Etik Sadece İnsan İçin midir?

Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan bir sınav sorusu, üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir toplumsal gerçeği önüme serdi. Soru oldukça netti: “Aşağıdakilerden hangisi etik kuralların ortaya çıkmasında önemli olamaz?” Şıklar arasında işveren – işçi ilişkilerinden mesleki yetkinliğe, toplumsal bilinci uyandırmaktan yalnızlığa kadar uzanan seçenekler vardı. Doğru cevap ise insan merkezli kibrimizi yüzümüze çarpan o cümleydi: “Yalnızca insanlar için düşünmek.”

İlk bakışta etiği, sadece insanlar arasında dönüp duran bir kurallar silsilesi olarak görmeye meyilliyizdir. “Yalan söyleme”, “çalma”, “işçinin hakkını ver”, “mesleğinde yetkin ol”… Hepsi insanı insana karşı koruyan, toplumsal düzeni sağlayan değerli ilkeler. Ancak evreni ve yaşamı sadece “insan” eksenine sıkıştırmak, etiğin asıl varoluş felsefesini ıskalamak demektir. Çünkü etik, sadece bizim birbirimize karşı olan sorumluluklarımızdan ibaret değildir, bizim dışımızdaki dünyaya, yani nefes alan her canlıya ve parçası olduğumuz doğaya karşı borcumuzdur.

Bugün çevre kirliliğinden küresel iklim krizine, nesli tükenen hayvanlardan yok edilen ormanlara kadar yaşadığımız pek çok felaketin temelinde tam olarak bu sığ bakış açısı yatıyor: Yalnızca insanlar için düşünmek. Dünyayı sadece kendi konforumuz, kendi kazancımız ve kendi geleceğimiz için tasarlayabileceğimizi sandık. Hayvanların yaşam alanlarını gasp ederken, denizleri kirletirken ya da bir ormanı ranta açarken insani bir “etik” arayışına girmedik. Oysa gerçek bir toplumsal ve evrensel bilinç, bizden zayıf olanı, dili olmayıp hakkını arayamayanı da korumayı gerektirir.

Etik kuralların ortaya çıkışı, işçi ile işveren arasındaki bağı kurmaktan ya da bir mesleği hakkıyla yapmaktan çok daha büyük bir uyanışın eseridir. O uyanış, ekosistemin bir parçası olduğumuzu hatırlama uyanışıdır. Bir nehrin temiz akma hakkını gözetmeyen mühendislik etiği, bir hayvanın yaşam hakkını savunmayan tıp etiği, ya da doğanın dengesini hiçe sayan bir ticaret etiği eksiktir, kusurludur.

Kısacası, etik kurallar bizi sadece “iyi birer vatandaş” yapmak için değil “iyi birer dünya vatandaşı” yapmak için vardır. Çevremizi, hayvanları, ağaçları ve tüm ekosistemi kapsayan geniş bir vizyona sahip olmadığımız sürece yazdığımız hiçbir kural bizi tam anlamıyla ahlaki bir olgunluğa ulaştıramaz.

Unutmayalım, etik sadece insanın insanla kurduğu bağda değil, insanın evrenle kurduğu vicdan köprüsünde gizlidir. Yalnızca kendimizi düşündüğümüz bir dünya, en nihayetinde yine bizim sonumuz olacaktır.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.