İtidalli Duruş
“Geçici dünyanın kalıcı derdi olmaz”
Türkiye’nin son dönemdeki dış politikası ve diplomatik temasları dünyadan ilgi görüyor. En son New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çerçevesinde yaşananlar buna güzel örnekler sunuyor. Oradaki Türkevi adeta ikinci bir BM gibi çalışıyor. Türkevi’nin arsası 1980 öncesinde dönemin kudretli Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil girişimiyle 3 milyon dolara satın alındı ve yaklaşık 300 milyon dolarlık bir harcama ile 2021 yılında açıldı. BM binasının karşısında bulunan 170 metrelik gökdelen, Türkiye’nin New York Başkonsolosluğu’nu, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliğini, KKTC New York Ofisini ve daha pek çok kültürel ve idari birimleri barındırıyor.
Bina yapıldığı dönemde yoğun eleştiriler almıştı ve bir kaynak israfı olarak görülmüştü. Oysa şimdi anlıyoruz, bu denli isabetli bir karar verilmiş ve ülkeye bu denli önemli bir bina kazandırılmış. Türkiye’nin New York temasları ve diğer tüm diplomatik girişimleri, itidalli çabanın sonucudur. Nitekim Rus Dışişleri Bakanı Lavrov bunu açıkça dile getirerek “Türkiye mevcut savaşların yayılmamasında ve yenilerinin çıkmamasında büyük roller üstleniyor” demiştir.
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşı boyunca takındığı tavır, dünyaca takdir topladı. Barış çabaları ise neredeyse sonuç veriyordu ama Avrupa ülkeleri bunu engelledi. Sonraları tahıl koridorunda oynadığı rol, herkesçe beğenildi.
Türkiye, son çeyrek yüzyıldır tüm krizlerin merkezinde yer alıyor. Libya İç Savaşı’ndan bu tarafa, ülkelerin birlik ve bütünlüğünü savunuyor. Libya’da bunu başarmak üzere. Suriye, Irak, Yemen, Sudan konularında hep ülke bütünlüklerinin yanında tavır aldı ve bu politikalarını o coğrafyalarda ısrarla sürdürmektedir.
Azerbaycan’ın kaybettiği toprakları geri almasında yine Türkiye başroldeydi. Otuz yıl aradan sonra Karabağ anavatana kavuştu. Pakistan konusunda vefalı durdu ve Hindistan’a karşı kardeş ülkeyi savundu.
İran Savaşı’nda, İran’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterdi ve Irak tarafından ayrılıkçı grupların ABD yanında savaşa dâhil olmalarını önledi. Afrika’da birçok ülkede merkezi ve meşru hükümetlerin yanında bulunmaya devam ediyor.
Türk Devletleri Teşkilatı’nda yavaş da olsa ilerlemeler kaydedilmektedir. Buradaki en büyük sorunun finansman sorunu olduğunu düşünüyorum.
Mekke Savunma Antlaşması’nı gerçekleştirerek, İslam ülkelerini aynı savunma paktında buluşturmayı hedef alıyor. Burada Husi – Suudi çatışması Türkiye için büyük bir sınav oluşturuyor. Eğer bu hususta orta yol bulunursa, Türkiye için mükemmel bir başarı daha sağlanmış olacaktır.
Eğer bugüne değin Körfez ülkeleri ve İran, doğrudan bir savaşa tutuşmadıysa bunda da Türkiye’nin payı oldukça yüksektir. Türkiye diplomasi ve istihbaratta uyumlu bir kadro kurdu. Genç ve tecrübeli bu kadro, enerjik ve zorlu görevleri başarıyla uyguluyor.
Türkiye bir yüzyıl sonra önemli fırsatlar yakaladı ve bunu iyi değerlendirmek zorunda. Ülkenin kırılganlığını ise iç cephedeki aşırı kutuplaşma, ekonomik sorunlar ve her alandaki mafyatik örgütlenmeler oluşturuyor. Dış cephede ise kırılganlık oluşturan durum bana göre İsrail, Yunanistan tehdidinden çok, İslam dünyasının bir mezhep çatışmasına çekilme riskidir.
Türkiye gelinen noktada kırılganlıklarına rağmen, tecrübeli ve uyumlu kadroları sayesinde silah sanayisinden de aldığı güçle, dış dünyada iyi itibar sahibidir ve bunu sürdürmesi beklenmektedir.