Karanlık Mor
Gidiyorum, bilmediğim yerlerden geçiyorum. Ayaklarım çapraz, kollarım oransız ilerliyorum. Ben her şeye değil her şey bana geliyor. Çok derin dipleri, çok yüksek zirveleri olan ışık seli, ölçülemeyecek yoğunluk ve kalınlıkta buhar bulutları, kırılamayacak sertlikte buz dağları içinden geçiyorum, yönsüz. Aydınlık çok fazla, renkler bildiğim tonlardan çok farklı, gözümü kedi gibi tırmalıyor. Beynimdeki kanallardan, en hızlıdan daha hızlı gidiyor ışık, kendi hızından kat kat fazla kayıyor. Duygularım, düşüncelerim kör topal, bir arpa boyundayken bile kaç tur yemiş ve bir yerlere sinmiş durumda.
Anne ve kızı iki dişi köpeğim birbirlerine üstünlük sağlama derdinde. Hış hış… O onun üstüne atlıyor sonra diğeri. Tecavüz taklidi yapıyorlar ve mutlular.
Işıklar son hızla ve en deli tonlarında gözlerime doluşuyorlar. Vızır vızır. Sonra karanlık. Zifiri de değil alaca da değil. Hiç bir şey görmesem, karanlığa gömülsem, yollar boşalacak, dinleneceğim. Ses yok, ışık yok sanırken ama nasıl bir karanlık, tüm kurulu sistemi çökerten bir morluk. Her şey mosmor. Mor cisimler cirit atıyor. Duygular, düşünceler, mor mor iğneleniyor. İç yüzey delik deşik, mor delikler çoğalıyor. Her şey geliyor an’ı bende yaşamaya. Ayaklarım bende değil, kollarım bir ağaç dalında sallanıyor, kansız ve sararmış. Kumanda merkezi esir, uğultu derinleşiyor en küçük hücreye doğru. Ve milyonlarca hücre morarıyor.
İlkbaharda ektiğim çiçek tohumları çimlenip büyüdü, rengârenk açtı, her gün suluyorum. Yanlarına oturup nazlı nazlı salınımlarını yaşıyorum, renklerini duyuyorum. Yapmayın, etmeyin, çiçeklerimin rengiyle oynamayın, seslerini değiştirmeyin.
Köpeklerin hış hış dilleri sarkmış. Hala yorulmadılar, tecavüz oyununa devam. İlk defa argo bir sözcük kullanıyorum.
İnsanlar akıllanıyor ben zıvanadan çıkıyorum. İnsanlar kurallara uyuyor, ben uymuyorum. İnsanlar ayık, ben leyla. İnsanlar okuyor, ben kitaplarımı yırtıp hıncımı alıyorum. “Beni niye fazla aydınlattınız?” Zormuş. Hem de akla hayale gelmeyecek kadar zormuş. Çoğunluğun doğru sandığı yanlışlara, böyle gelmiş böyle giderlere direnmek, akıntıya karşı kürek çekmek.
“Göç yolda düzelir.” Yastığına yaslanıp, başı sonu belli olmayan rüyalar görmek ve yazılar yazmak.
Yeşili çürütmek. Gökyüzüne, denizlere ve okyanuslara mavi bakmak. Zamanı sarartmak. Olmayan ışıkların karşısına geçip arkasında gölge aramak. Çok uzun diye yola çıkıp, göz açıp kapayıncaya kadarlık zamana sığdırdığımız eğri büğrü yaşamı, “Yaşadım, oldu.” sanmak.
Metnin, sanki hızla değişen ışıklar ve renkler arasında savrulan bir iç monolog gibi akıyor. Görüntüler bazen taşkın, bazen keskin; gerçek ile hayal arasındaki sınırlar bilerek bulanıklaştırılmış gibi. Okurken bir yandan yoğun bir duyusal baskı hissi geliyor, bir yandan da bu karmaşanın içinde anlam arayan bir bilinç. Dilin yer yer şiire, yer yer parçalanmış bir düşünce akışına dönüşmesi metni güçlü ama zorlayıcı kılıyor. Sanki her şey aynı anda oluyor ve okur da o akışa zorla dahil ediliyor.
Kaleme alınan satırlar; varolanı tekrarlamak, bazen kabullenişteki zorlanmalar, güzelliklerin yok olması kaygısı, düş ile gerçeğin tatlı düellosu gibi…. Kalemine ve emeğine sağlık Sevgili Kemal Kırmızı…
Ne yaparsak yapalım tam yaşamış olmayacağız. Ama çabalamış olacağız. Mesele bir yere varmak degil zaten yolda olmak… Renk cumbusunde tasvirleriniz. Fikrinizi sağlık
”Yaşadım oldu” sanmamak adına tüm bu renkleri hayata katmak lazım o zaman… Sarıyı, maviyi, belki de en fazla moru; çünkü moru çok severim 💗 Bir de üzerlerine not iliştirmek lazım: “Yaşadım oldu, sanmadım, gerçekten yaşadım. Yaşarken dokunduklarımda da birer iz bıraktım; nereden geçtiğim, nasıl yol aldığım bilinsin diye… Bilinsin ki, o da yaşamış densin.
Varoluşun en kırılgan, en kaotik ve en sahici hâllerine dokunan güçlü bir metin. “Karanlık mor” sadece bir renk değil; zihnin, bilincin ve insan olmanın sınırlarında dolaşan bir deneyime dönüşmüş. Zihnin, duyguların ve varoluşun içinden geçen o yoğunluğu kelimelere dökmek kolay değil. Her okuyan aynı anlamı bulmayacak belki ama mutlaka kendi içindeki bir yere temas edecek. Kaleminize sağlık.
Kemal Bey, yazın harika!..
Yaşamın geçiciliğini,maskeli mutlulukları ve insan ilişkilerindeki o bilgiçlik hallerini o kadar yalın anlatmışsınız ki okuyucuyu düşünmeye zorluyor.
Yazının içindeki “morlaşma” vurgusu ise edebî açıdan bence metnin zirve noktası olmuş.
Zamanın nasıl hızla geçtiğini ve her şeyin o son demde bir renk değişimine(mor) büründüğünü vurgulaman çok etkileyici.
Yaşamı böylesine derin gözlemleyen kalemin hiç susmasın,yürwğine sağlık!..
Tebrikler Kemal bey kaleminize sağlık 👏👏