin En Küçük Cezaevlerinden Biriydi
Demokrasi Evi, Datça’nın tarihini yansıtan önemli bir yapıdır. 1885 yılında özel mülk olarak inşa edilen bu yapı 1901 ile 2001 yılları arasında cezaevi olarak kullanılmış. Türkiye’nin en küçük yarı açık cezaevi olarak tarihe geçen Kavak Dibi, 2001 yılında Datça’da suç oranlarının düşmesiyle kapatıldı ve zamanla metruk bir alana dönüştürüldü.
Kavak Dibi Demokrasi Evi, 2100 m2’lik bir alana sahiptir ve dört etaptan oluşmaktadır. Dış mekânda 9 sergi panosu, mini çim amfisi, heykeltıraşlar Elbruz Denge ve Halil İbrahim Sever’in yonttukları muhteşem heykeller, 422 yıllık bir anıt çınar, Datça’nın farklı köylerinden alınmış taşlar ile oluşturulmuş kaya bahçesi, tarihi çeşmesi ve bir de büfesi var. İç mekânda, Ressam İbrahim Çiftçioğlu Kitaplığı, oturma alanı, görsel sergisi… Datça’nın eskiye ait fotoğrafları, cezaevi tutanakları.
Demokrasi Evi açıldığı günden bu yana demokrasinin bir parçası olan hak mücadelesinin yoğunlaştığı 1 Mayıs, 8 Mart gibi özel tarihlerde Datçalıların özel toplanma noktası haline gelmiş. Anmalar, kutlamalar ve seslenişlerin dile geldiği ve yürüyüşlerin başladığı bir nokta olmuş.
1980 Askeri darbesi sonrası Bülent Ecevit cezasını çekmek istediği Demokrasi Evine gelir. Düşüncesi, burada sakince kalacak, eşi Rahşan Ecevit’e hemen karşısından bir ev kiralayacak. Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit’in sarsılmaz bağlılığını biliyoruz… Onlar sadece bir karı koca değil ortak bir idealin iki yarısıydılar. Biraz da Ankara’nın o kasvetli havasından uzak olmak isterler.


Emekli Sosyolog Prof.Dr. Enis Tataroğlu hocamızın, kitap okuma günlerinde, beni ağırlaması ve bu bilgilere ulaşmamı sağlaması çok kıymetli.
Gardiyan, Cafer Göcek’in anılarından:
Ecevit iki sivil korumayla geldi. Arabadan indiler, nöbetçi Jandarmaya sordu:
“Cezaevinden bir yetkili ile görüşebilir miyim?” dedi.
Jandarma beni çağırdı. Gittim yanına
“Hoş geldiniz” dedim.
“Evladım,” dedi “burası devletin mi kiralık mı?”
“Kiralık” dedim.
– Kafes kaç kişilik?
– 8
– Şu an kaç kişi var?
– 5 kişi.
– Beni buraya alır mısınız?
– Hayır, ben alamam! Cumhuriyet Savcılığına gideceksiniz. Dosyanızı buraya havale edecek. O zaman ben teslim alırım.
Ondan sonra merkeze gitti. Ankara, cezaevinin elverişli olmadığı şeklinde müsaade etmedi. Ve Ulucanlar Cezaevinde kaldı. Birkaç yıl önce ziyarete gittiğimde, yastığına ranzasına dokundum, inanılmaz duygulu anlardı. Sadece benim değil, ailemin ve tüm ziyaretçilerin gözlerinde o acıyı gördüm.


Arkadaşımın daveti ile Datça’ya, “Bolkarların Sessiz Çığlığı – Anadolu Tarbaz Ağıtları” kitabımın imza ve söyleşi günü için gittim. Belediye bizi, Kavak Dibi Demokrasi Evine yönlendirdi. İnanılmaz tat aldığım bir imza ve söyleşi yaptık. Sosyal Belediyecilik burada öyle muazzam çalışmakta ki, suç oranının düşmesi nedeniyle kapatılan bir cezaevi öyküsü, beni çok düşündürdü. Ülkemin dört bir köşesinde bu işleyişin olması hayali, benim gülümsememi sağladı. Özellikle son yıllarda devasa cezaevlerinin inşası ve iki kişilik koğuşlarda, sekiz on kişi olması, ben düşündürdü! Siz okurlarım ne düşündünüz?
Yazımın sonunda şunları eklemek istiyorum: Yine son aylarda, ülkemizde bazı olaylar, asılsız ve aslı olan bazı gelişmeler oluyor. Türk halkı çok zeki; gerçekler biliniyor. Tek yapılmayan hep birlikte ülkenin bekası için konuşmak, itiraz etmek. Bu da geleceğe karamsar bakmamıza zemin hazırlıyor. Gençlik nereye gidiyor? Canlarımız, eğitim almış evlatlarımız, dışarıda arıyor çözümü veya ailesi ile birlikte bir belirsizliğe doğru gidiyorlar.
Kıymetli Ecevit’in bu öyküsünün ardından, özellikle son yıllarda sıkça karşılaştığımız sözünü bırakalım:
“NAMUSLU BİR HİKÂYEN VARSA SENİ KİMSE SATIN ALAMAZ!”