Hiçbir Şeye Şaşmamak

“Sınırsız özgürlük, uzun süre özgür kalmaz”

Yaş almanın bir diğer alametifarikası da hiçbir şeye şaşmamaktır. Zamanla ‘ya olur mu öyle bir şey’ dememeyi öğreniyor insan. Son yıllardaki gelişmeler bunu doğrular niteliktedir. Gerek ülke içinde, gerek ülke dışında, insanlarda, kurumlarda, devletlerde bunu görmek çok mümkündür.

Hatta öyle ki şaşmamak bir süre sonra sinir bozucu olmaya başlıyor. Şaşmamak da şaşırtıyor ve gerilim yaratıyor. Her olayda, her haberde şaşmamak, bir yerde ‘yeter artık’ dedirtiyor.

Misal, İran – ABD savaşı ve barış görüşmeleri şaşmamayı geride bırakarak sinirleri zorlamaya başladı. İnanın hiçbir kuralın, hukukun, ahlakın işlemediği bir alan burası. Tüm dünya halkları hop oturuyor, hop kalkıyor ama gel gör ki bir ABD Başkanı, ciddiyetsizlik, tutarsızlık, adına ne derseniz deyin, adeta insanların akılları ile dalga geçercesine hareketler, söylemler geliştiriyor.

Öyle ki seçimlerde onunla yola çıkanların büyük kısmı bu tutarsızlığa, akıl tutulmasına anlam veremiyor. Hani “önce Amerika” idi, hani savaşlar son bulacaktı? Ortadoğu’da bitmeyen savaşlara dönülmeyecekti. İsrail’in peşinden sürüklenmeyen farklı politikalar izlenecekti. ‘Demokrasi ihraç’ etmekten vazgeçilecekti. Ülkenin yıllar boyu ihmal edilmiş sorunlarına odaklanılacaktı. Ekonomide, askeriyede, devlette büyük reformlar yapılacaktı. İşsizlik, borçlanma, yolsuzluk, yasadışı göç, bağımlılıkla mücadeleler yoğunlaşacaktı.

Başkan, seçimleri tüm bu vaatler sonucunda aldı. Şimdi ona oy verenler ve yakınındakilerin çoğu, büyük bir aldatılmışlık hissediyor, hayal kırıklığı yaşıyor. Hani bizde şöyle bir meşhur seçmen sözü vardır. “Vay elim kırılaydı da oy vermeyeydim” sözü. İşte tam da ABD seçmenine uyarlanacak bir söz bugünlerde.

Başkanın oy oranları hızla düşüyor. Oy oranı yüzde 35’in altına doğru kayıyor. Verilen vaatlerin hemen hiçbiri yerine gelmedi. Bazı uygulamalar da yargı engeline takıldı. Kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

İktidara geldiğinde bende ihtiyatlı bir iyimserlik vardı, kabul ediyorum. Güvenilmez Demokratlar yerine, bir şeyler değiştirmeye amade -ki söylem öyle idi- biri gelmişti başkanlığa. Yeni bir sayfa açması çok muhtemeldi. Türkiye ile ilişkiler açısından bile böyle idi. Suriye’den hemen asker çekmeyi vaat etmişti çünkü. Ve daha neler neler…

Ve ben -ki şaşırmamayı öğrenmiş biri olarak- şaşırdım. Ancak dediğim gibi şaşkınlığım yerini artık kızgınlığa bıraktı. Kızgınım arkadaş! Haberleri dâhi eski sıklıkla takip etmiyorum. Zira biliyorum ki her şey tekrar, yeni baştan, bırakıldığı yerden, verilen sözlerden cayılarak, taahhütler tutulmayarak, yine, yeniden önümüze gelecek… O bakımdan değerli vaktimi neden öldüreyim?

Burada iki vurucu soru takılıyor akıllara: Başkan şantaj ve tehditle esir mi alındı yoksa psikolojik bir hastalığa mı yakalandı? İki ihtimal de tüm insanlığa bedel ödetir ve ödetiyor da. Şimdiden tüm piyasalar, ekonomik göstergeler allak bullak.

Bu arada TV kanalları ve yorumcuları da sanki ‘mermi manyağı’ olmuşçasına oradan oraya savrulmaya, günü kurtarmaya gayret gösteriyorlar ve çekilmez durumlara düşüyorlar. Onların şaşkınlıkları da kızgınlığa dönüştü eminim. Ama işte ekmek parası hatırına çekiyorlar, ne yapsın garipler?

İnsanlık sanki bilinçli biçimde dibe çekiliyor. Tüm değerler, teamüller yerle bir. Şaşırmamakta bir yere kadar. Benim şaşkınlığım önce kızgınlığa dönüştü. Şimdilerde ise endişe duymaya başladım. Dünya ne çektiyse tam da bu tiplerin elinden çekti. Tarih bunu gösteriyor.

Yanıt Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.