İthal Ürün Demokrasi
“Dirileri ölüler yönetir”
Birçok şeyde olduğu gibi demokrasi de ithal edilmiştir. Demokrasi de diğer bazı ad ve kavramlar gibi içi doldurulmaya muhtaçtır. Herkes meseleye tuttuğu yerden bakar. Demokrasi Yunanca bir sözcüktür ve genel anlamıyla, halkın kendi kendini yönetmesi demektir. İlk Yunan şehir devletlerinde ortaya çıkmıştır. Yunanistan için ‘demokrasinin beşiği’ de denir. Bu tanım daha ziyade Batı’nın bir pazarlama biçimidir. Batı kendi köklerini antik Yunan’da görür çünkü.
Batı medeniyeti dediğimiz üç ayak üzerinde kuruludur. Yunan felsefesi, Roma hukuku ve Hristiyanlık. Bugünkü AB de referans olarak onu alır. O nedenlerdir ki bir Hristiyan kulübü olarak nitelenir AB.
Demokrasi antik Yunan’da bir seçkinler demokrasisi idi. Sadece belli statüdekiler oy kullanırdı. Misal, kadınlar, alt tabaka halk, köleler oy atamazdı -ki o dönem köleler toplumun önemli bir kısmını oluştururdu. Seçkinler belirlerdi her şeyi. Peki, bu ne kadar demokratik?
Günümüz Avrupa’sında ise demokrasi, refahın bir sonucudur ağırlıkla. Peki, Batı refahı nasıl elde etti? Büyük oranda sömürgecilik ve göçmen işçilerin katkılarıyla refah geldi oraya. Bir de tabii cezaların caydırıcı etkisi var. Cezaların yaptırım gücü, insanların birbirine tahammül etmesini sağlıyor.
Ama artık ekonominin bozulmasıyla, önce sosyal devlet aşındı Batı’da. Şimdilerde de usul usul demokratik haklar budanıyor. 20. yüzyılda demokrasi adına zirve yapan ülkeler, daha ziyade İskandinav ülkeleriydi; çoğulcu demokrasinin azami şekilde uygulandığı devletler.
Bugünkü konumuz da yine Abuzer Kiraz’ın köşesinden start aldı. Oradaki tartışmayı yine köşeme çektim. Demokrasi bizim buralara ne oranda uğradı? Türkiye tarihinde ve günümüzde tam bir demokrasiden söz edilebilir mi? Türkiye kurulduğundan beri tam demokrasi ile yönetilmemiştir. Zira bu bünyemize uygun değildir. Şarklı toplumlar demokrasi ile yönetilemezzz. Zira halk, demokrasinin haklar tarafıyla ilgilenir. Oysa demokrasilerde bir o kadar da ödevler hanesi vardır. Ödevler hanesi dolmadan demokrasi tam manasıyla oturmuş sayılmaz. Fakat bizim vatandaş, ödevler kısmını hiç mi hiç sevmez ve benimsemez.
Türkiye’de ayrıca bir genel merkez hegemonyası vardır. Temsilciler halk tarafından değil genel merkezden belirlenir. Vatandaş onaylar sadece. Yani seçmez. Bizdeki de bir nevi seçkinler demokrasisidir. Temsiliyet gücü oldukça zayıftır.
Kaldı ki demokrasi şart mıdır? Şarklı toplumlar, Türkiye de dâhil, ataerkil toplumlardır. Lider odaklıdır. Vatandaş hep bir baba figürü arar. Koruyan, kollayan, müşfik liderler arar.
Tarihe yön veren büyük devletlerde, demokrasi fazla gerekli de değildir. Sürekli değişen hükümetler, koalisyonlar, hükümet programları, parlamentoda uzun tartışmalar, komisyonlar labirenti falan, hep zaman kaybıdır. Oysa lider odaklı, iddialı devletler seri hareket etmelidir. Bir Rusya’yı düşünün, Çin de aynı kategoridedir. ABD de öyle. Bakmayın siz adının demokrasi olduğuna. İşte Türkiye’de benzer bir ligde oynamak istemektedir bundan böyle. O nedenle başkanlık sistemiyle devam etmelidir.
Türkiye tarihî sorumluluklarından kaçamaz. Tarihî sorumlulukları ona lider ülke konumunu dayatmaktadır. Bu, İskandinav ülkelerinde bulunan demokrasiyle yürümez coğrafyamızda. Biraz gerçekçi olmak lazım. Sadece istemek yetmez. Koşullarınız, gelenekleriniz, tarihiniz buna müsait mi ona bakmak lazım.
Türkiye güvenlikçi politikalar gütmek zorundadır ve hızlı kararlar almak durumundadır. Parlamenter sistem bünyeye uymaz. Başkanlık sistemiyle güvenliği önceleyen çizgide devam etmelidir.