Devletin Cebinden Çıkan Milyonlar, Aracı Kârı mı Kamu Hizmeti mi?

Kamu yatırımlarında yıllardır kanıksadığımız “ihale usulü”, aslında hazine üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Bir işin 1.000.000 TL bedelle bir şirkete devredilmesi, daha en baştan bu paranın önemli bir kısmının “hizmet” yerine “kâr marjı” olarak sistem dışına çıkmasını kabul etmektir. Oysa çözüm, aracıları aradan çıkararak devletin kendi imkanlarıyla, doğrudan ve sorumlu bir şekilde sahaya inmesidir.

Aracı Kârı Hazineye Kalabilir

Ticari bir şirketin önceliği doğası gereği kârdır. İhaleyi alan şirket, vergi, genel giderler ve yüksek kâr beklentisini maliyete ekler. Sonuçta halkın vergileriyle oluşan 1.000.000 TL’lik bütçenin yarısı, işin kendisine değil, yüklenicinin kasasına gider.

Hâlbuki bu süreç, doğrudan alım yetkisine sahip bir “Devlet Uygulama Şirketi” tarafından yönetilse:

  • Demir, fabrikandan, çimento, yerinden, kum, ocağından, en uygun fiyata temin edilir.
  • İş gücü, bölgedeki işsiz vatandaşlarımızın sosyal güvenceli ve adil yevmiyeli istihdamıyla sağlanır.
  • Maliyet 300.000 TL’ye kadar çekilebilir.

Liyakat ve Hukuki Sorumluluk, En Büyük Denetim

Peki, devlet eliyle yapılan işlerde suistimal nasıl önlenir? İşte burada önerdiğim modelin iki temel direği devreye giriyor: Kişisel Hukuki Sorumluluk ve Sürekli Müfettiş Denetimi.

Bir özel şirket, kârını artırmak için malzemeden çalıp kaliteyi düşürebilir ve iş bittikten sonra hukuki boşluklardan faydalanabilir. Ancak devletin görevlendirdiği mühendis, mimar ve yönetici, attığı her imzadan, kullanılan her gram çimentodan hukuk karşısında doğrudan ve şahsen sorumludur.

Bu modelde:

  • Sorumlu Personel: İşi yürüten görevli, bir usulsüzlük durumunda ağır yaptırımlarla karşılaşacağını bildiği için “en uygun maliyet ve en iyi kalite” dengesini gözetmek zorundadır.
  • Müfettiş Zırhı: İşin her aşaması, uzman müfettişler tarafından eş zamanlı denetlenir. Denetimin olduğu yerde savurganlık biter, verimlilik başlar.

Kalite ve Tasarruf Bir Arada

Devletin kendi işçisi, kendi malzemesi ve kendi denetçisiyle sahada olması bir tercih değil, zorunluluktur. İhale usulüyle birilerini zengin etmek yerine, sorumlu devlet personeli ve sıkı denetim mekanizmasıyla kamu kaynakları korunmalıdır.

Kâr hırsının olmadığı yerde, odağımız sadece “kalite” olur. Paranın devletin maliyesinde, işin ise devletin güvencesinde kaldığı bir sistem, gerçek sosyal devletin temelidir.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.