Haklılık Terörü

Toplumsal psikoloji diye bir şey var gerçekten.

Fert fert ayrı ruh halleri içinde olsak da duyguda ortaklaştığımız durumlar, zamanlar var. Milli sevinçler, milli felaketler ilk akla gelen örnekler olabilir. Toplumsal psikoloji olumlu biçimlerde de olumsuz biçimlerde de bizi benzeştiriyor. Tarihsel süreç içinde her dönemin öne çıkan davranış kalıpları birleşse de, her çağ, farklı bir ortak ruhu inşa ediyor.

Benim son yıllarda toplumumuzda en sık gördüğüm, en belirgin ortak özelliğimiz kibir, enaniyet, şımarıklık…

Hemen hiçbir konuda anlaşamıyoruz, çatışmaya teşneyiz.

Bütün uyuşmazlık konularında kesinlikle biz haklıyız, karşı tarafın elle tutulur doğrusu yok!

Hepimizin burnu Kafdağı’nda. Biz haklıyız, o haksız… Çeksin cezasını! O da öyle demeseydi, o da öyle yapmasaydı…

Haklı olduğumuzu başa kakarak zulüm yapıyoruz, haklılık terörü uyguluyoruz.

Ya Hû hani affetmek diye bir şey vardı, hani hoş görmek diye bir şey vardı, gülümsemek, gönül almak diye bir şeyler vardı, hatırlıyor musunuz?

Bizzat şahit olduğum hadise: Bir profesör doktor, oturduğu sitenin görevlisiyle çok basit ve kendisinin haksız olduğu bir mesele yüzünden tartışıyor. Adamı eziyor, aşağılıyor. Site görevlisinin canına tak ediyor, profesöre küfrediyor. Derken mahkemelik oluyorlar.

Profesör doktor beni arayıp “Hafta sonu Noel tatili için İtalya’ya gideceğim, gitmeden görüşelim” diyor. Şehrin en pahalı kafelerinden birinde oturuyoruz. Söze şöyle başlıyor: “O herifin hayatını bitireceğim. İşinden edeceğim, evinden edeceğim, donuna kadar alacağım, sürüm sürüm süründüreceğim” diyor. Arkasından sinkaflı cümlelerle resital veriyor.

Kibir abidesi profesöre, “E be kardeşim, sen koskoca profesörsün. Her gün yüz yüze baktığın, sana hizmet ederek geçimini sağlayan gariban görevliyi nasıl becerdin de kendine sövdürecek seviyeye getirdin” diyorum.

Adama zaten yaptığı bir iş için “Eline sağlık / Aferin” şeklinde bir hitapta bulunsan dünyalar onun olur, işini daha bir şevkle yapar. Normal şartlarda bir site görevlisi, sana hizmet ederek çoluk çocuğunu geçindiren bir kişi, asla seninle zıtlaşmaz, sana küfretmez. Hayatın olağan akışına aykırı bu. Hakaretin mağduru olmak seni haklı yapmıyor ki. O kadar okumuşsun da geçimsizlik ve hakaret konusunda nasıl muhatabınla aynı noktada buluştun? O zaman niye bu kadar okudun?

Affetmek, helalleşmek diye bir şey duymadın mı hiç?

Senin hiç hatan, yanlışın, affa muhtaç günahın yok mu?

Desem de nafile, muhatabım o yüksek burnundan kıl aldırmıyor:

“Bana ne diyor, ben haklıyım!”

 Daha bunun gibi yüzlerce örnek sayabilirim. Mağduriyet yaşamayı dört gözle bekleyen, krizi fırsata çevirmek için uygun ânı kollayan, maddi tazminat için bahane arayan nice ben-i adem var.

Hepimiz beşer olarak geliriz dünyaya, insan olmak bir süreçtir. Tefekkürle, ızdırapla, emekle varılan bir mertebedir.

Bu sınavdan geçemeyen ademoğlu, insan olmak derecesine yükselemez.

Birleşmiş Milletler binasının giriş kapısında da yer alan, Şeyh Sadi-i Şirazi’nin Gülistan’da söylediği şu mısraları hatırlayalım:

“Beni âdem aza-yı yek-digerend / Ki der-âferineş zi-yek gevherend
Çü uzvi be-derd âvered ruzigâr / Diger uzuvhâ ra nemâned karâr
To ki ez mihneti dîgerân bi gamî / Ne şâyed ki nâmed nehend âdemî

“Âdemoğulları bir vücudun azaları gibidirler. Çünkü hepsi aynı cevherden yaratılmışlardır. 
Felek bir uzva elem getirirse, öbürlerinin huzuru kalmaz.
Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan kişi, sana insan demek yakışmaz!”

Toparlayacak olursam; bir kamyonun arkasında şu sözleri okumuştum:

Hikâyenin sonunda herkes toprak sahibi olacak.”

Haklı olmak önemli elbette. Ama insan olmak, bağışlamak, kötülüğe iyilikle mukabele edebilmek daha önemli. Üzerinde çekiştiğimiz toprağın altını da hesaba katarak, teferruata boğulup esası, hayatı elden kaçırmadan yaşamalıyız.

Yaşamaksa, böcekler de yaşıyor cancağızım, insan olmanın bir farkı olsun…

1 yorum
  1. Doğan Bilge diyor

    İnsan olmak, insan olmak…

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.